"Viyana'da bir gelecek görmedik ve bakir İstanbul'a döndük."

03 Nisan 2009
 



Alman Lisesi mezunusunuz, ardından Mimar Sinan Üniversitesi'nde mimarlık eğitimi aldınız. Ama sonrasında bir Avusturya maceranız var ve ben hikayenin daha ziyade bu kısmını merak ediyorum. Viyana'ya gitme kararı nasıl ortaya çıktı ve nasıl bir süreçti?


Mimar Sinan Üniversitesi'nde altı sene okudum ben. Yani dört sene sürmesi gereken eğitim altı sene sürdü. Son senede ise mutlaka yurtdışına gitmem gerektiğini kavradım. Tabii her Türk erkeğinin bir askerlik derdi vardır. Yurtdışına gidip bir yandan yüksek lisansa devam etmek, bir yandan da çalışmak, askerlik için gereken formaliteleri tamamlamayı sağlayacaktı. Almanca konuşulan bir yere gitmek istedim; İngilizce konuşulan bir yere de gidebilirdim ama... Almanya'ya ise gitmek istemedim. Viyana'da tanıdıklarım vardı; bir akrabam da Viyana Teknik Üniversitesi'nden mezundu. Ona gittim ve "Viyana nasıl bir yer?", "Gidebilir miyim?", "Gidersem okuyabilir miyim?" diye sordum. Bir taraftan da çalışmam gerekiyordu tabii; ailenin desteği bir yere kadar... Her şey aslında çok çabuk halloldu ve ben kendimi Viyana'da buldum. Viyana iş tecrübesi kazandırdı ama, daha önemlisi hayat tecrübesi kazandırmasıydı. Bu önemli bir şeydi.

Asli olarak sadece "okumak" değil belki ama yurtdışında okumak istediğiniz için gittiğiniz söylenebilir mi?

Yurtdışı deneyimi edinmek için gittim aslında. Okudum da ama... Yüksek lisansa başladım ama tamamlamadım, çünkü Viyana'da okumak çok kolay değil. Mesela 10 dönemli okul mezuniyet ortalaması, Viyana Teknik Üniversitesi'ndeki yabancılar için 21 dönem! 21 dönem, 10,5 sene demek! Diyelim ki 10 sene... Benim 25 yaşından sonra böyle bir lüksüm yoktu. Dolayısıyla yüksek lisans yapmayı bıraktım. Sonrasında bürolarda çalışmaya başladım. Son zamanlarında da kendi kendime bir takım işler yapıyor, yarışmalara giriyordum. Bir anda da artık Viyana'da bir gelecek görmedim.



Kaç sene sonrasından söz ediyoruz?

8 sene. Ama bu zamanı çok mimarlık aşığı, hayatını mimarlığa adamış birinin hayatı gibi düşünmeyin. Onun içerisinde bir yaşam da var. İnsanın vaktini geçirdiği bir dönem o. Benim orada bulunma sebebim tamamen "tecrübe kazanma" odaklı değildi. Biraz da o yaşların gerektirdiği şekilde yaşadım aslında. Sekiz senenin ardından da döndüm işte.

O karar nasıl verildi?

Belirli bir süre dışarıda yaşayan insanlar ya bu sürenin ardından geri dönmeliler, ya da geri dönmeyip yaşadıkları yer içinde bir gelecek tasarlamak zorundalar. Ben oradaki geleceği pek parlak görmedim açıkçası. Ki avantajlarım da vardı Viyana'da... O dönem Brigitte ile bir arada çalışıyorduk. Onun üzerinden bir yabancı olarak oradaki camiada bir yer edinebilirdim. Fakat haklı çıktım, Brigitte de orada bir gelecek göremedi! Bir anlamda "Biz burada büro açamayız! Açsak bile kim iş verecek" diye düşünmeye başladık. Çünkü, belki Viyana'ya özgü bir şey ama, orası çok açık bir yer değildir; bir Amerika gibi değildir. Yabancılara pek fazla şans tanınmaz. Politik ilişkiler iş almada çok etkilidir. Belki şimdi biraz değişmiştir ama o zaman önümüz epey tıkalıydı. Burası ise epey bakirdi!



Hatta belki ortamın mimarlığa aç olduğu söylenebilir mi?

Söylenebilir esasında... Çünkü ben döndükten sonra mimarlık değişmeye, dönüşmeye başladı.

Şöyle küçük bir parantez açarsak: Brigitte Weber, Avusturya'da beklediğiniz mimari birikimi ve tecrübeyi edindikten sonra Türkiye'ye kesin dönüş yapma fikrinin sizin her daim aklınızda olduğu imasında bulunmuştu.

Değildi, gerçekten benim için böyle değildi. Benim için o kırılma noktası çok kısa bir andı. Oraya gittiğim dört belki de beş sene, sonrasını hiç düşünmedim. Sonrasını düşünmeye başladığım anda aslında dönüş kararını verdik. Döndüğümüzde işimiz de yoktu; bir şeyler hazırlayıp da dönmedik. Ama biraz da Türkiye'ye inanıyorduk açıkçası... Çok komiktir, Brigitte bir Mart ayında ilk kez İstanbul'a geldiğinde "Burada yaşanmaz" dedi. Ben de çok üstelemedim; "Yaşanır da sen bilmiyorsun" demedim. Sonra bir de Haziran'da geldik. O zaman Ada'da otururduk; Ada'ya gitti, buraya baktı ve Türkiye'ye dönmemizde onun da isteği etkili oldu. O dönmeseydi ne olurdu, ben tek başıma döner miydim, biraz daha oyalanır mıydım bilemiyorum açıkçası.


Suyabatmaz Mimarlık'ın İlginç ve "Karışık" Hikayesi
Arif Suyabatmaz İle Projeler ve Planlar Üzerine
Suyabatmaz Mimarlık'ın Genç Ortağı Hakan Demirel ile Bir Yuvarlak Masa Söyleşisi
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin