Paris'te Bir Gece Yarısı

Yasin Karagöz, Konsept Tasarımcı / AUTOBAN / 07 Mart 2024
"Tasarımcı seyahat etmeli, gezmeli, görmeli, dokunmalıdır" diyen Konsept Tasarımcısı Yasin Karagöz, yanına eskiz defterini de alarak gerçekleştirdiği Paris seyahatine dair deneyimlerini ve gözlemlerini Kentin Tozu'nda paylaştı.

Fotoğraflar: Yasin Karagöz

Tasarımcı olarak ürettiğimiz herşey görüp, dokunup deneyimlediklerimizin toplamıdır. Tasarım bu yüzden sadece günün saat 9-5’i yapılabilecek bir iş değildir. Sürekli düşünürsün, ararsın... Bunu bazen bir film izlerken, kitap okurken ya da çok sevdiğin bir resme bakarken yaparsın. Bu yüzden tasarımcı seyahat etmeli, gezmeli, görmeli, dokunmalıdır. 

Tasarımcı olarak bizler her zaman yoğun bir tempo içerisinde üretiriz. Bu temponun bana yıl içinde seyahat yapma nefesi aldırmadığını fark ettiğimde, bu yıl kendime Milano ve Paris fuarlarını hedef koydum. Önünde bir hedef olduğunda ona yaklaşmak için gereken fedakarlığı gösterme ihtimaliniz çok daha yükseliyor.

Bu sene 16-22 Ocak 2024 tarihinde Paris’te gerçekleşen Maison&Objet fuarına bu amaçla katıldım ve şehirde bir hafta kaldım. Bu gerçekten harika bir deneyimdi. Bu deneyim bana hem yüksek tempomun arasında nefes almam için gereken boşluğu sağladı. Hem bir hafta boyuncu Paris’in müzelerinde vakit geçirebildim, hem de fuarda tasarım dünyasındaki yenilikleri gördüm ve insanların ne kadar harika işler yaptıklarına şahit olarak masama dönmek için can attım. 

Dünyada dijitalleşmenin tavan yaptığı günümüzde her şeyin tanımı değişirken, fuarcılığın ilk başladığı ve dünyada yeni bir dönemin açılmasını sağlayan, 1851’deki Londra büyük sergisinden bu güne kadar şeklini değiştirmemiş olmasını önemsiyorum. Bilgiye erişmenin çok kolay olduğu ve bunun aynı zamanda bilgi kirliliğine de neden olduğu günümüzde emek ve çaba ile bilgiyi edinmek hem çok kıymetli, hem de çok kalıcı. 

Ayrıca bu kez yanıma eskiz defterimi de aldım. Hatırlamak istediğim anların fotoğraflarını bir saniyede çekip yürümeye devam etmek yerine, o komposizyona sabit bir şekilde bir süre inceleyerek, hem her detayını keşfetmeye hem de o anı; kompozisyonun etkiliyiciliğiyle, kuşların uçuşuyla, güneşin yönüyle yani her şeyiyle hatırlamak istedim. Bu konuda beni teşvik eden ve bunun benim için bir alışkanlığa dönüşmesine vesile olan arkadaşıma teşekkür ederim.

 

Henüz üzerinden yüz yıl bile geçmemişken, yakın bir geçmişte Almanların işgali ile ve İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıcı etkilerine maruz kalmış bir şehrin bu kadar bakımlı olması beni gerçekten şaşırttı. Neredeyse, hiç bakımsız bir bina ve bir sokak görmedim diyebilirim. İçinden arabaları çıkarsak, sanki XVII. yüzyılda bir seyahate çıkmış gibi hissettim kendimi.

Eski yapıların farklı fonksiyonlarda günümüzde kullanılıyor olması, yapıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için en güvenli yol. Bunlardan biri O’rsay Müzesi. Aslında bir tren istasyonu olarak 1900 yılında inşaası tamamlanan bina, 1986 yılında müzeye çevrildi. İçeresinde Monet, Degas, Cezanne gibi ünlü ressamların eserlerini barındırıyor. Şansıma oradayken Van Gogh’un hayatının son yıllarındaki eserlerine odaklanmış harika bir sergiyi görme fırsatım oldu. Girişte önceden rezervasyonum olmamasına rağmen çok fazla sıra beklemedim. Bilirsiniz, turist olmak demek sıra beklemek demek aynı zamanda. 

İşlev değiştirerek varlığını sürdüren bir diğer yapı ise Louvre Müzesi. XII. yüzyılda saray olarak inşa edilen ve günümüzde dünyanın en büyük koleksiyonuna sahip müzesi olarak bilinen Louvre Müzesi'ni gezmiş olmak harika bir deneyimdi. Yine, elbette rezervasyonum olmamasına rağmen yağmur altında çok sıra beklemeden müzeye girebildim.

Her iki müzeyi gezmem dört saatten fazla zamanımı aldı. Hem mimariyi, hem eserleri inceleyebilmek harika bir deneyimdi. Yüksek lisans yapan ve tez döneminde olan bir tasarımcı olarak tezimde bahsettiğim eserleri ve mekanları görmek çok verimli oldu. Ve elbette sadece, başka bir coğrafyada, başka bir kültürün yaşandığı ve başka bir dilin konuşulduğu bir yerde olmak bile kendi başına çok ilham vericiydi. Fransa'nın ünlü kafelerinde cappucino içerken kruvasan yemek, metroya binerken bile Art Deco’nun harika örneklerini görmek çok keyifliydi.  

Bu, fuar için planlanmış bir seyahat olsa da, mimari bir seyahatte oldu benim için. Bu yüzden tezimde de bahsettiğim Villa Savoy’u görmeden olmazdı. En başta bu kararı verdiğimde şehre bu kadar uzak olduğundan hiç haberim yoktu. Savoy’u görmek için şehre gidiş ve gelişim toplam 4 saatimi alsa da buna kesinlikle değdi. Savoy’u ilk gördüğüm anı hatırlıyorum, kendimi ünlü bir oyuncuyu görmüş gibi hissettim.

Le Corbusier’nin tasarladığı Villa Savoy XX. yüzyıl modernizminin en büyük örneklerinden biri. Yapı, mimarın bahsettiği modern mimarlığın 5 temel ilkesinin bütün adımlarını yansıtmaktadır. Günümüzde bir müze olan yapının giriş ücreti 10 Avro. Dünyanın en ünlü yapılarından birine girerken, kapıdaki Tunuslu görevlinin bana Türkçe olarak "hoşgeldiniz" ve giderken de "güle güle" demesi de çok hoş bir sürpriz oldu benim için. Dünyayı şekillendiren mimari yapıları kitaplardan öğrenmek yerine görmek çok güzel bir deneyim.

Her günümü planlayarak dolu dolu geçirdiğim bir haftalık Paris seyahatimden birçok anı ile döndüm. Hatta ara ara çektiğim fotoğraflara tekrar bakarak başka detayları fark etmek, bana görsel bir arşiv oluşturmanın bir tasarımcı için faydalı bir alışkanlık olduğunu gösterdi. Bir sonraki seyahatim için şimdiden Milano fuarına biletimi aldım bile.  


Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
  • Bahadır Peksezer geçen ay Beni de Paris veya diğer yurt dışı seyahatlerimde farkettiğim; mekanların her haliyle insan ölçekli ve üzerlerinden 100 yıl geçse de kullanıma devam ettiğini görmek eski ve yeninin birlikteliği, eskiyi bozmadan yıpratmadan işlev kazandırılması etkilemişti. Bir metro istasyonu, bir kilise, bir park bir bina her haliyle yaşamın içindeydi. Bizde ise aynı mekanlar kirli kırık bozuk veya bir zümreye ait veya halktan gündelik dünyadan kamudan kopuk.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :