"Türkiye'de insanlar gözünün gördüğü, dokunabildiği ürüne para harcıyor"

04 Kasım 2011
 

Müşterilerinizle ilişkilerinizden de bahsedebiliriz misiz biraz?

Genelde bir kez bizimle çalıştıktan sonra giden çok nadirdir. Aynı müşteriler ile dönem dönem tekrar birlikte çalışırız.

Çok kreatif mobilya tasarımlarımız var, ama Türkiye'de bunu üretmeye cesaret edemiyorlar. Oysa aynı mobilyamızı Amerika'da üretip, İngiltere'de ödül alıp, Türkiye'de satan yabancı firmalar var. Mesela Floger, bugün üretildiği takdirde çok satacak bir ürün. Finlandiya'dan, Norveç'ten, İngiltere'den, Fransa'dan, Kanada'dan, Amerika'dan arayıp temsilciliğini bize verin diyenler var ama ortada üretilmiş ürün yok.

Peki bu noktada ne yapıyorsunuz, tasarımlarınızı satıyor musunuz?

O konuda çok yavaş geri dönüş oluyor. Mesela içine reklam alan, "Beetling" adlı bir bank tasarladık. A' Design Awards'ta altın ödül aldı. Uluslararası havaalanı sarf malzemeleri tedarik zincirinin Singapur menşeli bir yayını var. Dünyanın en iyi 5 bank tasarımcısı arasında bizi de uygun görmüşler; "Yeni tasarımınız varsa yayınlayacağız" dediler. Kapalı bir yarışma gibiydi ve biz de "Beetling" ile katıldık. Daha yayın gerçekleşmeden, Birleşik Arap Emirlikleri'nden Dubai Havaalanı için talep geldi. Bunlarla ilgileniyorlar ama dünyada bir ürünün, fikir aşamasından ürüne dönüşmesi için geçen süre yaklaşık 2 - 2,5 yıl.


Beetling

Bize sürekli, "Volitan neden üretilmedi" diye soruyorlar. Onun gibi projelerde bu süre daha bile uzun olabilir. Almanlar Volitan'ın daha kötüsünü yaptılar; "Eurosolar" diye bir tekneye 22,5 milyon Euro harcadılar, şimdi denizde. Almanya'da birileri buna o parayı veriyor ama Türkiye'de hala "bu yüzer mi" diye soruyorlar. Biliyorsunuz bizde; "Akşam akşam icat çıkarma", "Eski köye yeni adet getirme" gibi, yeniliklere karşı çıkan pek çok tabir vardır.

"Hazır olsun, satın alırım" şeklinde bir yaklaşım…

Bir tane yapıp kapının önüne koyarsanız çok satar. Türkiye'de insanlar gözünün gördüğü, dokunabildiği şeye para harcıyor, çünkü güvenin az olduğu bir toplumda yaşıyoruz.

Designnobis ilklerin markası. Yapmaya çalıştığımız her ürünün inovatif bir boyutu var. Bizim için önemli olan tasarım tescili değil; ya faydalı bir model olmalı ya da patent almalı. Özellikle medikalde çok iyiyiz. Son iki yıl içerisinde Türkiye'deki en önemli medikal yarışmalardan ödülle döndük.

Bir cerrah ile birlikte yeni bir medikal ürün tasarımına giriştiğinizi duydum.

Evet, bir biyopsi iğnesi tasarlıyoruz. Yedi kez başarısız olmuş bir projeyi, yepyeni bir tasarım ile ayağa kaldırdık. Birlikte çalıştığımız firma bu sayede destek de aldı. Türkiye'de çok az tasarım firmasının yaptığı işlerin TÜBİTAK desteği vardır. Biz bu konuda da belli bir üne sahibiz. TÜBİTAK artık Designnobis ismini görünce, işin hakkının verileceğine inanmaya başladı. Ama tabii Türkiye'de bu güveni oluşturmak biraz zaman alıyor.


"Tasarım firmalarının katma değer yaratma sürecindeki rolünü henüz anlaşılamadı"

Teknokent'te olmanız da bu konuda avantaj sağlıyor mu?

Teknokent'teyiz ama Teknokent mevzuatına tabi değiliz. Vergi avantajlarından faydalanamıyoruz çünkü mevcut sistem, tasarım firmalarının katma değer yaratma sürecindeki rolünü çok anlamış değil. Telaffuz ediliyor ama henüz oturmuş değil. Teknokent'teki yöneticiler bu sene tasarım firmalarının da bu mevzuata girmesi için çok ciddi bir savaş verdi ama kabul edilmedi. Türkiye'de yazılıma yönelik başarılı çalışmalar var ama, yazılımın katma değeri ile ürünün katma değeri arasındaki korelasyon dahi şu aşamada kurulamıyor. Evet, Teknokent'te birçok firma buluntu yapıyor ama bunun, sokaktaki insanın satın alabileceği bir noktaya gelmesi için arada bir sürecin olduğunu anlamıyorlar. Bu süreçte, Teknokent'teki buluntuları sokaktaki insanın anlayacağı, kullanabileceği, gündelik yaşamına taşıyabileceği ara boyutu doldurabilecek bizim gibi firmalara çok ihtiyaç var. Tabii bunu da ülkenin sıkıntıları arasında değerlendiriyoruz. Bizim buraya girişimiz bile henüz bir yıl oldu. Üç yıl direndiler ama sonunda bizi aldılar, üç yıl daha direnirler ve bu da kırılır diye düşüyorum.

Bir de üç ayda bir yenilenen bir kira sözleşmesi söz konusu. Kiracı olarak Ar-Ge çalışmalarınız yeterli bulunmazsa sizi çıkarma hakları var, değil mi?

Evet, eğer verdiğiniz rapor onaylanmazsa sizi çıkarabilirler. Ama açıkçası bizi çıkarabileceklerini pek sanmıyorum çünkü basında ODTÜ ile ilgili çıkan haberlerinin % 70'inin Hakan Gürsu ve ekibine ait olduğunu üniversitenin kendisi söylüyor. Böyle bir dalı keseceklerini zannetmiyorum. Zaten aldığımız ödüller Ar-Ge yaptığımızın kanıtı, ayrıca form doldurmaya bile gerek yok. Az önce dediğim gibi, bir süre sonra sistem kendini buna uyduracak. Biz zaten kendimizi bu sistemin bir parçası olarak görüyoruz. Konu komşunun Ar-Ge durumunu konuşuruz ama kendi geliştirdiğim ürünlerin Ar-Ge'sini kimseyle tartışacak halim yok. Bunlar geçiş sürecindeki bürokratik boşluklar. Bu ülkede herhangi bir konuda ilk olmak çok zor.


Marka Oluşum Süreci ve Ödüller Üzerine
İnovatif ve Çevreye Duyarlı Projeler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin