Üçüncü kent; Londra

04 Kasım 2009
 



Okurlarımıza bir hatırlatma yapmak adına, serginin hangi amaçla gerçekleştirildiğini kısaca anlatabilir misiniz?

"Dünya Kentleri" dersi kapsamında her sene bir kent seçip üzerinde çalışıyor, o kente gezi düzenliyor, bir sergi açıyor ve bir kitap yayınlıyoruz. Birinci aşama akademik yıl boyunca okuma, tartışma ve seminerlerle ilerliyor. Bu aşamanın sonlarına doğru ortaya bir gezi programı çıkıyor ve o programa göre geziyi programlıyoruz. Dördüncü aşama ise bu çalışmaları kamuoyu ile paylaşmak.

Bu birikimi mimarlık kamuoyuyla ve kentseverlerle paylaşmak, Türkiye'de çok yaygın olan "biz-onlar" ayrımına şerh koymak bakımından önemli. Genelde Türkiye'nin, özel olarak da modern kent üretim mekanizmaları ile mimarlığın bütün dünyadan ayrı, kendine özgü bir gerçekliği olduğuyla ilgili keskin bir algı var. Türkiye tabii ki her yer gibi kendine özgü; ancak bu algı Türkiye dışındaki her yeri birbirine benzer zannedecek kadar ileri götürülüyor. Bu çarpıtma özellikle de batı dünyası söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor. Çünkü doğu ve güney coğrafyaları ile zaten ilgilenilmiyor ve 150 yıllık öykünme tarihi nedeniyle özellikle batı dünyası homojenleştiriliyor. Bununla iki şekilde başa çıkılabilir: birincisi güney ve doğu coğrafyalarını da algı perspektifine katarak; ikincisi de bilindiği varsayılan batı dünyasının tarihsel/toplumsal gerçekliği ile daha yakından ilişki kurularak.

Bu dersimizin kapsamı ikinci başlığın açtığı perspektifle ilgileniyor ve batı diye kodladığımız coğrafyalardaki kent üretim mekanizmaları ile mimarilerinin birbirlerinden ne kadar farklı olduklarına dair bir birikim oluşturmayı hedefliyor. Kuşkusuz esas birikimi bu konuyu yoğun biçimde çalışan programın akademik kadrosu ve öğrencileri ve edinmiş oluyor. Ancak sergi ve kitapla bu çok önemsediğimiz perspektifi kamuoyu ile de paylaşma fırsatı bulmuş oluyoruz.

Üçüncü gezi için neden Londra'yı seçtiniz?

Aslında böyle bir program için hiyerarşik sıralama yapılsa Londra ilk sıraya yerleşirdi. Fakat biz ilk iki konumuzu kendini daha kolay ele veren yerlerden seçtik. Viyana ve Chicago'nun makro formları, gelişme etapları, tarihsel katmanları ile mimari angajman ve sembolizmleri daha okunaklı. Her ikisinin de iç benzerlikleri ve farklılıkları daha belirgin. Oysa Londra kendini çok daha zor ele veren, kavramak için daha fazla emek sarf edilmesi gereken bir şehir. Dönemler, angajmanlar işaretler arasındaki farklılıkları perdeleyen, gizleyen dolayımlar çok daha fazla.

Kısacası fazla önemsediğimiz için erteledik Londra'yı konu etmeyi.


İhsan Bilgin ile...
Arzu Uludağ ile…
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin