"Ne kadar kalabalık olursanız olun, iki kişiymişçesine üretmeye devam edebiliyorsanız, asıl başarı odur"

04 Kasım 2010
 



Bundan sonra pratiğiniz ile ilgili hedefleriniz nelerdir?


EB: Daha büyük bir ofise geçmek, kalabalıklaşmak, bunun beraberinde getirdiği büyüklükte işler yapmak elbette aklımızda var.

EÇ: Ama bunun da bir sınırı var, değil mi? Yani kalabalıklaşmak derken kaç kişiyi kast ediyoruz? 15-20 kişiden sonrası başka bir boyut oluyor aslında. Bütün hedef ne biliyor musunuz? Sizin bir mimari bakış açınız var ve ona uygun projeler üretiyorsunuz. Belli bir kaliteyi de koruyorsunuz. Büyürken bu standartları ve kaliteyi de koruyabilmek istiyorsunuz. Gerisi de çok önemli değil! Yani ne kadar kalabalık olursanız olun, iki kişiymişçesine üretmeye devam edebiliyorsanız, asıl başarı o… Bu, illa "Bizim dediğimiz olsun!" u kastetmiyorum tabi ki.

İşler büyüdükçe tasarımsal çizginizi manipüle etme beklentisi de artıyor mu? Sürecin ucunu bucağını yakalamak daha mı zor oluyor yani?

EB: Tabi ki zorlaşıyor.

EÇ: Uzun süredir sizinle çalışan, düşüncelerinizden haberdar olması ve bir şekilde "yetişmiş" olmasını önemsiyorum. O insanların sayısı arttıkça ve onları kilit noktalarda konumlandırdığınızda sistem iyi bir şekilde ilerleyecektir.

Türkiye'de mevcut mimarlık üretimi ortamına baktığınızda ona ne şekilde katkıda bulunmayı hedefliyorsunuz?

EB: Türkiye'deki mimarlık üretimi ortamında, konut politikalarının da etkisi ile bir ivmelenme olduğunu görüyoruz. Güzel işler de yapılıyor.



Peki piyasanın tasarımsal kalitesinin nasıl iyileştirilebileceğine inanıyorsunuz?


EB: Mimarlar Odası'nın oluşturduğu bir fiyat tarifesi var. Şu anda bu tarifeyi uygulayabiliyor olsak, işveren de en azından o parayı ödemesi gerektiğini bilip, iyi mimarlık aramaya başlayacak. Ama şu anki durum bu değil! Piyasada ne paralara çalışan insanlar var… Onlar bulunduğu müddetçe sizin farkınızı da anlamamaya başlıyorlar.

EÇ: Sektörün son dönemde hızlanması ile birlikte bizim de yakın durduğumuz türden projeler görünür olmaya başladı aslında. Fakat yeterli değil…

EB: Ama İstanbul'un kentsel ölçekte bir problemi var. İmar yasaları bir takım şeyleri yapmanıza zaten olanak tanımıyor ve aslında oradan bir şeyleri değiştirmeye başlamak gerekiyor. Önünüze öyle engeller geliyor ki! İmar planının size tarif ettiği, üç metre şuradan beş metre de buradan çekmeniz gerektiği… İşveren de zaten hiçbir şekilde yer kaybetmek istemiyor. Sizin yaptığınız da bazen bir cephe tasarımından öteye gidemiyor.

EÇ: Bizim hedefimiz de, o yapılmakta olan kaliteli iş sayısına katkıda bulunmak. Ama bu meselenin eğitim sisteminden, insanların mimarlığa bakışından başlayarak yanıtlanması gereken bir soru olduğunu düşünüyorum. Çok daha köklü reformlar lazım ve bizim gibi düşünenlerin belki de siyasete girmesi lazım! Öte yandan son dönemde özel okulların açılması ile birlikte yeni yetişen nesilden biraz dertliyim açıkçası. Herkes benim gibi düşünüyor mudur, bilemiyorum. Çok istekli olan, mesleği çok seven, ancak belli sebeplerden ötürü devlet okullarına gidememiş arkadaşlarımızı bunun haricinde tutarsak diğer çoğunluğunun çok kötü yetiştiğini görüyorum. Bize de iyi kötü portfolyolar geliyor, görüşmeler yapıyoruz ama umut verici değil. Yani bu açıdan bakınca "Nasıl düzelir?" sorusunun tersi bir durum söz konusu.



Emin Bey, eğitimci olarak bir süre mesleğe katkı sağlamış ve Kültür Üniversitesi'nde proje dersi vermiş olduğunuzu belirttiniz. Bu pratiği neden sürdüremediniz?


EB: İş yoğunluğu… Aslında bayılıyorum, çok seviyorum, keşke devam edebilsem.

EÇ: Söz ettiğimiz özel okullara, biliyorsunuz, uygulama içinden gelen insanlar proje dersi vermek için davet ediliyorlar. Emin'in grubunda ortaya çıkan işler de gayet başarılıydı.

EB: Gençlerle olmak çok güzel! Üstelik bu sürecin bana da katkısı oldu. İnsan ilişkilerini seven birisiyim ve genç beyinler ile iletişime geçmek, onların düşüncelerini almak ve verebildiğin kadar onlara da bir şeyler katmak çok zevkli! Genç mimarlara da bir yandan da eğitimin içinde olmalarını kesinlikle öneririm.


EÇ: İlginç bir noktaya geldik bence… Eskiden akademisyenler ve pratisyenler gibi çok katı bir ayrım vardı. İkisi arasında da sürekli bir çatışma, ayrışma olurdu. Özel okulların belki de bir katkısı, budur: Piyasada aktif olarak yer alan insanları öğrencilere eğitimci olarak sunmak… Bunun, bünyelerindeki eğitim kalitesini dengeleyen bir faktör olduğu da düşünülebilir.


Emin Balkış ve Elvan Çalışkan ile Daldan Dala Mimarlık Üzerine...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin