Yeni projeler...

07 Kasım 2008
 

Şu an devam eden başka restorasyon projeleriniz var mı?

Bizi en çok heyecanlandıran projelerin başında İlyas Bey Külliyesi geliyor. Aydın'ın Söke ilçesinde, birinci derece arkeolojik sit alanı olan Milet antik yerleşmesi içinde, Menteşe Beyliği'nden kalma İslami devire ait bir külliye. 1400'lü yılların başlarında yapılmış. Proje sponsoru, Hilmi Kayhan ve Muharrem Kayhan'ın başında olduğu Söktaş firması. Biz külliyenin projelendirmesini ve projenin yönetimini yapıyoruz. Bu projenin farklı yanı şu; Türkiye'de genelde mimara projeyi yaptırırlar, sonra da uygulamasını müteahhide verirler. Kamunun memuru da (‘kamu'yu mahsus söylüyorum, çünkü en büyük tarihi yapı stoğu kamunun elindedir) bilgisi ve gücü yettiğince işleri, uygulamayı kontrol etmeye çalışır. Bu işlemeyen bir sistem. Tahribatın bu kadar çok olmasının sebebi de bu.

 

Biz İlyas Bey Külliyesi Projesi'nde böyle bir süreç içinde değiliz. Proje yönetimi yaklaşımı içinde konuyu ele alarak, alışılagelenden çok farklı bir örgütlenme yoluna gittik. İkincisi işin uygulamasını bir müteahhide vermeyi tercih etmedik. İnterdisipliner bir şekilde olması için üniversitelerle, hoca ve öğrencilerle çalıştık. İslami devir düzeyinde yapılan kazı çalışmalarını, Ege Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Şakir Çakmak ve Yrd. Doç. Dr. Yekta Demiralp yürütüyor. Özgün malzeme araştırması ve koruması Ankara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Bekir Eskici ve Yrd. Doç. Dr. Yaşar Selçuk Şener tarafından yapılıyor. Kendi asistanları ve öğrencilerini de çalıştırarak, orada bir fiil elleriyle derz yapıyorlar, harç karıyorlar. ODTÜ'den Doç. Dr. Uğur Polat, yapısal güçlendirmeyle ilgili çalışıyor. Ayrıca sponsorlara karşı sorumlu ve bizi denetleyecek olan bir bilim kurulu kurduk. ODTÜ'den Doç. Dr. Neriman Şahin Güçhan, Hacettepe'den Prof. Dr. Aynur Durukan ve ODTÜ'den Doç. Dr. Uğurhan Akyüz bilim kurulunu oluşturuyor. Yani bu şekilde, grup halinde, kararları ortak alarak çalışıyoruz. Tabii, bütün bunları yapabilmemizin en temel şartı, Muharrem ve Hilmi Kayhan'ın bize ve projeye inanmasıdır.

 

İlyas Bey Külliyesi, restorasyon çalışmaları tamamlandıktan sonra ne olarak hizmet verecek?

Vakıflarla yapılan protokole göre; cami, medrese ve hamamlar'dan oluşan külliye açık hava müzesi gibi bir yer haline gelecek. Mezar taşları ile birlikte cenaze ve mezar geleneğini sergileyeceğiz. Ege Üniversitesi'nden Dr. Refet Yalçın Balata kitabelerin transkripsiyonlarını yapıyor. Medrese yapısını koruyucu üst örtü ile kapatarak, altını sergileme alanı haline getiriyoruz. Sırt sırta konumlu iki hamam yapısında ‘Anadolu'daki o devre ait hamam kültürü'nü anlatacağız. Onlar da onarılıyor. Ayrıca, kazı sırasında Bizans dönemine ait hamamlı villa yapısı kalıntıları ortaya çıkarıldı. O kalıntılar da sergilemenin parçası olacak. Yani bizi çok heyecanlandıran bir proje.

 

Bundan başka Ürgüp Mustafapaşa'da bir projemiz var. Ailesi Türkiye'den mübadele ile giden Yunan Grigoris Hadjielefteriadis'in satın aldığı konağı çalışıyoruz. Onun da hem projelendirmesini hem de uygulama yönetimini yapıyoruz. Ürgüp'te Kayakapı projemiz var. Türkiye'de belki en büyük koruma projelerinden bir tanesi. Şu anda uygulamaları başlayan ve bizi çok heyecanlandıran Pera Palas projesi var bir de... Yine İstanbul'da, Tarlabaşı'ndaki dönüşüm alanının içinde Anarad Higutyun Katolik Ermeni Kilisesi ve Mektebi yapısı projesi var.

 

 

Son zamanlarda geleneğini yaşatmak isteyen aileler ve sosyal sorumluluğun önemini kavramış büyük şirketler restorasyon projelerine sponsor olmaya başladılar. Bu işin devlet desteğiyle değil de sponsorlarla yürümesine ne diyorsunuz?

Bir kere, Türkiye'de en büyük anıtsal yapı stoğuna sahip olan kamunun bunlarla baş etmesi mümkün değil. Bizim Kayakapı Projesi nedeniyle Ürgüp'e gelen, UNESCO Dünya Mirası Merkezi'nin başındaki Francesco Bandarin şunu söylemişti; "Biz Türkiye'deki kültürel mirasla ilgileniyoruz; çünkü sizin sahip çıkamayacağınız kadar çok". Türkiye, kültürel miras bakımından dünyanın sayılı ülkelerinden biri. Diğer taraftan kamu; memurları, teknik adamları, maddi kaynağı bakımlarından yetersiz kalıyor. Elemanları yeni tekniklere yetişemiyorlar, yurt dışına gidemiyorlar. Keşke bunlar olsa, sürekli eğitim alsalar. Yani kamu nitelik anlamında da donanımlı hale gelse.

 

İkincisi, kamunun dünyada pek olmayan, Türkiye'ye özgü tuhaf bir yaklaşımı var. Bu işler için ilan ettiği birim fiyatları var. İhaleyi de o fiyatlardan hareketle yapıyor. Bakıyorsunuz, bir ihalede, işin keşfinde ilan edilen birim fiyat üç lira, o iş piyasada beş lira. Bir de bunun yanında ihaleleri eksiltmeyle çıkarıyorlar. Bir kere böyle bir temel yanlışlık var ortada. Kamunun kaliteyi elde etmek uğruna kontrol edici, düzenleyici hale gelmesinde; bununla birlikte, bu tarihi yapıları güvenilir özel kurumlara vermesinde fayda var. Eğer tarihi yapıları özel vakıf ve firmalara verirse, ama onları da izleyebilir, denetleyebilirse o zaman rahatlıkla sponsorları devreye sokabilir. Ama ‘başımdan atayım', ‘kurtulayım' veya ‘benimle aynı partiden ona vereyim de buradan ekmeğini çıkarsın' gibi kaygılarla, niyetlerle bu işler yapılıyorsa bu doğru değil. Çünkü önemli olan kültürel mirasın korunmasıdır.


Cengiz Kabaoğlu ile Çengelhan ve Restorasyon Üzerine...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin