"Özelliği olan projeler bize geliyor"

12 Haziran 2015
 

Kendi ofisinizi kurduğunuzda bir ortağınız var mıydı?

Hayır, tek başıma kurdum. Kısa bir süre bir arkadaşımla 3-4 tane büyük iş yaptık ama firmalarımız aynı değildi. Ortak gibi adlandırdık ama fiziksel olarak ortak olmadık.

Güneşli'deki projeyi 1998'de yapmıştınız. Bu döneme denk geliyor sanırım.

Evet, onu da az önce bahsettiğim, benden 13 yaş büyük bir inşaat mühendisi arkadaşım ile tamamladık. Aslında birbirimizi çok tamamlıyorduk ama her şey düzgün ve eksiksiz olmalı, öncelikle kullanıcı memnuniyeti sağlanmalı şeklindeki yaklaşım farkım nedeniyle 1999 depreminden sonra tamamen yalnız çalışmaya başladım. Özellikle sanayi tesisleri, hangarlar, ofis yapıları üzerine çalıştım. Telsim ile birlikte büyümeye başlayan Motorola'nın Türkiye ofislerini yaptım. Yine o dönemde yapımına başlanan Yeditepe Üniversitesi Kayışdağı Kampüsü'nün ince yapı koordinatörü oldum. Orada tek başıma çalışarak; bütün binaların ince yapı işlerinin koordinasyonunu üstlendim ve proje 13 ayda tamamlandı. 220.000 metrekareyi 13 ayda bitirmek kolay değil, 6 çift şantiye ayakkabısı eskittim. Bu projeler bana çok fazla tecrübe kattı. 1999-2001 yılları arasında tek başıma çalıştım. Kendi vaktim ile sınırlı olarak projeler üstlenebiliyordum. 2001 ekonomik krizinden sonra daha küçük tekil projeler gelmeye başladı. İlk önce bir mimar, teknik ressam, birkaç danışman, formen seviyesinde küçük bir organizasyon kurmaya başladım. Direkt benim liderlik ettiğim proje yönetimi işleri ağırlıkta olduğu için süreç böyle gidiyordu. Beşiktaş'ta bulunan Jinemed Hastanesi'nin yapım sürecinde yine kendime bir ofis ve şantiye düzeni kurdum; ancak hızlı bir şekilde proje sayısı 20'li sayılara ulaştı, her yerinde ayrı bir disiplin var. Organizasyon o boyuta geçince 2003 yılında Oğuz Bayazıt Mühendislik İnşaat Limited Şirketi'ni kurdum. Ondan sonra da şu anda gördüğünüz organizasyonun ikinci aşaması başladı. 1993-1994 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde işletme yüksek lisansı yaparken, sabah beşte Suadiye'den havaalanına işe gidip sekize kadar çalışıyor, sonra çıkıp Avcılar'da derse gidiyordum. İkide okuldan çıkıp tekrar işe geliyor, gece onda eve dönüyordum. Haftada dört gün ders vardı ve İstanbul ofiste çalışıyordum, diğer üç gün de Dalaman, İzmir, Antalya, Adana şantiyelerini ziyaret ediyordum.

Bu enerji sporcu olmanızdan mı kaynaklanıyor?

Onu kimse hala çözemedi (gülüyor)

Sonuçta mimarlar sabahlamaya alışkındır ama…

Size enteresan bir şey daha söyleyeyim, ben hiç sabahlamadım. Yani işimi hiç sabahlayacak duruma bırakmadım, ne okurken ne de şimdi. Ama ortalama uyku sürem 3,5-4 saattir. Yüksek lisansta insan kaynakları yönetimi okurken, sınıftakilere "siz neden buraya geliyorsunuz, işletmede bunu zaten okudunuz, gidin siz de mühendislik yüksek lisansı yapın" demiştim. Aslında farkında olmadan orada bu yaptığımız işlerin metodolojisi (bir şirketin ya da bir şantiye organizasyonunun kuruluşu, planlaması, bütçelemesi) aklımıza yerleştirilmiş. Mesela Çelebi dönemindeki işlerde leasing, yatırım teşviki vs detayları olduğu için hazine ve dış ticarete yatırım teşvik dosyası hazırlardım. Bu bir mimardan beklenecek bir iş değil. İstanbul Üniversitesi'nde her şeyi biliyoruz diye fazla önemsemediğimiz hususların aslında sistematik bir altyapısı olduğunu ve o yöntemin iki senelik eğitim süresince bir şekilde iş yapış tarzımıza, aklımıza nüfuz ettiğini bu yaşa gelince fark ettim. O parçalar sonradan birleşiyor. İşletme yüksek lisansının da bana öyle bir katkısı oldu. Okulda kesit, plan, görünüş, detayla eskiz sunmaya giderken, müşteriye ön proje, iş planı, yaklaşık bütçe, bütçenin fazları, tahmini işletme maliyeti ile gidiyorsunuz. Kimse bu şekilde bir analizle sunum yapmıyor. Etkileyici ve özgün bir tasarım yapıyor, bu tasarımı sunum tekniklikleriyle ön plana çıkarıyor, onu gösteriyor ve bu çerçevede bir sunumla projeyi almaya çalışıyor. Bizim sürecimiz ise bu şekilde işlemiyor, tasarım sürecini azımsamıyoruz ama tek başına sonuca ulaşamadığını düşünüyoruz.

Web sitenize baktığımızda organizasyon şemasının da diğer mimarlık ofislerinden farklı olduğunu görüyoruz. Ekibi operasyonel ve lojistik olarak iki başlığa ayırıyorsunuz.

Bunlar zamanla oturdu. 2003-2005 yılları çok sayıda medikal projede yer aldığımız ama itiraf etmek gerekirse bir planlama ve düzenleme yapmadığımız, Türkiye'deki standart mimarlık ofisi yaklaşımı ile iş geldikçe büyüdüğümüz -ama küçülmediğimiz- bir dönem. Bir yanda Rehau'nun Osmaneli fabrikasını yaparken, aynı anda 2-3 tane tüp bebek merkezi gerçekleştirdik. Yani çok farklı işler yaptık. Çok net hatırlıyorum yine 2003-2006 yılları arasında 90'a yakın güzellik salonu yaptık. Bazen niye bize geliyorlar diye soruyordum çünkü ne bir tanıtım firması ile çalışıyorduk, ne bir yerde reklamımız vardı. Şirketimin ismini proje yoğunluklarından bir dakikada karar vererek böyle koymuştum. O noktada şunu fark ettim:

1) İşin başını ve sonunu planlamak isteyenler ya da bu çalışma disiplinini hedefleyenler bizi seçiyor. Mesela güzellik salonlarını Wella'ya yaptık. Wella bir P&G şirketi, bütçe kontrol mekanizmaları ve denetim süreci var, her şey net ve şeffaf.

2) Tüp bebek merkezi ya da hastane herkesin yapabileceği projeler değil. Elektromekanik ve IT'nin çok ön planda olması, hatta seçtiğiniz malzemelerin kimyasal yapısı ve özellikleri de çok önemli. Malzeme bilgisinin çok üst seviyede olması gereken, elektrik-mekanik sistem entegrasyonu liderliğini mimarın yapması gereken, yani özelliği olan projeler bize geliyor.

3) Süreyle ilgili avantajımız var. Tasarım sürecinde de, yapım sürecinde de, proje yönetim sürecinde de projeleri gerçekleştirme hızımıza çok güveniyorum. Bu konuda rakibimiz olmadığını çok net söyleyebilirim. Dolayısıyla insanların bu sebeplerden ötürü bizi tercih ettiklerini gördüm. 1997'den beri farklı finansal krizlerle yaşayan bir nesiliz. Hiç bir zaman 50-100 kişilik ofisim olsun gibi bir hedefim olmadı. Keyfine vardığım eksiksiz ve düzgün projeler yapmanın derdindeyim. Bu sefer ekip bu formatta oluşmaya başladı. Bize üniversiteden başvuran ya da diplomasını aldığı gün gelip çekirdekten yetişenler ofisin %50-60'ını oluşturuyor. 7-8 yıldır burada çalışanlar var. Burada önemli olan şey şu; bazı meslektaşlarım öğretmen gibidir, bak bu böyle çizilir derler. Ben ise sistemi ve düzeni öğretiyorum. Tasarım sürecine girdiklerinde nelere dikkat etmeleri gerektiğini anlatan kişiyim.

Tasarım rehberi gibi bir sisteminiz var mı?

Standart bir rehberimiz yok ama her proje için kendimiz yazıyoruz. Sebebi de bu farklı özellikler içeren projeler...


Mimarlık, Yapı Fiziği ve Ötesi...
Aile Arası Sohbet...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin