"Tasarımını yapmadığımız konu kalmadı, o açıdan çok mutluyum"

02 Aralık 2010
 

Tarlabaşı ve Fener-Balat, yapı bazında düşünülmemesi gereken, kentsel ölçekli projeler. Gerçekleştirdiğiniz projelerin farklı ölçeklerde ve tipolojilerde olduğunu görüyoruz. Bunu da "yarışmacı bir mimarın seçici olamayacağı" açıklaması ile doğruluyorsunuz. Hangi tipolojide kendinizi daha yetkin hissediyorsunuz, ya da yapmaktan en çok keyif duyduğunuz proje türü hangisidir?

Her konu benim için özeldir. Ama şunu diyebilirim; çok sayıda endüstri yapısı planladık, bu yapılar benim kişisel sıralamamda kültür, eğitim, spor, ofis binaları, kentsel tasarım ve diğerleri gibi tipolojilerin arkasında geliyor.

Ayrıca bizim tasarımını yapmadığımız konu kalmadı desem çok abartmış olmam. Hava meydanlarından kiliseye, restorasyondan kentsel planlamaya kadar… O açıdan kendimi çok mutlu hissediyorum.

Belki bu konuda güncel projeleriniz üzerinden örnekler vermek istersiniz...

En son Denizli Hükümet Konağı yarışmasında birincilik kazandık. Şu anda da onun inşaatına başlandı. Aynı zamanda bölgenin kentsel tasarımını ve çevre düzenlemesini de hazırladık. Henüz öneri aşamasında ama bu alanın hemen arkasında 30 bin metrekarelik alana yayılan bir arkeoloji müzesi de planlıyoruz. Az önce hangi projeleri daha keyifle yaptığımı sormuştunuz. Örneğin kültür yapıları, müzeler çok kalıcı, biraz daha dominant ve prestijli yapılar olduğu için onlara daha sıcak bakıyorum.

Prestij yapıları ama Türkiye'de müzeler pek de ziyaret edilmeyen mekânlar. Gerçi yeni müze yapıları bu sorunu gidermek için ziyaretçi ile daha çok etkileşime geçilecek programlar içeriyor.

Şimdi eğilimler, arkeolojik müzeyi nasıl sattığınıza bağlı olarak değişmeye başladı. Burada mimarın o kadar büyük bir önemi var ki. Ziyaretçiyi arkeoloji müzesine çektikten sonra film seyrettirir, çayını kahvesini içirttirir, yemeğini yedirttirirsiniz. Bu eğlencenin arasından birtakım eğitsel etkinlikler sunarsınız. Objelerin sergilenmesi ve aydınlatılması başlı başına bir uzmanlık dalıdır.

Denizli'de çağdaş bir müze planlıyoruz. Yapıyı yerin altına gömdük, aydınlatmayı ona göre kurguladık. Yeşil bir bina, sürdürülebilir bir konsept. Çevre ile uyumlu üzeri rekreasyon ve yeşil alan altı çağdaş bir müze. 

Alışılmış müze tabusunu yıkmak lazım. İnsanlar müzeyi, çoluğuyla çocuğuyla hafta sonunu geçirebileceği eğlenceli bir yer olarak görebilmeli.

Zaten bunu mimarlık pratiği yaptığınız ülkenin ekonomik durumu belirliyor. Son dönemde AVM projelerinin revaçta olması gibi…

AVM'nin felsefesini bilmeden AVM üretemezsiniz. Dünyayı gördünüz mü, AVM'ler nasıl çalışıyor? Avrupa'da nasıl, Amerika'da nasıl yapılmış? Bu talep neden gelişiyor? Bunlar mimarın arka bahçesini oluşturan bilgiler. "Ben bunu yaparım" demekle olmuyor. Yol olarak seçtiğimiz mimarlık mesleği yorucu ve sorumluluk istiyor. Ama bundan da büyük keyif duyuyorum. Mimarlığı diğer meslek dallarından ayıran temel özellik, yetenek gerektiren bir sanat dalı olması. Bunun yanı sıra matamatik, fizik, kimya, sosyoloji gibi bilim dallarını da içinde barındırıyor.


Yavuz Selim Sepin ile
Mimari Ekip ile
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin