Osmanlı'nın endüstrileşme hamlesi

03 Nisan 2008
 

Her ne kadar Osmanlı Devleti'nin endüstrileşemediği konusunda hem fikir olunsa da, Osmanlı'nın endüstrileşme çabalarının izlerini sürmeden "endüstrileşemediği" kanısına varmak, Osmanlı'nın endüstrileşme çabalarını görmezden gelmek, yaşamının sonuna yaklaşmış yorgun bir devletin, yabancı sermaye ile de olsa ayakta kalma çabalarını görmezden gelmekle aynı. Osmanlı'daki endüstrileşme süreci ile diğer ülkelerin endüstrileşme süreçlerinin çok farklı olduğunun ve her ülkenin endüstrileşme sürecinin, o ülkenin koşullarına göre şekillendiğinin altını kalın çizgilerle çizen Kocaeli Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Restorasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gül Köksal, endüstri arkeolojisinin sadece mimarlıkla değil, mimarlık tarihi, teknoloji tarihi, bilim tarihi, sanayi tarihi, koruma, ekonomi gibi alanlarla doğrudan ilgili olduğunu söylüyor.

Köksal ile endüstriyel tesislerin mimari özelliklerini, endüstriyel miras kapsamına giren bu tesislerin koruma kriterlerini, tersanelerle adından sıkça söz ettiren Haliç'i konuştuk; Osmanlı'nın endüstrileşme hamlesinden başlayarak, endüstriyel tesislerin yeniden işlevlendirilmesinin söz konusu olduğu günümüze kadar geçmişin izlerini sürdük.

En baştan, "endüstri arkeolojisi" kavramından başlayalım isterseniz. Endüstri arkeolojisi ne demek?

Endüstri arkeolojisi, endüstri kültürünün somut ve soyut bütün kalıntılarını, belgelerini, endüstriyel üretimle inşa edilmiş olan, ya da endüstriyel işlemlerle oluşturulan bütün yapıları, kentlerin peyzajını, doğal alanları, yerleşimleri, yani bütün bu tarihsel katmanlaşmayı ele alan bir konu. Sadece mimarlıkla değil, mimarlık tarihiyle, teknoloji tarihiyle, bilim tarihiyle, sanayi tarihiyle, korumayla, ekonomiyle ilgili. Dolayısıyla farklı disiplinlerin bir arada olmasını gerektiren bir konu.

Endüstrileşme süreci, her ülkede farklı bir biçimde yaşandığı için, her ülkenin endüstri mirasının ve endüstri arkeolojisinin kapsamı da değişiyor. Yani endüstri arkeolojisi, endüstrileşme ile birlikte başlıyormuş gibi bir izlenim doğursa da, sadece Türkiye gibi bu süreci geriden takip eden ülkelerde değil Hollanda, ya da Finlandiya gibi ülkelerde de bu sürecin daha öncesinin dikkate alındığını biliyoruz.

Bu kapsam içindeki endüstri mirası da, endüstri arkeolojisi ile oluşturulan tarihi, teknolojik, sosyal, mimari, bilimsel meselelerin oluşturduğu mirası inceleyen bir bilim dalı.


Osmanlı'da endüstrileşme süreci nasıl başlıyor?


Osmanlı'daki sanayileşme girişimi ve Osmanlı'nın süreci, Avrupa'dan çok farklı. İngiltere'de "devrim" diye nitelendirilen o endüstriyel dönüşüm süreci, bu süreci yaşayan kentlerle; çatal, bıçak, bardak gibi endüstriyel ürünlerin günlük yaşam pratiğinde yer bulmasıyla, işçi grevleri gibi bütün o sosyal tarihiyle birlikte başka bir süreç, Osmanlı'da yaşanan başka bir süreç. Her ne kadar paralel dönemleri okuyor olsak bile, ülkelerin koşulları ve önceki dönemlerini de göz önünde bulundurarak yapmalıyız bunu. Örneğin Osmanlı başka süreçlerden geçtiği için, 19. yy öncesinde Osmanlı'da var olan elle üretim endüstriyel miras kapsamında değerlendirilmeli.



İstanbul'da bugüne ulaşan sanayi yapılarından bazıları

Kaynak: Gül Köksal

19. yüzyılda İngiltere'nin önderliğinde Fransa ve Almanya'daki endüstrileşme hareketleri, bu ülkelerle kurulan karşılıklı ilişkilerden dolayı Osmanlı'yı da etkiliyor. Endüstrileşme süreci ile birlikte, zaten Osmanlı'da çeşitli dallarda var olan el ile üretim, endüstriyel üretime evriliyor. Örneğin tersanelerde ahşap gövde vs. yapılırken, endüstrileşme hamlelerinden sonra buharla çalışan makineler kullanılmaya, daha yüksek ısı elde edildiği için demir işlenmeye başlanıyor.

19. yüzyılda Osmanlı'da devlet eliyle, ya da özel teşebbüsler tarafından çok sayıda tesisin inşa edildiğini biliyoruz. Devlet eliyle yapılan tesislerin hepsinin ismi "amire" ile biter zaten; Tersane-i Amire, Darphane-i Amire, Tophane-i Amire, Feshane-i Amire gibi. Devlet teşebbüsü olan fakat bir takım anlaşmalar çerçevesinde, yabancı kurumlara ya da kişilere imtiyazlar verilen tesisler de var. Bu imtiyazların her birinin çerçevesi farklı. Fakat bunların her biri ülke politikasıyla son derece ilişkili. O dönemde ülke hangi ülkeyle yakınlık kurduysa, o ülkenin teşebbüsleri gelmiş. Bu tesisler de öncelikle donanımı ve teknik eleman ihtiyaçlarını dışarıdan karşılıyor tabii.


 

Genellikle, Osmanlı'nın sanayileşemediği söylenir. Evet, öyle ama kestirip atmak doğru değil. O sürecin tüm yönleriyle aydınlatılması gerek. Çünkü Osmanlı önemli bir hammadde alanı. Teknoloji transferi yapmak için de son derece uygun bir ülke. Avrupa yatırımları açısından, bilgi akışının sağlanması için de özel bir alanı tarifliyor. O nedenle de Avrupa'da gördüğümüz 19. yüzyılın yoğun sanayileşme girişimleri, özellikle başkent İstanbul'u, hem kentin konumu açısından, hem su ile ilişkisi, demiryolu ile bağlantısı açısından, hem de kontrol mekanizması açısından tercih edilen bir yer haline getiriyor.

Peki, Osmanlı'nın endüstrileşme hamlesinde İstanbul'un yeri ne?

 

İstanbul bu anlamda çok önemli bir yerde duruyor, çünkü Osmanlı topraklarının bütünündeki endüstri yapılarının yüzde 55'i İstanbul'da konumlanıyor. Ama 19. yüzyıl öncesinde de örneğin 15.yüzyıla tarihlenen tersane endüstrisi ve darphane endüstrisi vd. var.

İstanbul'dan sonra İzmir'de, Ankara'da önemli yerler olduğunu biliyoruz. Bursa'da ipek üzerine ve ipekçilikle ilgili onun üzerinde fabrika var.


Gül Köksal ile Osmanlı'dan bugüne endüstriyel mirasın izleri
İstanbul'dan yeniden kullanım örnekleri
Doğan Tekeli'den endüstri yapılarının mimarisi
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin