"'Star mimarlar gibi olacağım' demeyip burada kalmak, çok uyanık bir düşünce!"

06 Şubat 2009
 



Japonya'da böylesine zengin ve farklı bir çağdaş mimarlık ortamı varken, Türkiye'de kalmak sizin için ne ifade ediyordu?


Aslında hiçbir dezavantajlı tarafı yoktu. Dünyanın topunu görmüşsünüz; o dönemin ünlülerinin hemen hepsiyle tanışıyorsunuz, haberleşip mektuplaşıyorsunuz. Onların hayatındasınız ve düşündükleri şeyleri biliyorsunuz. Durum böyle olunca korku ortadan kalkıyor. Tam tersine "Ben de yükseleceğim, öyle olacağım" demiyor, daha rahat davranıyorsunuz. Ben de şunu söylüyorum: Proje yaparken, bir tasarım yaparken, hiç kimsede olmayan bir kaynak lazım. Onu sürekli hissediyorsunuz. Örneğin Amerika'ya gidiyorsunuz; orada benden akıllı Japon çok! Veya İngiltere'de, İtalya'da... Türkiye'de ise çok zengin mimari eserler var ve dünya bunu tanımıyor. Ben bunu öğrenip tanıtayım, ayrıca bu konseptlerden bir şeyler yapayım istedim.

Yani bir eksiği doldurmak...

Aslında, ne bileyim, çok uyanık bir düşünce doğrultusunda burada kaldığımı düşünüyorum şu anda.

Yüksek lisansınızı tamamladıktan sonra Japonya'ya dönmek hiç aklınıza esmedi mi?

Valla, birincisi, Türk mimarisini daha iyi öğrenmek istedim. Ayrıca fazla dışarıda kalınca tren de kaçırıyorsunuz. Ben de treni kaçırdım. En son Japonya'ya dönmek gerekirken dönemedim. Şu an dönme şansım daha çok var ama artık dönüp de yapacağım? Durum buna geldi. Su nasıl akıyorsa, öyle de gidiyor maalesef.

Peki tüm bu süreç içerisinde Japonya'ya hangi sıklıkla gidiyorsunuz?

Valla senede en fazla bir kere.

Orada kurulu bir düzeniniz var mı?

Var. Evim var; annem babam hala yaşıyor. Küçük de olsa bir ofisim var. Bir masam, bir sandalyem var daha doğrusu... Hocalar var, arkadaşlar var. Mesela gittiğimde Ando olsun, Isozaki olsun, Toyo Ito olsun, hepsini iyi tanıyorum. Yani görüşüyoruz; biraz da içki içip, konuşup sohbet ediyoruz.

Peki sizin Türkiye'deki mimari pratiğiniz hakkında ne düşünüyorlar? Bunu ilginç buluyorlar mı?

İlginç buluyorlar. Mesela onlar da arada sırada geliyor, birlikte geziyoruz. Hatta bazı işlerinde onlar da tıkanıyorlar; ben de çeşit çeşit doküman gönderiyorum. Özellikle Ando ile aramız hala çok iyi. Diyor ki "Bana şöyle şöyle bir mekan lazım". Ben de bir şeyler çizip gönderiyorum. Onun üzerinde sürekli eskiz yapıyor ve bana "Şuralarından faydalandım" diye gönderiyor. Aslında Türk mimarisi de öylesine zengin ki, herkesin ilgisini çekiyor.



Japonya'da yoğunlukla son 50 yılda, hatta 1920'lere dek götürebileceğimiz oldukça yetkin bir modern mimarlık pratiği var. Kendi içinde devinen, hala çok ciddi kavrayış ve üretim sorunlarıyla boğuşan bir mimarlık ortamına geliyorsunuz. Japon mimarlık mecrasından edindiğiniz tecrübeler, Türk mimarlık ortamına nasıl yansıyor?

Nasıl fayda sağlar bilmiyorum aslında. Ama en azından şunu söyleyebilirim: Japon terbiyesi aldık ve Japon tarzı çalışmayı biliyoruz. Türkiye'ye onları getirmeye çalıştık. Mesela ilk şirketi kurduğumuzda ben, bir proje esnasında en çok sistem detaylarına dikkat ediyordum. Onun arkasından da tek proje çizmek değil, şantiye kontrolü geliyordu. Bir iş alırken, Türkiye'de şu anda Japonya ve Avrupa'ya kıyasla ne eksikse onda bir basamak ileri gitmeye, işi alırken onu ekstra koymaya çalışıyoruz. Bunlar da müşteriyi memnun ettiler. Aslında ben de iyice Türkleştim. Belki de artık Türk gibi düşünebiliyorum.

Bu da bir anlamda buraya adapte olduğunuza işaret ediyor.

Şu anda tam tersine Japonya'ya gidersem kendimi rahat hissetmiyorum. Hele hele "Nece konuşayım" diye düşünüyorum; rahat, istediğim gibi davranmak bile çok zor! Herhalde o kadar Türkleşmişim ki, şu anda kendime Türk desem daha doğru.

Bir de Japon terbiyesi dediniz... Türk mimarlık ortamında çok ünlü Türk tembelliğinden mi dem vuruyordunuz?

Aslında Türkler çok zeki; tasarım olarak da çok iyi. Çünkü başka milletlerin aklına gelmeyen şeyleri aklına getirebiliyor. Ama getirirken de şöyle bir durum var: Onu sonlandırmak çok önemli! Mesela detayları yanlış çiziyor. İyi fikri sonuna kadar götürmek çok önemli bir konu. Bunu yapmadığı takdirde maalesef eser olarak bitmiş olmuyor. O zaman da, hani bir laf var ya; Türk gibi başlamak ama İngiliz gibi bitirmek gerekiyor. Yoksa sizin iyi fikir kabul görmüyor.


Tago Mimarlık'tan Tatsuya Yamamoto
Superpool'dan Gregers Tang Thomsen
Şanal Mimarlık'tan Alexis Şanal
Mimarlar Odası'nın "Tescilli" Mimarı Brigitte Weber
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin