Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

“5366 Sayılı kanunun ismi bile hatalı”

05 Şubat 2008

 

En başta kanunun adına karşı olduğunuzu söylediniz. Kanunun adına neden ve hangi noktalarda karşısınız?

 

Kanunun adında "yıpranan varlıkların yenilenerek korunması" ibaresi yer alıyor. "Yenileyerek korumak" korumanın bir usulüdür. Siz kanunun adını daraltamazsınız. Bir kanun yapılırken, kanunun adı genel ve soyut, içi ise özel ve somut olur. Bu kanunun ise ismi dar, içini açmaya çalışıyoruz, bu yanlış.

 

Karşı çıktığım ikinci nokta ise "yaşatılarak kullanılması" ibaresi. Böyle dersek amaç kullanmak olur. Oysa amaç yaşatmak! "Kullanılarak yaşatılması" demek gerekiyor.

Siz daha kanunun adında hatalısınız, kanunun adı eleştiriliyorsa eğer bu, kanunu oluşturan siyaset eleştiriliyor bu siyaset hatalı demektir..

 

Kanun, adı itibariyle de, daha çok tarihi ve kültürel taşınmaz varlıklara yönelik bir kanun gibi duruyor, fakat kentsel dönüşümü öngörüyor...

 

Kanun her ne kadar tarihi ve kültürel taşınmaz varlıklara yönelmiş görünse de, bu maske altında tamamen kentsel dönüşüm yapmaktadır. Kanunun uygulaması da kentsel dönüşüm uygulamasıdır.

 

Kanunun içeriğine geldiğimizde ise çok genel tanımlarla karşılaşıyoruz...

 

Evet, 5366'nın birinci maddesi şöyle; "Bu yönetmeliğin amacı, yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş; kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ve bu bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişimine uygun olarak, yeniden inşa ve restore edilerek, bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları oluşturulması, tabii afet risklerine karşı tedbirler alınması, tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması ile ilgili esas ve usulleri düzenlemektir."

 

 

Buradaki "Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit olarak tespit edilmiş bölgeler" tabiri genel bir tabir ve bunun özelleştirilmesi gerek. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun almış olduğu ilke kararlarında, "arkeolojik sitler"le ilgili kararlar mevcut. Yine bu yüksek kurul 2005 senesinde "kentsel arkeolojik sit" tanımını yapmış ve "kentsel sit kavramını" oluşturmuş. Yani "sit" kavramı "arkeolojik sit", "doğal sit", "tarihsel sit", "kültürel sit" ve "kentsel sit olmak üzere beşe ayrılıyor. Kanunda bahsi geçen "sitler" hangi sitler? Bu kanunda "sit" diyemezsiniz, hangi sitlerden bahsettiğinizi açıkça belirtmeniz gerek.

 

Ayrıca "yeniden inşa ve restore edilerek, bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları oluşturulması" enteresan bir kavram. Bu sit alanının içerisinde ticaret var ise "ticaret alanı", turizm var "turizm alanı" oluşturabilirsiniz. Orası yerleşim alanı değilse siz oraya yerleşim alanları yapamazsınız ya da yerleşim alanı ise oraya sosyal donatı alanı yapamazsınız. Fakat kanun her yere her şeyin yapılabileceğini söylüyor.

 

Yani kanun, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun yaptığı tanımlarla ve aldığı kararlarla örtüşmüyor mu?

 

Şimdi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun yaptığı kentsel sit tanımı ile 5366 sayılı yasanın uyuşup uyuşmadığına bakalım. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun yaptığı kentsel sit tanımı şu: "Kentsel sitler mimari, mahalli, tarihsel, estetik ve sanat özelliği bulunan ve bir arada bulunmaları sebebiyle teker teker taşıdıkları kıymetten daha fazla kıymeti olan kültürel ve tabi çevre elemanlarının birlikte bulundukları alanlardır." Bu tanımda çevreyi de işin içine katıyoruz, fakat 5366'da ne çevre ne de peyzaj var!

 

Çevre ve kent birbirinden ayrılmaz bir bütündür. 56. maddede çevre hakkının tanımı, "Sağlık ve mutluluğun sadece bir beton binada değil onun sağlıklı bir çevre içinde olmasıyla olacaktır" şeklinde.


"Sulukule Yenileme Projesi'ne Hayır!"
Sulukule için hala bir umut olabilir mi?
Yenileme Projesinin Mimarları Projeyi Anlatıyor
"En çok İstanbulludan bile daha çok İstanbulluyuz"
İstanbul Barosu Kent ve Çevre Komisyonu Başkanı Avukat Ömer Aykul ile Sulukule'deki "hukuk" üzerine
Dünya üzerindeki en eski roman yerleşimi; Sulukule
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları