“Teknik Üniversite tarihinde bilgisayar çıktısı teslim ederek okulu bitiren ilk bizdik”

07 Haziran 2012
 

Siz İTÜ'den de arkadaş mıydınız? Böyle bir ortak hayal planı var mıydı?

OE: İTÜ'deyken 7-8 arkadaş birlikte Bilgisayar Kulübü'nü kurduk. O kulüple sergiler düzenleyip oradan elde ettiğimiz gelirle kulübe bilgisayar aldık.

GK: Bu, Teknik üniversite tarihinde bir ilk oldu.

OE: Bir ton bürokratik iş var. Kulüpler birtakım etkinlikler yapıyor, kendi başlarına para topluyor, sonra o döner sermeye ile bilgisayar alıyor. Acayip süreçlerden geçip kendi bilgisayarlarımızı alıp, öğretmenlere ve öğrencilere ders vermeye başladık.



GK:
Şimdi 1000 dolar verdiğiniz zaman çok şahane bir bilgisayar alabiliyorsunuz. O dönemde ise 4000 dolara ancak monokrom ekranlı bilgisayarlar alabiliyorduk. Programlar zaten ayrı bir paraydı. Osman'ın dediği gibi, ilk işimiz öğrenci kulübünü kurup sergi düzenlemek oldu. Kulüp olarak belli bir para topladık, ondan sonra Siemens Nixdorf'a gidip, "paranın yarısını biz verelim, yarısını siz bağış yapın" deyip bilgisayarı aldık ve kulübü kurduk. Sonra tüm hocalar öğrencimiz oldu. Amfide derse giriyoruz, yapı hocası bize bir şeyler anlatıyor, sonra birlikte kulüp odasına çıkıyoruz. Rektörlük bize bir oda tahsis etmişti ama tabi bunlar bir günde olmuyor. Bir oda tahsisi için üç ay rektörün kapısını aşındırdık. Sonra rektör bunun geçici bir heves olmadığını, hakikaten bir şeyler yapmak istediğimizi görüp odanın tahsisini onayladı. Biz de cebimizden para koyup odayı boyadık, halı kaplattık. Kulübün perdelerini, minderlerini kendi elimde diktiğimi hatırlıyorum. O zaman Taşkışla çok perişan bir haldeydi, ödenek mi yoktu bilemiyorum ama şu anki görünümünde değildi. Tabi 20 sene öncesinden konuşuyoruz.

Daha Bonatz sonrası restorasyonu bile geçirmiş değil o tarihte...

GK: Evet ve biz o kadar kötü şartlarda okuduk ki, tuvaletlerden su akmazdı. Nasıl bir bulaşıcı hastalık, bir salgın çıkmadı hayret ederim. Bunun yanında çatılar akardı, kaloriferler yanmazdı. Rüzgar binanın bir ucundan girer bir ucundan çıkardı. Kış olunca bütün kapıları pencereleri çakarlardı. Proje hocamız Nigan (Beyazıt) hanım sağolsun… Zaten hayatımızın yönü de üçüncü sınıfta ondan proje almamızla birlikte değişti. Nigan hanımın kurdurduğu bir bilgisayar laboratuarı vardı. IBM bağışlamıştı o bilgisayarı... Bir gün bizi laboratuara götürüp "bu bilgisayar bu da AutoCAD, hadi size kolay gelsin" dedi, fakat bizim gündüz orada çalışma iznimiz yok. O laboratuar aslında asistanlar için yapılmış. Nigan hanım bize anahtar verdi. 12 Eylül sonrası olduğu için gece okula girmek yasaktı, buna rağmen dekan bize müsaade etti ve biz 5 kişi, ben tek kız, bu laboratuarda sabahlamaya başladık. Fakat orada illegal bir biçimde bulunduğumuz için ancak akşam 6'dan sonra el ayak çekilince içeri giriyor ve sabaha kadar orada çalışıyorduk. Herkes bizim orada çalıştığımızı biliyordu; bekçiler, dekan, hoca, asistanlar… Fakat sabah 9 olup asistanlar gelmeden önce tüm döküntülerimizi toplayıp oradan çıkmak zorundaydık. Böyle bir danışıklı dövüş yaşıyorduk çünkü öğrencilerin gece okulda kalması yasaktı.

Ama sizde de hırs varmış, o programı öğrenmeye ve orada bir şeyler yapmaya yönelik... Peki, bilgisayar o tarihte evlere girmiş miydi?

GK: Hayır, eve alınabilecek kadar ucuz değildi o tarihte...


Her Şey İTÜ’nün Bilgisayar Kulübü’nde Başladı
Projeler, Krizler, Muhasebe ve Hedefler
Türkiyeli Olarak Yurtdışında Mimarlık Yapmak
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin