Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

Yves Saint-Laurent Paris'i Tekrar Ele Geçiriyor

E. Seda KAYIM / 23 Temmuz 2010
Yves Saint-Laurent, hiç kuşkusuz 20. yüzyılın yalnızca en önemli modacılarından değil, aynı zamanda en ikonik tasarımcılarından biri olarak gösterilebilir. Dior moda evinin 1958 yılında ve sadece 21 yaşındayken küllerinden doğmasını sağlayan, 1960'lar ile birlikte kendi ismi altındaki moda evini kuran ve burada kült statüsünde çok sayıda silüet yaratan Saint-Laurent, çok coğrafyalı, cinsiyetler arası ve ilhamını doğrudan sanattan alan etkili tasarımlarının kapsamlı bir retrospektifi ile Paris Petit Palais'de ağırlanıyor.



Moda tasarımı hakkında "Belki doğrudan bir sanat dalı olmayan, ancak var olabilmek için mutlaka bir sanatçıya ihtiyacı olan bu disipline karşı her daim büyük bir saygı duydum" diyen Yves Saint-Laurent, 2008 yılında vefat etmişti. Ancak henüz 2002 yılında emekli olarak Pierre Bergé ile birlikte kurduğu moda evini bırakan Saint-Laurent'in, "Pierre Bergé-Yves Saint Laurent Vakfı" ve Paris Güzel Sanatlar Müzesi işbirliğinde gerçekleştirilen sergisi, tasarımcının ölümü ardından açılan en büyük ve kapsamlı sergi olma özelliğini taşıyor.


Saint-Laurent'in "Trapeze" koleksiyonundan.Görsel: YSLRetrospective.

300'ü aşkın farklı hazır ve özel dikim kıyafeti, tasarımcının kariyerinin dönüm noktalarını ve önemli kavramlarını aktaran/hatırlatan 15 ayrı tematik oda içerisinde bir araya getiren sergi, bu anlamda 20. yüzyıl moda tasarım tarihinin de bir tür "geçit töreni" olarak karşımıza çıkıyor. Etkinlik Saint-Laurent'i, "Dior yılları"nın meşhur "Trapez" koleksiyonundan 1971 senesinin II. Dünya Savaşı dönemi esinli ve "büyük bir şaka" olarak adlandırılan şovuna, oradan da 1987 tarihli bir diğer skandala, ekonomik kriz ortasında podyuma salınan 10 bin Dolarlık mücevher ile kaplanmış ceketlerin yarattığı "yuhalama"ya kadar takip ediyor.




Tasarımcının sanat ile kurduğu ilişkiselliğe de değinen retrospektif, moda tasarımı ve geleneksel sanat kampları arasındaki ayrımı iyice muğlaklaştıran Saint-Laurent'in bu anlamdaki üretimlerinden örnekler sunuyor. Piet Mondrian'a saygı duruşu niteliği taşıyan ve yine kült mertebesine ulaşan tek parça elbise, Van Gogh ve Matisse'in çizimlerine referans veren tasarımlar "Through the Looking Glass of Art" (Sanatın Penceresinden) isimli bölümde bir arada irdelemeye açılıyor ve tasarımcının "sanat ile diyalogu"na bir bakış atıyorlar.


Görsel: YSLRetrospective.

Bir "haute-couture" tasarımcısı olarak hazır giyim (prêt-à-porter) koleksiyonu oluşturmak ve siyahi bir mankeni defileye çıkarmak gibi "ilk"lere imza atan Saint-Laurent'in kariyerindeki bir diğer "ilk" olarak tanımlanabilecek, giyimde cinsiyet ayrımlarını kaldıran tasarımlar da sergide büyük yer teşkil ediyor. Bu üretimleri "Cinsiyet Devrimi" isimli bölümde yer alan Saint-Laurent'in, erkek giyimi ile özdeşleşmiş askeri giyim, tulum, pantolon takım ve smokin gibi parçaları nasıl kadın silüetine uyarladığı gözler önüne seriliyor. Ve şu ifade ekleniyor: "Coco Chanel kadınlara özgürlük verdi; Yves Saint-Laurent ise güç…"


Görsel: YSLRetrospective.

Yves Saint-Laurent Retrospektif sergisinin belki de en özel niteliği, tasarımcıyı bir aktör olarak ele almasında yatıyor. Örneğin seyahat etmeyi hiç sevmediğini belirten Saint-Laurent'in "Şayet Hindistan veya Mısır üzerine fotoğraflı bir kitap okursam, hayal gücüm benimle birlikte uzaklara koşar. Çoğu muhteşem yolculuğumu bu şekilde yaparım" ifadesi, serginin "Hayali Seyahatler" temasına altlık oluşturuyor. Dolayısıyla tasarımcının İspanya'dan Çin'e, Afrika'dan Rusya'ya uzanan kostüm geleneği ile kurduğu ilişkinin örnekleri de, bu gerçek üzerinden sunuluyor.



Öte yandan aktörün kendi içindeki çelişkileri, buhranları ve tutkularının da birer tema olarak değerlendirilmesi, karşımızdaki figürün her şeyden önemlisi bir "özgül bir kişilik" olduğunun kavranmasına yarıyor. "Gerçek Stüdyo/Zihinsel Stüdyo" (Real Studio/Mental Studio) bölümü içinde tasarımcının fiziksel stüdyosu ile "sanatçıların, yaratıcı işlerin, sanal ve gerçek bireylerin yer aldığı hayali stüdyosu"nun, bir tür ayna yansıması gibi karşı karşıya getiriliyor. "Projeksiyon Odası"nda (Projection Room) ise belki de bu hayallerin farklı yansımalarına ve özellikle de "aşk" temasının Saint-Laurent için vazgeçilmezliğine değiniliyor.

"Moda geçicidir, stil ise ebedi" diyen Yves Saint-Laurent'in hikayesini, son ürünleri dışında yüzlerce fotoğraf ve çizimin de eşliğinde aktaran sergi, 29 Ağustos'a kadar Paris Petit Palais'de görülebilir.
İlişkili Haberler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları