"Hayat, Onunla Birlikte Akınca Güzel"

Fırat Neziroğlu, Sanatçı-Tasarımcı / 22 Mart 2022
Fırat Neziroğlu, su ile olan hikâyesini yazdı: "Adım Fırat, su gibi geldiğim yerin şekline bürünüyorum hep... özüm de su, sözüm de su."

Su. Akıyor... Çağlar öncesindeki destanlardan Akhilleus'un karşısında dile gelen bir ırmakta. İçine dalıp çıktığında seni tüm kötülüklerden koruduğuna inanılan bir başkasında. Mezapotamya'da.... Ozanın; “Akıyorum kendimi, akıyor üç suda zaman” dediği şiirinde… Yazarın; hesabı kapanmamış hiçbir şey kalmasın diye aktığını söylediği kitabında. “Oysa sen bir nehirsin ve nehirler durmaz” şarkısının sözlerinde. Anadolu'da... Bir masal düşünürünün, derelerin suyuyla ant içildiği zamanları anlattığı masalında…*

Tam şimdi ise; Fırat Neziroğlu’nun, kendi hayatını, su gibi olmayı anlattığı yazısında:

Su Gibi...

Hayat karşımıza engeller çıkardığında canımız yanar, genelde bu engelleri aşmaya çalışırken karşımızdaki duvara yumruk atan ellerimizin acıması gibidir bu durumlar. Oysa engellerin hep bir başı, bir çatlağı, bir sonu vardır. Su gibi boşlukları bulup geçmek, arasından akıp yola devam etmek, inatla bu engellerin önünde zaman geçirmemek müthiş bir rahatlık.

Şimdi, oturmuş beylik laflar ediyor, ya da zaten bildiğimiz şeyleri yazıyor, diyebilirsiniz. Oysa 30'lu yaşlarımın başında doktor karşıma dikilip de "Artık yapacak bir şey kalmadı" dediğinde; İzmir'deki topluluğum ModernDanceLab ile hemen sahneye bir klasik bale-modern dans eseri koydum. Bol bol alkış aldım, ne kadar iyi geldi. Üstelik o sıralar yanlış bir ameliyattan dolayı sağ tarafım felç olmuştu.

Sahnede alkışı aldım, kendimi çok iyi hissettim. Olmak istediğim yer, hissetmek istediğim coşku için her zaman kendime alanlar yarattım. "Dokuma ile hayat mı geçer?", diyen dokuma hocalarıma rağmen bugün dokumalarım ile dünyayı geziyorum. Gittiğim yerlerde "Bunlar harika işler" denildiğinde, "Doğduğum topraklarda herkes bunlardan yapabiliyor" demek çok büyük haz. Tek başıma zorlanırken, bir arada üretmenin, düşünmenin, yaşamanın keyfini sürüyorum. Ama hep tek başıma dokuyorum...

Yaptığım işlerde hep, "Olmaz, yapamazsın, hatta bu yaptıkların dokuma bile değil", diyenler oldu. 20 yılı geçti; eğlenmeyi hiç unutmadan bir de çok severek, vazgeçmeden her gün en az bir satır dokuyorum. Tek kolumu kullanamadığım günlerde bile dokudum.

Hastane serüveni devam ederken, fizik tedavi sürecinde hastanenin içinde, Paris için bir kadın koleksiyonu dokudum. Hayatımın en renkli işleri o zamanlar çıktı. Hayatta hep iyi ile kötü bir arada. Bunu anlayınca ne iyi kalıyor, ne kötü... hepsini anlamaya çalışınca muhakkak kendinden bir parça buluyor insan.
Zaten dünyanın dörtte üçü su ise her şey yine kendimizde var demek.



Şu hayat denklemi çok basit. Kimseden bir şey beklemeyip, kendin için, kendi başına hareket etmeye başladığında mutlaka hedefine ulaşıyorsun. İzmirli küçük bir dokumacıyken ve dünyadan haberim yokken, ilk eserimi Londra Sotheby's'de, ilk defilemi New York Fashion Week'te sergiledim. Şu anda Londra, Paris, Lizbon, New York ve Adelaide'de önemli galeriler tarafından temsil ediliyorum. Bütün bu olanların, içimden sular seller gibi taşan sevgiden kaynaklandığına adım gibi eminim. İçimden geçen ne varsa mutlaka buluyor beni.



Dokumada kendime ait bir tekniğim var, ismimle anılıyor, yurtdışında pek çok üniversitede ders olarak anlatılıyor. Hakkımda iki yüksek lisans tezi yazıldı, yaşarken literatüre girdim. Ama bu tekniği "Harika işler yapmalıyım, kimsenin olmadığı gibi olmalıyım" diyerek bulmadım, aksine "Daha az dokursam daha çok eğlenirim" diyerek oldu olanlar. Dokuma çok uzun süren bir eylem. Ben dokurken sınıf arkadaşlarım geziyor, coşuyor, gününü gün ediyordu. Baktım böyle olmayacak, bazı yerleri boş bırakmaya karar verdim. Zamanla, boş bıraktığım yerler boş görünsün, diyerek misina üzerine dokumaya başladım. Yeni düğüm kombinasyonları deneyerek bugünkü tekniğime ulaştım. Hem dokumaktan vazgeçmedim. Hem bolca gezip eğlendim.

Mısrî'nin sözü bana hep ders olmuştur; "Derman aradım derdime, derdim bana dermanmış, delil aradım aslıma, aslım bana delilmiş".

Bu teknik öyle bir yere geldi ki, önce Norveç Kraliyet Ailesi himayesinde Oslo'da bir sergi açtım. Ardından Tayland Kraliçesi Queen Sirikit'in doğum günü kutlamaları ile Tayland'a davet aldım, bana ülkeyi gezdirdiler ve Kraliçe için bir kumaş dokudum ve Tayland Krallığı'nın marka elçisi seçildim.

O sıra arkadaşlarımla çok gülüyorduk bu duruma, "Şimdi Elizabeth düşünsün" diyerek. Derken pandemi öncesi Londra'dan gelen bir istekle Queen Elizabeth'in bir portresini dokudum ve gönderdim.



Hep portreler dokudum, göz göze bakışmak, anlaşmak, anlatmak için dokudum. Sergilediğim portrelerimin önüne banklar koydum ki gelip gözgöze bakışın, anlaşın, kendinizle göz göze gelin istedim. Şimdi Maçka Sanat Galerisi'nde son portrem sergileniyor. Artık gözlerimi kapattım. İçimdeki denize doğru yolculuğa çıkıyorum. İçimdeki denizde akıntıyla eş yüzen balıklarımı dokumaya başladım. Hayat yine güzel bir organizasyon yaptı. Kendi galerimde portrelerim, Maçka Sanat'ta son portrem ve Art Week Akaretler'de ilk balığım eş zamanlı sergileniyor...



Hayat gerçekten eğlenince, onunla birlikte akınca çok güzel.

Demem o ki su gibiyiz aziz dostlar. Fiziksel olarak da zihinsel olarak da...

Kendimi aradığım zamanlar, kimim ben diye düşündüğüm zamanlar, kimlik aramaya değil de kim olduğumu anlamaya çalıştığım zamanlarda birşeyler karalamıştım. Sizlerle paylaşmak isterim.

Su girdiği kabın şeklini alır. Adım Fırat, su gibi geldiğim yerin şekline bürünüyorum hep... özüm de su, sözüm de su. Durmaz bir yerde akar gider...

Hiçbir yere, yöreye, gruba, yola ait değilim. Yaptığım şeylere körükörüne bağlı değil, hiçbir şeyin kölesi değilim.

Tecrübelerimle geldiğim bugün her şeyi bir kenara bırakabilirim. Sabaha kadar bitirmem gereken bir çizim için uğraşıp, sabaha karşı her şeyi bir kenara bırakıp boş bir sayfaya yeni bir çizgi atabilme cesaretim gibi, bugüne kadar yaptığım her şeyden de vazgeçebilirim.

Ne bir dokumacı görürsünüz bende, ne bir dansçı, ne bir yogacı, ne bir şifacı. İplikler beni tanımlamaz, esneklik beni tanımlamaz, doğada pozlar, veganlık beni tanımlamaz, metafizik ya da gerçeklikle de beni tanımlayamazsınız.

Her şeyin bir bütün olduğuna inanırım. Herkesten bir parçam olduğuna, herkesin benden bir parça bulduğuna inanırım. Öylesine yokum şu hayatta, öylesine varım herkesin bir köşeciğinde.

Ufaklıklar bana mesaj yazıyorlar özelden. "Fırat Abi sen ne iş yapıyorsun? Biz senin ne iş yaptığını hiç anlamıyoruz." diyorlar. Tanımlamaya gerek var mı? İnsanım ben. Hayatı yaşıyorum.

Üniversiteden istifa ettiğimde "Dokuma sanatıyla hayat mı geçer? Sürünürsün" diyen hocalarım oldu. "O zaman bu bölüm neden var?" diye sormadan, "dokuma sanatıyla da hayat geçer, hem göçmen kuşlar bile çok uzaklara uçarken aç mı kalmış? Hepimizin yiyecek bir lokması var" diyip çıktım yola.

Ben bir insanım, hayatı yaşıyorum. İşim bu benim... okuduklarımı, duyduklarımı deneyimlemeden aktarmayan bir insanım. Hayallerimin peşinden koşan, korkmadan yaratma cesaretine sahip bir insanım.  Hiçbir şeyi gösteriş için yapmayan bir insanım. Varsa var, yoksa yokluğumla oyun oynamayı bilen bir insanım.

Her yeni günde değişen, bir günü diğerini tutmayan bir insanım. Dengesiz mi derler? Desinler, hayatla oyun oynayan bir insanım. Bu hayata gelirken verdiğim sözü unutmayan bir insanım.

Unuttuğum zamanlar olmadı mı? Oldu, dibine kadar unutup sona geldiğimde vazgeçen bir insanım.

Birçok çocuğum var. Birçok üniversitede, pırıl pırıl... hepsinin gözlerindeki ışıkla aydınlanan bir insanım.

Sonu olmayan, yaşla ölçülmeyen, sınırları çizilmemiş bir hayatın içinde herkesten bir parçayım. Çocuklarıma, dostlarıma nasihatim yoktur, bu kadarcık sözü olan bir insanım.

 

* Giriş metninde alıntı yapılan kitaplar sırasıyla: Homeros; "İlyada", Cengiz Bektaş; "Mor/Üç Su", Murathan Mungan; "Hamamname", Özcan Yüksek; "Bir Kahraman Gibi Yaşa". Alıntı yapılan şarkı: Pinhani, Nehirler Durmaz


İlişkili Haberler
Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
  • Sadık KUTLU (CAKOVİÇ) geçen ay Sevgili Fırat, gurur duydum. Ne güzel özetlemişsin hayatı ve yaşamayı. Sanat tarafını yorumlamaya bile gerek yok, MÜKEMMMEL... Başarıların daim olsun. Selam ederim paşa.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :