Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

“Kamusal ve özel, açık ve kapalı mekanların kesiştiği projeler favorim”

03 Şubat 2011

Kendinizi en çok hangi alanda yetkin hissediyorsunuz? Yapmaktan keyif aldığınız projeler hangileri? Portfolyonuzda kültür merkezi projelerinin yoğun olduğu göze çarpıyor.

Kamusal kullanımı olan, kültür ve sanatla ilgili projeler üretmeyi seviyorum. Küçük ya da büyük ölçekli olsun, kamusal alan bana daha ilgi çekici geliyor. Çünkü örneğin ev iç mekanı gibi özel bir proje yaptığınızda projenizden, yalnızca onu kullanacak birkaç kişi faydalanıyor. Halka açık bir yapı tasarladığınızda ise daha geniş bir kitle tarafından kullanıldığı için daha büyük mutluluk duyuyorsunuz. En ilginci de doğal ve yapılı çevrede, kamusal ve özel alanların, açık ve kapalı mekânların iç içe girdiği, kesiştiği ve bütünlük içinde olduğu projeler bence.

Zaten yaptığınız çalışmalar arasında kamusal alan ve kamusal sanat ile ilgili pek çok sergiye rastlıyoruz. Hafriyat sergileri, İmkanmekan projesi…

Hafriyat grubu sergilerinin birkaçına aralarında arkadaşlarım olması dolayısı ile katılmıştım. İmkanmekan ise, geçtiğimiz senenin ortalarında tanıştığım ve dahil olduğum bir oluşum. Şu an için herkes kendi işinde gücünde ama tekrar bir araya gelip güzel işler yapılabilir.


‘avlu çay bahçesi' mimari tasarım. o/ Yiğit Adam. APA emlak, İstanbul, Türkiye 2005.


Katıldığınız sergiler arasında en çok dikkatimi çeken, "Shrinking Cities" (Çeken - Büzüşen Kentler) atölyesi kapsamında hazırladığınız "katlanmalı kapılar" yerleştirmesi oldu. Biraz projenizden bahsedebilir misiniz?

Bauhaus Dessau Vakfı'nın davetlisi olarak "Shrinking Cities" çalışmasına katılmam biraz şans eseri oldu. Teklif, göçmenler üzerine işler üreten sanatçı arkadaşım Esra Ersen'e gelmişti. O projeye katılamayınca, ekonomi ve mimarlık okumuş olmam nedeniyle etkinliğe beni önerdi. Ben de kabul ettim. Sinema, sosyoloji, işletme, mimari, güncel sanat dallarında çalışan, Türk ve Alman katılımcılardan oluşan on kişilik bir gruptuk. Herkes paralel fakat bağımsız işler üretti ve sonuçta ortak bir sergi yaptık. 2005 UIA toplantısı ile bağlantılı bir etkinlik olduğundan projelerimiz, hem Almanya'da hem de Türkiye'de sergilendi.

1960'larda Doğu Almanya'daki "Neustadt"larda (yeni şehirler) prekast sistemle inşa edilmiş toplu konut blokları (plattenbau) vardır. Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Doğu Alman kentleri Batı'ya göç verdiği için bu bloklarda da bir nüfus azalması olmuş. Ayrıca burada kalan insanlar da, bahçeli, az katlı ve daha sıcak malzemeli evleri tercih etmişler. 

Çalışmalarımız süresince biz de bu yüksek toplu konutları içinde yaşayarak deneyimledik ve topraktan bu kadar kopuk bir biçimde yaşamak hiç hoşumuza gitmedi. Aslında Türkiye'deki toplu konutlar ile kıyaslandığında çok daha kaliteli yapılar ama % 40 oranda boşlar.

"Shrinking cities" meselesi dünya genelinde yaşanan bir durum. Pek çok eski endüstri kentinde, fabrikalar işlevini yitirdikten sonra, nüfusun yer değiştirmesiyle birlikte kentte çöküntü bölgeleri oluşuyor. Bu boşalan binaları ayakta tutmanın maliyeti yüksek olduğundan yıkmayı tercih ediyorlar.

Bizim atölye çalışmasını gerçekleştirdiğimiz mekan da yıkılması planlanan eski tren istasyonuydu. Bence çok güzel bir yapı. Çevrede ilkokullar, sosyal tesisler vardı ve hepsini dinamitlerle, kepçelerle yıkıyorlardı. Biz de projelerimizde bu konuda alternatif ne gibi fikirler üretilebileceği üzerine odaklandık.



"katlanmalık kapılar" temasını nasıl seçtiniz?

Kapılarla ilgili bir proje yapmak istedim. Binalar yıkılacakları için istediğiniz yapı elemanını alabiliyordunuz. Mesela gelip alüminyumları vs söküp satan tüccarlar vardı. Ben de hurda kapılarla bir şey yapayım dedim. Kapıları alıp, diyagonalden kesip sonra da katladım.


Bu şekilde ‘katlama' ile kentsel demonte mobilya modülleri tasarlayıp, orada yaşayanlarla birlikte çalışarak montajını yapıp, sergi süresince kullanılmalarını sağladım.

Kapıların katlanması fikri de şuradan ortaya çıktı: Bir yanda sağlam bir konut stoku var, diğer yanda evsiz barksız bir dolu insan. Aslında kapılar tamamen açılsa, ya da katlansa, yani vize sorunu olmasa, birçok insan gelip bu boş evlerde yaşayabilir. Zaten burada da halihazırda kaçak olarak gelen göçmenler yaşıyordu.


A. Defne Önen ile
Projeler ve Diğer Çalışmalar
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları