Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

Pixar Filmlerinden Alınacak 4 Büyük Mimarlık Dersi

Gizem ŞAHİN / 18 Ağustos 2015

Pixar filmlerinin mimarlara öğrettikleri hakkında Anastasia Sekalias ve Kathryn H. Anthony tarafından hazırlanmış olan yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.



Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Pixar filmleri dünyanın dört bir yanından büyük bir izleyici kitlesine ulaştı. Oyuncak Hikayesi (Toy Story), Yukarı Bak (Up), Kayıp Balık Nemo (Finding Nemo) ve Sevimli Canavarlar (Monsters, Inc ) filmleri sadece çocukları değil yetişkinleri de etkiledi. Pixar dünyası, sinemanın dışında temalı parklar, oyunlar ve oyuncaklar gibi ürünlerle de hiçbir yazarın, eğitimcinin ya da mimarın yaklaşamayacağı kadar büyük küresel bir etki yarattı.

Pixar'ın sinema dünyasındaki yeri sıklıkla konuşuluyor olsa da, mimarlıkla olan ilişkisi şimdiye kadar pek tartışma konusu olmadı. Pixar filmlerinin en büyük özelliklerinden biri, günlük yaşantımıza yakın ve inandırıcılığı yüksek mimari dünyalar kurgulamaları. Bu sebeple Pixar'ın kurgusal dünyaları aslında çevremiz hakkında eleştirel düşünmeyi teşvik eden yeni bir araç olarak görülebilir.

Birçok yönden günümüz çocuk filmleri, küresel değerleri aşılayan fablları andırıyor. Pixar'ın empati kurma ve bu küresel değerleri aktarmadaki başarısının altında da ana karakterlerini çoğunlukla objelerden, hayvanlardan seçmesi yatıyor. Disney filmlerinin ve Susam Sokağı gibi televizyon dizilerinin çocukların sosyal ve ahlaki gelişimi üzerindeki olumlu/olumsuz etkileri ise akademisyenlerin çok uzun süredir üzerinde durdukları bir konu. Pixar filmleri de çocukların farklı kültürlere ve çevrelerine karşı nasıl duyarlılıklar geliştirdiklerini inceleyenler için zengin bir materyal sunuyor. Bu açıdan bakıldığında Pixar filmlerinin, geleceğin mimarlarını eğitmek için bir araç olarak kullanılabilmesi de mümkün.



'A Brief History of Pixar', Resmin büyük hali için tıklayınız.


Kendi gündelik hayatımıza yakın bir kurgusal dünyada geçen ancak onun farklı yönlerini özgün bir bakış açısıyla çeşitli şekilde ve boyutta karakterlerin gözünden incelediğimiz Sevimli Canavarlar (Monster,Inc.), Oyuncak Hikayesi 1-2, Yukarı Bak, Wall-E ve Kayıp Balık Nemo filmlerini ele alırsak, bu filmlerden çıkaracağımız 4 genel mimari öğretiden bahsedebiliriz.

Erişilebilirlik


Mimarlar ve 'geleceğin mimarları', Pixar karakterleri ve çevreleriyle etkileşimlerinden çok fazla şey öğrenebilirler. Tüm karakterler birbirinden oldukça farklı şekillere, boylara, fiziksel yetilere sahip oldukları halde bir şekilde çevrelerinde hareket etmeyi başarıyorlar. Tam tersi durumlarda ise, izleyici karakterlerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmemiş bir çevrede ne kadar zor durumda kaldığını görüyor.

Örnek olarak Sevimli Canavarlar filminde, karakterlerin hepsi fiziksel olarak birbirinden çok farklı da olsa onlar için özel olarak düzenlenmiş şehirlerinde yaşarken hiçbiri bir problemle karşılaşmıyor ( her kapının farklı boyda olanlar için iki farklı seviyede kolu olması gibi tasarım kararlarından dolayı). 'Monstropolis ' bireylerin farklılıklarına duyarlı olduğu için, burada yaşayanlar konforlu ve mutlu bir hayat sürebiliyor.



Ancak Oyuncak Hikayesi 'ne baktığımızda ise, karakterlerin kendileri için düzenlenmemiş bir çevrede ne kadar zorlandıklarını görüyoruz. Yine farklı fiziksel özelliklere ve yetilere sahip çok sayıda karakterin olduğu filmde, insanlar için düzenlenmiş bir çevrede özellikle kapılar ve merdivenler karakterler için büyük zorlayıcı unsurlar oluyor. Bu durum, izleyicinin farklı fiziksel yetersizliklerden ötürü, kötü tasarlanmış bir çevrede her gün zorluklarla karşılaşanlara karşı empati kurmasını olanaklı kılıyor.




Pixar, kurguladığı başarılı ve başarısız şekilde tasarlanmış çevreler ve bunların kontrastıyla kurduğu hikayeleriyle çok iyi bir iş çıkarıyor.

Sürdürülebilirlik ve Doğayla İletişim

Pixar filmlerinde üzerinde durulan ortak noktalardan biri de doğal ve yapılı çevre arasındaki ilişki. Sevimli Canavarlar filminde hikayenin büyük bir kısmı şehir için gerekli olan enerjinin toplanması üzerine kuruluyor. Çocukların 'çığlık'ları ile enerji üreten şehirde, enerji ihtiyacının artmasıyla 'çığlık' toplama yolunda 'insanlıkdışı' yöntemler kullanılmaya başlanıyor. Ancak ana karakterlerden Sully, bir çocuğun çığlığı yerine 'kahkaha'larını toplamanın daha az zararlı ve daha güçlü bir enerji kaynağı olduğunu keşfediyor. Bu benzetme fosil yakıt tüketimi ve güneş/rüzgar enerjisi ilişkisine bir gönderme.



Wall-E filminde ise bu durum çok daha çarpıcı olarak karşımıza çıkıyor. Filmdeki dünya o kadar zarar görmüş ki üzerinde bir hayat barındıramadığı için insan ırkı dünyayı terk etmek zorunda kalmış. Gelecek çevrelerin tasarımcısı olarak mimarların, malzemelerin doğada çözünebilirliğini düşünerek ve sürdürülebilir teknolojileri tasarımlarına dahil ederek yeni inşaatların çevreye olan etkisini azaltmaları gerektiği, filmden çok net olarak okunabilen fikirler arasında.



Kayıp Balık Nemo filminde ise kendi yaşam alanından koparılarak bir dişçinin ofisindeki akvaryum hayatına sıkışan Nemo ve akvaryumda sadece pet-shop hayatını yaşamış balıklar üzerinden, mimarların tasarımlarında sadece insanların ihtiyaçlarını değil, hayvanların da fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını gözetmeleri gerektiğinin altı çiziliyor. Hikayeyi ana karakter olan balığın gözünden yaşıyor olmamız, tasarım kararlarının bizim dışımızdaki canlılar için de etkisini düşünmemize sebep oluyor.

Benliğin (Öz'ün) Yansıması

Mimarlığın uygulamadaki etik yönlerini erişilebilirlik ve sürdürülebilirlik üzerinden tartışan Pixar filmleri, aynı zamanda bize mimarlığın sadece bir uygulama pratiği olmanın ötesine geçerek, kullanıcıların karakterini yansıtması gerektiğini söylüyor.Yukarı Bak filmi bunu filmin ikonik evinde çok güzel bir şekilde canlandırıyor. İki karakter, Ellie ve Carl, aşık oluyor, evleniyor ve kendilerine (çokça tamirden geçmesi gereken) bir ev alıyorlar. Filmin başındaki montaj boyunca evi nasıl 'kendilerine ait' bir hale dönüştürdüklerini izliyoruz. Carl'ın çekingen karakterini anlatan sade mobilyalar, Ellie'nin karakterine uygun renkli ve ilginç detaylar ile ikisinin ortak hayallerini, umutlarını anlatan (pembe domuz kumbarası gibi) ortak eşyalarla tüm evde karakterlerin izini sürebiliyoruz. Ev, karakterlerin birlikteliklerinin mükemmel bir yansıması ve izleyici bu sebeple ana karakterin evini koruma konusundaki hassasiyetini ve savaşını anlayabiliyor. Barınacak bir yer olmanın yanında ev, Carl'ın karakterinin ve geçmişinin büyük bir parçası.




Oyuncak Hikayesi de kişinin özel yaşam alanında kendisini ifade etmesinin önemini vurguluyor. Oyuncakların sahibi olan Andy'nin uzun süre en favori oyuncağı Şerif Woody. Ancak yeni oyuncak uzay gezgini Buzz Işıkyılı'nın gelişiyle Andy'nin ilgisi Woody'den çok yeni oyuncağına kayıyor. Bu süreçte odasının posterlerinin, yatak örtülerinin 'Vahşi Batı'dan uzaklaşarak uzay temasıyla dekore edildiğini görüyoruz.



Pixar, mekanların içinde yaşayanları yansıttığı sürece kişilere ne kadar büyük bir mutluluk kaynağı olabileceğini ve kişilerin bu durumu korumak için yapabileceklerini bize gösteriyor. Bu durum mimarlara, projelerinde başarılı olabilmek için müşterilerinin değerlerini, isteklerini dikkate alarak onların yaşamaktan mutlu olacağı mekanlar tasarlamalarının gerekli olduğunu hatırlatıyor.

Neşe

Son olarak Pixar mimarlara, sınırların ötesine geçerek merak ve sevinç uyandıracak çevreler tasarlamalarını öğütlüyor. Çoğunlukla Pixar'ın dünyası bizim gündelik yaşantımıza oldukça benzer olsa da, aynı zamanda izleyiciyi hayal etmeye ve 'makul imkansız*'ın tadını çıkarmaya davet ediyor.



* plasuible impossible: Walt Disney tarafından animasyon filmlerinin imkansız olanı, olanaklı gösteren özgün şekline referans olarak söylenmiş.


Yukarı Bak filminde kocaman bir evin helyum balonlarıyla taşındığını, Sevimli Canavarlar'da ise tüm dünyayı dolap kapaklarımızın ardından gezebileceğimizi görüyoruz. Pixar'ın dünyaları izleyiciye yaratıcı düşünmesini teşvik eden araştırıp keşfedebileceği sonsuz mekan seçenekleri sunuyor. Aynı zamanda Pixar, Wall-E filminde olduğu gibi, sınırlı sayıda alternatif sunan ve bireylerin birbiriyle iletişimini kısıtlayan çevrelerin de ne kadar sıkıcı ve cansız bir dünya kurguladığını bize gösteriyor.




Wall-E filminde insan ırkının yerleştiği uzay üssü


Sonuç olarak..

Pixar stüdyosu yenilikçi anlayışı, kalitesi ve popülaritesiyle tanınıyor. Pixar'ın kurgusal dünyaları ise çocukları, gençleri, anne-babaları ve geleceğin mimarlarını çevreleri hakkında yeni şekillerde düşünmeleri için motive ediyor. Erişilebilir, sürdürülebilir, kişiselleştirilebilir ve merak, komfor, sevinç duygularını barındıran mekanlar kurgulayarak, 'etik mimarlık' düşüncesinin önemini vurguluyorlar. Kısaca her yaştan tasarımcıya ilham vererek, dünyamızın biraz daha hayalgücüyle nasıl bir yer haline gelebileceğini gösteriyorlar.



Yazarlar Hakkında
Anastasia Sekalias, Illinois at Urbana-Champaign Üniversitesi mimarlık bölümü mezunu olan Sekalias, mimarlık alanında yüksek lisansını sürdürüyor. Klasik sinema filmlerinin, Tim Burton ve Wes Anderson filmlerinin ve tabi ki de Pixar filmlerinin hayranı.

Kathryn H. Anthony, Ph.D., Illinois at Urbana-Champaign Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde profesör. Son dört senedir mimarlık, sinema, çevre ve bireylerin davranışları üzerinde dersler veriyor.

Orjinal ingilizce metine ulaşmak için tıklayınız.


İlişkili Haberler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları