"Öncelikle mimarım"

06 Ekim 2008
 



Kendinizi en iyi biçimde bina yaparak mı yoksa resim yaparak mı ifade ediyorsunuz?

Öncelikle ben mimarım. Verebileceğimi mimariyi ile vermeye çalışıyorum. Elbette beğenilen taraflarım da var, tenkit edilen taraflarım da. 

Bana bir arazi gösterin, oraya ne yapmak istediğinizi anlatın, ama çok acelenizin olmadığını sadece bunun üzerine bir ara konuşursak iyi olacağını söyleyin. O akşam o proje biter! Hiçbir şey çizmeden biter, kafada biter. Çünkü bizim ekolümüzün beyin yası daha değişik çalışıyor.
Biz bir projeyi öncelikle kafamızda kurgularız, sonra kalemimizle –bilgisayar kullananlara kızmıyorum, hatta onlara gıpta ediyorum, çünkü mimarlık için asla bilgisayar kullanmayacağım- o projeyi iki boyuta aktarırız, sonra biraz rötuş yaparız, en sonunda da yapıya dönüştürürüz. 

Bazen bana "N'için dalgınsın" diyorlar, ama bilmiyorlar ki dalgın değilim, kafamda yapmış olduğum mekanın içinde yürüyorum ben. Bunu karşıya nasıl anlatabilirim ki? Çıldırmış olduğumu düşünürler. (Gülüyor)

Resim ise bana huzur verilen bir çalışma dalı ve benim düşüncelerimi temizliyor. İnsanlarla kurmak istediğim iletişimi ki; iletişimi seven biriyim, iki boyutta da olsa resim kurmama yardımcı oluyor. 

Peki, sanatınızı etkileyen başlıklar neler?

Öncelikle ailem. Sonra Anadolu. Anadolu'yu ben başkalarının gördüğü gibi görmüyorum. Anadolu çok kıymetli, bereketli topraklara sahip. Özellikle bir harp stratejisi gereği Anadolu'ya pek çok şehir kurulmuş. Fakat ne yazık ki biz Anadolu'nun kıymetini pek bilmiyoruz. 

Özellikle Anadolu'nun batı kısmında öyle bir bereket var ki! Batı Anadolu'daki şehirlerin çoğu sahil şeridine kurulduğundan ticaret şansı artmış. Ayvalık'ta, Kuşadası'nda olduğu gibi bazılarına özerk bölge statüsü tanınmış.

Tüm bunlar memleketimize çok güzel kalıntılar bırakmışlar. Dolayısıyla ben Anadolu'ya Hititlerden kalmış birkaç taş gözüyle bakamıyorum. O kentlerin planlarını, zihnimde taş ve toprakla birleştirince, o kentlerde yaşamış olan insanlar neredeyse canlanıyor. O kentin sokaklarında dolaşıyorlar. Ben eski medeniyetleri hala beynimde yaşatıyorum. 

Şu bir gerçek ki; o kentlerin tasarımı bizim kentlerimizin tasarımından fersah fersah daha ileride. "Temple"ın, agoranın, stadyumun, dini merkezin, kültür merkezinin yeri belli. Kentsel tasarım anlamında her şey halledilmiş. Milas, şu anda bile taklit edilen bir kentsel plana sahip.  Ben Anadolu'yu böyle görmeyi çok seviyorum. Anadolu'daki tarihi görmeyi çok seviyorum.



Beni etkileyen diğer başlıklar ise güneş ve deniz. Güneşin yeni günün, yeni şansların, yeni kararların iyi habercisi olduğunu düşünürüm. Güneş yavaş yavaş yükseldikçe ben kuvvetlendiğimi hissederim. Bir de güneşin karanlığa son verişi beni çok etkiler.

Denize karşı ise aşırı bir sevgim var. Torunlarım neredeyse denizde doğdu. Ailece, teknenin içinde çok mutluyuz. İyot kokusu, denizdeki sessizlik, çevrenizdeki hürriyet, kimsesizlik...


Ertem Ertunga ile
Doğan Hasol'dan
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin