Üçüncü kez resme başlamak...

06 Ekim 2008
 

Fotoğraf: Cemal EmdenResme nasıl başladınız, peki?

Resim tamamen bir sevgi işi. Çok küçük yaşlardan beri mimar olmak istiyorum. Bu yüzden de çok küçük yaşlardan beri de bir şeyler çiziyorum. Bu da bende bir el alışkanlığı doğurdu. Bir şeyler çizdikçe, çizdiklerimi gösterme isteği doğmaya başladı bende. Sonra da başkalarının ne çizdiğini merak etmeye ve sergilere gitmeye başladım. Sergilerde gördüklerim beni çok heyecanlandırmış olacak ki daha fazla resim yapmaya başladım. Neşet Arolat ile beraber Çankaya'ya çıkıp resim yapardık. Gördüğümüz başka, ortaya çıkan tablo başka idi. Ufacık tuvallerimiz vardı. Bisiklete biner, canımız nerede isterse orada dururduk.

Sonra Semra Dağada, Özgür Ecevit, Ertem Ertunga, İhsan Yüceoğlu ile birlikte Z Grubu'nu kurdunuz?

Evet, dokuzuncu sınıftaydık. Tesadüfen toplanmıştık. Ben diğer arkadaşlarım gibi Eşref Üren'i takip eden bir öğrenci değildim. Hikmet Başaran'ı da takip etmiyordum. Ferruh Başaran beni çok etkiliyordu, O'nun stilizasyon beni çok etkiliyordu. O çizgilerdeki arantı... 
Ben hiçbir zaman naturmort yapmadım, hiç bir resmin taklidini yapmadım. Anadolu o zaman da vardı bende figüratif olarak. Bedri Rahmi'nin Anadolu motifleri gisi motifler doğuracak kadar kabiliyetli olmadığım için o zamanlarda, iki sene içinde resim hevesim başladı ve bitti.

Brack, Picasso, kübizm... Epeyce tesirler altındaydık. Herhalde empresyonistleri takip edecek değildik? 

İki sene içinde resme başlayıp, resmi bıraktığınızı söylüyorsunuz. Üniversitede tekar resme başladınız mı?

Hayır, üniversitede resim yapmadım. Üniversitede genellikle perspektif yapardım. Konkurlara yardım ederdim. Fakat insanlar, figürler çizdiğim de olurdu.

Emin Onat'a yardım etmiştim. On beş günde yaptığımız o konkuru hala şiir gibi hatırlarım.
Çok dolu, çok efendi bir insandı. Böyle insanlarla çalıştıkça onların birikimlerinden faydalandık.

Üniversiteyi bitirdikten sonra, peki?

Üniversite dördüncü sınıftan itibaren bürom vardı. Tophanede üç-dört kişilik bir büroydu bu. Mezun olduktan bir kaç yıl sonra Almanya'da bir konkur bürosunda çalışan arkadaşımın vasıtası ile orda çalışmaya başladım. İki yıldan beri hiç konkur kazanamamışlardı. Bu yüzden biraz tedirgin vaziyetteydiler. Bana büyük bir alaka gösterdiler ve önüme bir spor kompleksi için konkur koydular. Öncelikle onların tarzlarını tetkik ettim, yaptıkları konkurlara baktım. Sonra da konkura projeyi gönderdik. Bir gün bir haber geldi ki; birinciyiz! Bu güzel başlangıç beraberinde 10-11 tane birincilik daha getirdi. Yarışmaları kazandıkça bizlere daha çok kazanma hırsı geldi. Ekonomik bakımdan da rahatladık. Bu kadar birincilikten sonra büroya da ortak oldum. Böylece hem bir "experience" sahibi oldum, hem de prefabrik, elementel mimari, moleküler sistemler ve lineer sistemler hakkında köklü bir bilgiye sahip oldum. Konkurun ne demek olduğunu da orada anladım.

Yine çok çalıştığımız bir dönemde, 1975'te sanırım, kendimi çok kötü hissettiğim için doktora gittim; kalp spazmı geçirmişim. EKG'de kırılmalar var, durumunuz hiç iyi değil, dediler. Doktor hastanede bir haftadan fazla kalacağımı, dolayısıyla hazırlıklı gelmem gerektiğini söyledi. Benim istediğim şeyler defterlerim ve kalemlerim oldu. Böylelikle tekrar resim yapmaya başladım. Doktor yasağı olduğu için kimse bana işle ilgili bir şey söyleyemiyordu. (Gülüyor) 



Genç bir doktordu beni tedavi eden doktor, ne ameliyata gerek gördü ne de ufak tefek sakinleştiriciler dışında ilaca. Taburcu olduğumda da, altı ay boyunca mimar olduğunuzu unutun, çocukluğunuzda yapmak isteyip de yapamadığınız şöyleri yapın, dedi bana doktorum. Ben şok oldum tabi, ama ortağım benden daha çok şok oldu. (Gülüyor) İşte o zaman ciddi bir biçimde resim yapmaya tekrar başladım. O zamanlar özlem de var içimde, çobanlar yapıyorum, köyler yapıyorum, Anadolu'yu yapıyorum. Modernize edilmiş bir sürü şey.
30-40 tane tablo yaptım. 

15 sene sonra, 80'lerin başında ben artık dönmemiz gerektiğine karar verdim. Dönüş vakti yaklaşınca da veda partileri vermeye başladık. O partilerden birinde arkadaşlar yaptığım resimleri görmek istediler. Resimlerimi çok beğendiler ve satın almaya başladılar. Ben şaşırdım tabi. Kimi beğendiği bir tabloyu alıyor komidine para bırakıp gidiyor, kimi parayı sekretere bırakıyor. Derken o dönemden benim elimde hiç bir şey kalmadı. Bu, resme ikinci başlangıcım oldu ve ciddi bir iz bıraktı bende. Kendime güvenim geldi.

Ve İstanbul'a döndünüz...
 
Ortağım, İstanbul'da da bin büro açma önerimi yanaşmayınca neredeyse sıfırdan başladım. Neyse ki uğraşacağımız birkaç tane iş vardı. Kendimi yine mimarlığa verdiğimden resim yapmamaya başladım. Fakat iki buçuk sene önce, yine kalbimde bir rahatsızlık hissettim. Fakat bu kez doktora gitmeden kendimi tedavi ettim, resimle.

Yağlıboya için gerekli olan sabır yok bende. Suluboya da çok lirik bir malzeme. Karakaleme daha hakim olduğu için akrilik diğerlerinden daha çok hoşuma gidiyor. Yine başladım resim yapmaya. Aklıma ne geldiyse yaptım. Böylelikle de üçüncü kez resme başlamış oldum. Sabahlara kadar resim yaptığım oldu.


Ertem Ertunga ile
Doğan Hasol'dan
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin