Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

Kantaşı Mimarlık

Nurullah Kaya, Uğur Doğan / 27 Eylül 2019
Geçmişi, 1970'lerde kurulan Ebru Mimarlık Bürosu'na dayanan Kantaşı Mimarlık, gerçek bir aile şirketi. Portfolyosunda Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali başta olmak üzere birçok önemli proje yer alan Kantaşı Mimarlık'ın Yönetici Ortağı Ebru Kantaşı ile konuştuk.

Kantaşı Mimarlık, 1992-93 yıllarında faaliyetlerine başlamasına rağmen, geçmişi 1970’lerde kurulan Ebru Mimarlık Bürosu’na uzanıyor. Firmanın ikinci nesil yöneticisi Ebru Kantaşı, babası tarafından kurulan aile şirketinin yöneticiliğini sürdürüyor. Aile şirketinde göreve başlamadan önce yurtiçi ve yurtdışında çeşitli firmalarda, önemli projelerde çalışan Ebru Kantaşı ile Kantaşı Mimarlık’ı, hayata geçen projelerini, firmanın geçmişini ve mimari anlayışını konuştuğumuz keyifli bir sohbet gerçekleştirdik...

Nurullah Kaya: Kantaşı Mimarlık’ın hikâyesi 1970’lere dayanıyor. Öncelikle 70’lerden günümüze hikâyenizi dinlemek isteriz. Bununla birlikte eğitiminizden, önceki iş deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?

Ebru Kantaşı: Kantaşı Mimarlık’ın hikâyesi, kendisi de bir mimar olan babam tarafından 1970’lerde kurulan Ebru Mimarlık Bürosu ile başlıyor. Ebru Mimarlık bürosu bir süre devam etti, bu arada babam başka kurumlarda da görev yaptı ve 1992-93 yıllarında Kantaşı Mimarlık hayata geçti. 1996 yılından bu yana da önce bir limited şirket şimdi ise anonim şirket olarak devam ediyor. 

Ben, Beyoğlu Anadolu Lisesi’ni, ardından 1991 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi’ni bitirdim. Sonrasında da aynı üniversitede 1993 yılında yüksek lisansımı Bina Yapım Yönetimi Programı’nda yaptım. Prof. Sina Berköz tez danışmanımdı; her zaman çok büyük saygı ve sevgiyle anarım. Mesleğime bakışımı değiştiren, şekillendiren insanlardan bir tanesidir benim için. 

İTÜ’de yüksek lisans yaparken bir yandan da Yapı Bilgisi Kürsüsü'nde asistan olarak çalışmaya başladım. Bina Yapım Yönetimi Türkiye’de o dönemlerde yeni bir konuydu ve biz ikinci yüksek lisans dönemiydik. Araştırma görevlisi olarak çalışırken, “yurtdışında bu konuda neler yapılıyor görmem lazım” diye düşündüm. Bir yıl kadar Belçika’da çalıştım. Bir staj olarak başladı ama çok kısa süre sonra, çalıştığım şirketten aldığım iş teklifiyle bir işe dönüştü. Antalya’da Dünya Bankası’nın finanse ettiği büyük bir su kanalizasyon projesi vardı. Çalıştığım şirket, onun bir bölümünün danışmanlığını yapıyordu. Beni oraya gönderdiler ve kendimi o projenin içinde buldum. Brüksel-Antalya hattında mekik dokumaya başladım ve o dönemde çok ciddi tecrübeler edindim.

1995 yılında da Türkiye’ye döndüm. Bir süre Metrocity projesinin proje müdür yardımcılığını yaptım. O dönemde babama sürekli onunla birlikte çalışmak istediğimi söylüyordum ama o istemiyordu. “Dışarıda tecrübe kazan" diyordu. Metrocity’de de aile ortamında gibi ve keyifli çalışıyordum ama artık baba evine dönme zamanımın geldiğine karar verdim, bir gün aldım çantamı geldim ofise. “Ben artık burada çalışacağım” dedim. Babam da, “İyi, kendine bir masa bul o zaman” dedi. Yani, ben kendi kendimi bu ofise aldım.

Bundan kısa bir süre sonra, Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nin proje yarışması açıldı. Yarışma açıldıktan sonra, benim Belçika’dan da tanıdığım, Brüksel Havalimanı’nı tasarlayan ve bütün projesini yürüten ekiple iletişim kurdum. Çünkü projenin şartı bir yabancı danışman olmasıydı. Onlarla birlikte projeyi çalışmaya başladık. Çok yoğun bir süreçti ve kısa bir sürede proje hazırlandı. Yarışma sonuçlandı ve kazanmıştık. İşte orada bir sürü şey değişti. Çok gençtim, projeye 1997 başında başladık, 2000 Ocak ayına kadar da yoğun bir şekilde bu proje devam etti. Çok zor bir işti ve Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en büyük yapılardan biriydi. Bir yandan tasarlaması çok keyifli, bir yandan gururu çok büyük. Bir yandan eğiticiliği çok büyük, müthiş bir işti. 

Tam bitti derken, aslında bitmemiş olduğunu fark ettik. Çünkü bizde projeler idareler tarafından hep aceleyle ihaleye çıkarılırlar, aceleyle işler planlanır ya da planlanmaz belki. Planlansa da kısa süreli düşünülüp planlanır. Terminalin aslında ihaleye çıkarıldığı kapasiteyle bile kısa süre sonra yeterli olmayacağı fark edilince sürekli ilave tesisler istendi. Yıllar boyunca biz ilavelerini yaptık. Projeyi sürekli büyüttük. 2000 yılında açılmış binanın ilave tesisini 2004 yılında açtık. Çok uzun yıllar bu proje ile uğraştım. 

Tabii, bu arada bir yandan biz binayı büyütürken, sürekli mimari proje işi yaparken, bir yandan da ben projenin müellifi olarak danışmanlık yapıyordum. Projenin her tür tadilatı, projede yapılacak her tür düzenlemeyle ilgili de proje müellifi olarak onay veriyor, değerlendiriyor, görüş veriyordum. TAV ile birlikte çalıştık, kimi zaman sancılı ama çoğu zaman keyifli bir süreçti benim için. 

Türkiye’de birçok iyi mimar var, bu işi çok iyi yapan bir sürü meslektaşım var. Havalimanı işletmesini de muhakkak ki çok iyi bilen bir sürü işletmeci var. Ama ben o süreçte, 2000’deki açılış ve 2019 Nisan’ındaki kapanış sürecine kadar, bir terminalin; her açıdan planlanmasıyla işletmesi arasındaki sentezi çok iyi yapabilen çok az insandan biri olma şansını edindiğimi söyleyebilirim. Bu konuda hakikaten kendime çok güven duyuyorum. Çünkü biz o terminalin içinde mimar olarak neredeyse her gün yaşadık. Terminal yaşayan bir yer. Aslında bir fonksiyonun kılıfı. Terminale bir binadan çok bir fonksiyonun kılıfı olarak bakıyorum. Hep de öyle ifade ediyorum. İçinde çok önemli ve çok karmaşık bir fonksiyon var, bir fabrika gibi, yapı da onun kılıfı. Yapının içindeki bir sürü fonksiyonu onunla beraber tasarlamak durumundasınız. Çok iyi analiz etmeniz gerekiyor. Bir yandan içeride çok ciddi bir ticari aktivite de var. O binayı hem işleten, sonuç olarak oradan bir kar elde etmek hedefiyle bu işi yapan kurum var. Hem onların hedefleri, hem yolcunun konforu, bunların hepsini belirli seviyede tutacak çözümler üretmeye çalışıyorsunuz. Bu kadar karmaşık bir iş ve bunun göbeğinde kalıyorsunuz ki o noktada kalmak ve bütün o kompleks bulmacayı, ilişkileri çözmek gerçekten o yıldan bu yıla kadar bana çok farklı bir bakış açısı kattı. Terminalle ilgili çok ciddi bir donanım ve deneyim edindim. 

Bir yandan Atatürk Havalimanı devam ediyordu ve şurası bir gerçek ki zamanımın ciddi bir kısmını oradaki projeler alıyordu, elim hep Atatürk Havalimanı’nın üstünde olarak uzun yıllar yaşadım. Bu arada çeşitli konut projeleri yaptık. Birçok iç mimari uygulamaları yaptık. Babam bir yandan mimarlık ofisini devam ettirirken, bir süre sonra daha çok proje geliştirme ve danışmanlık yapmaya başladı. Ben de onunla birlikte özellikle o konuda çok fazla şey öğrenmeye başladım ve bizim o konudaki faaliyetlerimiz de devam etti.

Birçok uluslararası kuruluşa da özellikle proje geliştirme konusunda, imar uygulamaları, proje geliştirme danışmanlığı yapmaya başladık. Özelikle yabancı kuruluşlarla bu konuda daha da rahat çalıştık. Onların kriterleri çünkü çok daha nötr. Çok daha net sonuçlar almayı bekliyorlar. 

Sonra yurtdışındaki birtakım havalimanlarına hizmet verdik, projeler hazırladık. Daha çok konsept projelerdi. Ercan Havalimanı’nın mevcut terminali ile ilgili içerideki bütün ticari alanların, binanın komple yenilenmesiyle ilgili Taş Yapı’ya danışmanlık yaptım. Bambaşka bir çehreye büründü. Bir buçuk yıl kadar her hafta sürekli Kuzey Kıbrıs’a gittim geldim. Uzun zaman orada çalıştım.


Künye
Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
  • İshak kantaşı 2 hafta önce Güzel bir söyleşi olmuş. Tebrikler Kızım
  • Nafiz kavi 2 hafta önce Başarılarının artarak devam etmesi temennisiyle
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları