Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

Kurtuluş'ta Bir Kapı Komşusu, Marika

Gizem Kıygı / 22 Aralık 2018
Bu yazıyı "mahalle"de yazı yazmaktan, kitap okumaktan, komşularımla sohbet etmekten en keyif aldığım yerlerden birinde yazıyorum. Başka bir memnuniyetle... Çünkü Marika Kurtuluş'un benim mahalleli olma halimle bir ilişkisi var.

Bir uzun cadde etrafına yayılmış, sokakları iki ilçe tarafından paylaşılan Kurtuluş, eski adıyla Tatavla, itinayla bölünmüş dar sokakları, oymalı eski binaları ve esnaflarıyla yaşayan bir İstanbul mahallesi. Mahallenin tarihi 16. yüzyıla kadar gidiyor. Kent tarihi kitaplarında mahalle, hareketli sosyal yaşamı, İstanbul mutfağının renkleriyle anlatılıyor. 

Şimdilerde bina bazlı dönüşümler nedeniyle sakinlerinin huzuru biraz kaçmış olsa da İstanbul'un bu eski mahallesinin canlılığı kendiliğinden bir süreklilik içinde. Bu sürekliliğin en önemli unsurları da elbette komşuluk ve esnaflar... 

Şimdinin lüks kapalı sitelerinde, giydirilme "bekçilik", büyük alışveriş mağazalarıyla, küresel kahveci dükkanlarıyla pazarlanmaya çalışılan mahalle olma halinin, o hedef belirlenen "mahallede olma özlemi” ile uzaktan yakından hiçbir bağı yok mesela. Mahallenin geçişken sınırlarını, tanımaktan ve esnaftan sağlanan güveni projelendirilebilecek bir şey değil çünkü. 

Kurtuluş'un sürekliliği de bu ilişkilenmenin kendini güncel olanla yenileyebilmesinden kaynaklanıyor. Benim manavım, bakkalım, peynircim, eczacım ve kahve içmekten keyif aldığım dükkan aynı zamanda benim komşum. Mekanla kurduğum aidiyet, evimden, sokağıma ve koskoca bir mahalleye böyle yayılıyor. 

Kedilerin izinde Marika Kurtuluş 

Seymen Sokak civarlarında kedilerin peşine takılırsanız sizi sokak arasında bir dükkana götürecekler. Kendi türdeşleriyle biraz sandalyelere oturacak, biraz yuvarlanacaklar sonra sokakta gezinmeye geri dönecekler. 

Yazıyı mahalleyle açtım çünkü Marika, Kurtuluş Mahallesi'nin kafesi. Marika Kurtuluş’un kurucularından Billur Dokur da motivasyonlarını öyle anlatıyor: "Marika'yı Kurtuluş'ta açtık çünkü biz Kurtuluş'luyuz. Marika'yı kuran 5 farklı insanız. Hepimiz bir 'yer yapmak' hissiyatıyla çok ilgileniyoruz. Yeme içme ile de ilgileniyoruz. Vakit geçirebileceğimiz bir yer olsun, yiyip içebileceğimiz bir yer olsun hissiyatından yola çıktık."

Yine kurucularından Aslı Dadak mahallelerinde ihtiyaç duydukları mekanı, birlikte üretme heyecanıyla oluşturduklarını vurguluyor: “Biz Marika’yı kurmaya karar verdiğimiz zaman burada gerçekten başka hiç bir yer yoktu. Mahallemizde eksiğini gördüğümüz, ihtiyaç duyduğumuz bir şeydi. İyi kahve seven insanlarız. Kendi mahallemizde iyi kahve içmek, o eksiği doldurmak istedik. 5 ortağız. Hepimiz farklı disiplinlerden geliyoruz. Beraber üretme kısmı bizi gerçekten çok heyecanlandırıyor."

Marika'ya ilk "kapıdan" girilmiyor. Mekanın kurgusuna dair en "içeren" ayrıntı belki de bu. Sokağın içine kıvrılmış bir cep gibi. Hem onunla hem bütünleşik hem ayrı. Renkleriyle, bitkileriyle, kokusuyla adeta "mahallenin misafir odası"na davet ediyor komşularını. 

Güzel vakte, damak tadına erişilebilirlik 

Daha mekana adım attığınızda görüyor, kokluyor ve duyuyorsunuz: Marika'da duvarların ve mobilyaların renklerinden, tabaklara ve bardaklara, damağınıza yerleşecek tada kadar her şey özenli, lezzetli ve keyifli. Üstelik bir ahengi ve dili var. Ancak bu ahenk ve dil, konuğuna kendini erişilmez kılmıyor. Kullanıcının deneyimine; sohbetine, yazısına, kitabına eşlik ediyor. Yani davet ediyor, ama ısrar etmiyor. 

Aslı, tasarımlarında 1950’lerden esinlendiklerini anlatıyor: “Mahalleyle içiçe olma halini tasarımda yaratmak istedik. İnsanların kendini rahat hissedecekleri bir yer olması önemliydi. Biz kendimizi nasıl rahat hissedeceksek insanlar da öyle rahat hissetsin, amacımız buydu”. 

"Ritim"le hazırlanan menü 

Marika Kurtuluş yalnızca bir kahve mekanı değil. Benim için sevgili, misafir ya da özen duyulan kişiyle gülümsemeli bir haftasonu kahvaltısı mekanı da aynı zamanda. Yine Billur'la bu menüyü nasıl oluşturdukları üzerine konuşurken mevsimsel ürünlerden ve renklerden bahsetti. Mekanın bir ritminin olduğunu ve bu ritme göre denemeler yaptıklarını söyledi: “Kendimiz yemekten hoşlandığımız şeyleri menülerimizde paylaşıyoruz.” 

Bu denemelerin birlikte üretme motivasyonuyla yeni bir formunu yazdan beri Pop-Up konseptiyle misafirlerine sunuyorlar. Aslı şöyle anlatıyor Pop-Up’ın komşuluk haliyle bütünleşmesini: “Yazın düzenlediğimiz Pop-Up’lardan birince Arek Kazar müzikleriyle eşlik etti. Marika Kurtuluş’a müşteri olarak gelen biri Arek, biz onunla burada tanıştık ve arkadaş olduk. Çok güzel bir plak koleksiyonu var. Pop-Up’ta bize çalmasını istedik. Üreterek büyümek meselesinin bizim için vücut bulmuş hali bu. Beraber heyecanlanabildiğimiz şeyler paylaşıyoruz”. 

Yazının başında bahsettiğim süreklilik ve “güncelleme” kendini tam da bu deneyimden kuruyor. Biz de, yüzyıllık mutfağıyla komşuluğu zengin mahallemizin tadını böyle çıkarıyoruz. Bazen eşlik ederek bazen üreterek. Siz iyisi mi Kurtuluş’u anlatan kent tarihi kitaplarından ilginiz ölçüsündeki birini edinin, Marika’da mahallenin tadını alarak okuyun. O sürekliliği beş duyunuzla hissedin. 

Marika’da gerçekleşen etkinlikleri ve mevsimlik menüleri Instagram hesabından takip edebilirsiniz. 


Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları