Mimarlığın politikası ya da poltikanın mimarlığı

06 Haziran 2008
 

MesutT: Bir geçiş dönemi olarak da düşünülebilir mi sizin döneminiz?

Evet.  Biz, büyük yapı furyasının olduğu, gecekondulaşmanın yoğunlaştığı bir dönemde mimarlık yaptık. 1970 – 90 arası çok farklı bir dönem.

Türkiye'de mimarlık konuşuyorsanız hangi zaman diliminden bahsettiğiniz çok önemli. Mimar  Tekeli'lerin dönemi ile bizim ve bizden sonrakilerin dönemi çok farklı. Bizim neslimiz hem şanslı hem de şanssız. Şanslıydık, çünkü daha rahattık. Şanssızdık, çünkü bizim dönemimiz devletin çok yapı yaptırdığı devrin mimarlık ortamı değildi. Kamu yapılarını hep Ankaralı mimarlara verdiler. Politik bir durumdu bu, bir sistemdi. Hatta İstanbullu mimarlar Mimarlar Odası'nın yarışma düzenine de pek ayak uyduramadılar. Bu nedenle bizler daha çok özel sektöre yönelmek durumunda kaldık. Bu nedenle bizim dönem mimarların ürünleri de farklıdır.

MesutT: Pek çok bakımdan farklı bir dönemden bahsediyoruz. Bütün dünyada yeni bir siyasi varoluşun peşinden koşulduğu ve bu yolda diyetlerin ödendiği, ekonomik anlamda ülkenin dışa açılmaya başladığı bir dönem.

1950 – 60 arası dönem, Türkiye'de herşeyin kırılma noktası. Tabii bizi politika değil, yapı politikası ilgilendiriyor. Özellikle 1960'lı yıllara kadar yapılan yapılarda belli bir disiplin var. Bu tarihten itibaren özellikle 1970'lerden 1990'lara kadar çılgın bir yapılaşma dönemi ve müthiş bir denetimsizlik içinde yaşandı. Yapılan askeri müdahaleler, terör, göç, arsa işgalleri, büyük kentlerde bir yığılmayı beraberinde getirdi. Bu da bir yapı gereksinimi doğurdu. Bunun legal olanı ve illegal olanı, hatta kağıt üzerinde legal görünen ama gerçekte legal olmayan çok yapı var. 1960 öncesine baktığınız zaman ne devlet yapılarında, ne ihalelerde, ne de şahıs yapılarında böyle bir şey yok. Herşey düzgün yapılmış, projesi var. Bizim büronun bitişik apartmanı bir Emin Onat yapısıdır. O binanın projelerini gördüm, 5 - 6 pafta. O devirde projeyi doğru uygulayan bir kalfalık düzeni vardı, dört dörtlük yapılar yapılıyordu. Bugün böyle bir apartman yapsanız, çok disiplinde proje yaparak, büyük bir bürokrasiden sonra, sonuçta daha kötü bir yapı elde ediyorsunuz. Ama 1960 öncesinde böyle değildi. Özellikle 1935 – 50 arasında yapılan Istanbul'da Laleli, Teşvikiye, Şişli ve Kadıköy ile Ankara'da Yenişehir ve Kavaklıdere apartmanlarına bakın; güzel ve iyi yapılmış yapılar. Bugünkü malzeme bolluğu, teknolojik imkanlar ve makinalaşmaya rağmen, çok az yapıda iyi kalite elde ediyoruz.
 
1970 –90 döneminde yapılan yapılara bakın, mimarların neredeyse gecekondular gibi yapılar yapmaya başladığını görürsünüz. Hatta Çelik Gülersoy bunu söylediği zaman mimarlar alındılar. Ama bütün bu kötü yapıların altında mimarların imzası yok mu? Tabii burada kabahat, yalnız mimarların değil, aynı zamanda oraları yapılaşmaya açanların ve yapıları denetimsiz bırakanlarındır.

1972'lerde belge uygulaması getirildi. Doğru bir uygulamaydı ama öyle bir noktaya geldi ki... 1972 – 73 döneminde Mimarlar Odası yaptıgımız projelerin senetleri muteahhitlerden alıyor, onları tahsil ediyor, kesinti yapıp bize ödeme yapıyordu.. Bugün öyle durumlara geldi ki, meslek odaları sanki yalnız oda harcı alma durumuna düştü. Ama bunlar da konan sistemin gelişmeyen yansımaları. İşveren ilişkilerinde özellikle piyasa müteahhitleri proje yapan mimarları çok etkilediler, sınırladılar.

Bugüne kadar benim büromda 200 kişi çalışmıştır sanırım. Öyle zamanlar oldu ki, örneğin 1978 yılında çalışmak için gelen bazı yeni mimarlar okulda hiç mimari proje çizmemişler, çünkü terörden dolayı okula girememişler ve proje yapmadan mezun olmuşlardı. O zamanlar ben de bu meslek bitiyor dedim. Ancak 1990 – 95'den sonra büyük bir dönüşüm oldu ve bunun iki önemli etkeni var: Bilgisayar ve internet ortamı ile dünyaya açılım.


Profil
Cafer Bozkurt ile birkaç saat
Cafer Bozkurt ekibi
ÖDÜLLER
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin