“Mimarlar teknolojiyi geriden takip ediyor”

10 Şubat 2017
 

"Bizi sürekli dürten bir yapma derdimiz var"

Mimarlık ve heykel arakesitinde ürettiğiniz özel projeler var mı? 

Emre Başoğlu: Salih'le görünürdeki mesaimiz kabin meselesi üzerine kurulu. Bunlar doğa içindeki mütevazı konutlar... İnsanın mali açıdan daha yüksek noktalara ulaşma gücü olsa da, yazlık veya kışlık evlerin 70 ila 90 metrekare olması gerektiği gibi bir durum söz konusu. Çünkü daha fazlası barınma boyutunun dışında. Biz de ısıtmasıyla, geri dönüşümüyle, yaşanabilirliğiyle insani boyutlarda projeler kurguluyoruz. Bunu hayatımızın bir döneminde mutlaka uygulamaya sokacağız. 

Emre Başoğlu

Fikret Sungay: Yazlık ve kışlık evler senede 2-3 hafta kullanılıyor ama bütün sene ayakta tutmaya çalışıyorsunuz. Önemli olan doğayla iç içe olmaksa, kullanacağınız süre kadar bir alan size yeter.

Salih Küçüktuna: Emre ile güzel bir projemiz daha var. O dijital ortamın potansiyellerini merak ediyor, biz de onun üretim alanını merak ediyoruz. Bu arakesitten ne çıkarabiliriz diye kafa yorduğumuz deneysel işler var. Heykelleri elle ürettikten sonra bunu dijital ortamda manipüle edip, ortaya çıkan çalışmayı üç boyutlu yazıcı ile yeniden üretip, analog ortamda bir kez daha elden geçirmesi için Emre'ye sunuyoruz.

PIN

Emre: Bu beyin fırtınası hep sürüyor. Birlikte olmamızın en büyük amaçlarından bir tanesi bu. Az önce tasarımcının huzursuzluğundan bahsedildi. Yapılmış olandan farklı ne yapabiliriz? Bu Bauhaus'tan günümüze gelen bir gelenek aslında. Heykel ve mimarlık Roma’dan günümüze ayrılmaz bir bütünlük içinde. Biz de şu anda bunların kesiştiği alanları bulup çıkarmaya çalışıyoruz. Buradaki dört kişinin arasındaki en büyük bağ, doğa ve spor merakı. Fikret gençliğinde bisiklet rehberiydi. Mesela bir gün mutlaka vakit ayırıp bisiklet tasarlamak istiyoruz. Bu, tasarımla kendi mesleki tecrübelerimizi buluşturabileceğimiz bir alan. 

Bike CafeBike Cafe, Kartal / Bisiklet mağazası ve kamusal spor alanlarını içeren proje önerisi

Salih: Tasarımcı huzursuzluğunun kökeninde şu var; biz neyin, nasıl yapılacağının bilgisine, metodolojisine hakimiz. Bu bilgi sokaktan geçen insanda yok, o da başka şeyler yapmayı biliyor ama biz daha karmaşık yapılar yapabiliyoruz. Öyle olunca, bu bilgiyi daha farklı nasıl kullanabiliriz gibi bir sürü soru kafada türemeye başlıyor. Mimarlar, tasarımcılar, sanatçılar başka alanlarla ilgilenmeye başlıyor. Bu işleri daha üst bir boyuttan, daha farklı bir şekilde üretmenin peşine düşüyor. Bizi sürekli dürten bir yapma derdimiz var. 

Fikret: Diğer sektörler de bunun peşinde. Honda’nın bu konuda bir belgeseli var. 1950’den bu yana ürettikleri teknolojileri gelecekte nasıl kullanabileceklerini önceden planlıyorlar. Hareketli ve temelsiz yapılar gibi basit tasarımlar. Tabi bu çok karmaşık bir teknoloji ama bunu çok daha basit, naif bir tarafından tutup bambaşka bir yere getiriyorlar. 

Fikret Sungay, Salih Küçüktuna

Salih: Karmaşık yapılar çok fazla bilgi ve uzmanlık gerektiren konular. Honda’nın yaptığı şey de yıllara dayanan tecrübesi sayesinde, bunu olabildiği kadar basit araçlar üzerinden yeniden kurgulaması. Bu örnekten hareketle mimarların bu alandaki pozisyonuna baktığınızda, o teknolojiyi, o bilgiyi o kadar geriden takip ediyoruz ki... Bu araştırmaları yapanlar arasında tasarımcılar, mühendisler, başka yaratıcı insanlar var ama hiç mimar yok. Akıllı şehirler gibi bir konuda bile mimarlar yavaş yavaş bu üretimin dışında kalmaya başladı. Mimarların teknolojiden uzak durarak, onu reddederek bundan kaçabileceğini düşünmesinin bu çağda anlaşılabilir bir karşılığı yok bence. O yüzden bu alanlara biraz daha ilgi duymamız gerekiyor. Bunun da çeşitli enstrümanları var. 

Güvenç Topçuoğlu: Sürekli 3D yazıcılardan, 3D baskı evlerden bahsediyoruz. Bütün evi yapmak durumda değiliz, önce o evin bir bileşenini yapalım. Protezde de tüm vücudu değil, ihtiyaç duyulan parçayı üretiyorsunuz. Biz bunu mimarlığa uyarlamanın yollarını arıyoruz. Tümüyle teknolojiye entegre değil ama onun parçası olan parazitik bir ilişki yaratabilir miyiz?

Salih: Herhalde üç boyutlu yazıcıyı Türkiye'de en verimli şekilde kullanan mimarlık ofisi bizizdir. Bu teknolojiyle olan ilişkimiz 2007 yılına dayanıyor. Türkiye'de bunu bir mimarlık ofisinde şahsen kullanan ilk kişiyim diyebilirim. Şu anda ofiste altı kişi varsa, masaların dördünde yazıcı var ve bunları sürekli kullanıyoruz. Projeler doğrudan fiziksel maketlere dönüşüyor. Birtakım projelerse daha deneysel işlere dönüşüyor. Ben 3D yazıcıyı tasarımcının protezi gibi görüyorum. Protezle enstrüman arasında ilginç bir yerde. Bir arayüz ya da yazılım olmanın ötesinde tasarımcının eklentisi oldu. Her zaman ihtiyaç duyduğumuz maket ve prototip üretimi konusunda müthiş avantaj sağlıyor. Ve herkes bundan çok keyif alıyor. Proje çizerken yanı başınızda tasarladığınız şeyi eksiksiz üreten bir yardımcınız var. Bundan ilham almamak mümkün değil. Çalışkan bir makine gibi... 

PIN

PIN, 3D yazıcı

PIN, 3D yazıcı

"Çok iyi mimar olabilirsiniz ama müşteri ne kadar heyecanlıysa proje de o kadar iyi gelişiyor"

Güvenç: Foster and Partners'da şahit olduğum sahneyi aktarayım. Müşteriyle toplantıda ne yapabiliriz diye konuşup, eskiz yapıyoruz. Eskizlerden bir tanesi fikir olarak gelişiyor. O eskiz maket yapım ofisine gidiyor. Orada üç boyutlu baskıya dönüşüyor. Toplantı bittiğinde müşteriye o eskizi baskı olarak veriyoruz. Bu müşteri için inanılmaz bir deneyim. Yani orada konuştuğunuz bir şey 1,5 saatlik toplantının sonunda eve götürebildiğiniz somut bir fikir olarak ortaya çıkıyor. Bu o kişinin projeyi sahiplenmesi için inanılmaz değerli bir şey. Çok iyi mimar olabilirsiniz ama müşteri ne kadar heyecanlıysa proje de o kadar iyi gelişiyor. O heyecanı yaratmak çok önemli.

Renzo Piano'ya teknolojinin mimarlığı nasıl etkilediği sorulduğunda, "Teknoloji güzel bir araç ama eğer kötü bir mimarsan, teknolojiyi kullanan kötü bir mimarsın;  iyi bir mimarsan teknolojiyi kullanan iyi bir mimarsın" diyor. 

Salih: Yazıcının kendisini yüceltmenin bir alemi yok. Bu bizim iyi kullandığımız bir araç. Başka bir ofis başka bir araç kullanır. Bu ikimiz arasındaki iyi-kötü ilişkisini olumlu-olumsuz etkilemez. Bizi de bir yere götürmez. Ama mesela Emre ile heykel üzerinden enteresan işler çıkartır, yeni bir alan açar. Ya da Ebru’nun İslami geometriyle ilgili araştırmasındaki deneyleri üretmek, benim yaptığım mimarlık eskizlerini üçüncü boyuta taşımak için müthiş bir araç sunar. 

PIN

PIN

"Bu deneyleri mutlaka bu laboratuarın içerisine sokmamız lazım"

Burayı bir laboratuar olarak tanımladığınıza göre yazıcı da  bu laboratuarın araç gereci oluyor aslında... 

Salih: Daha önce açılmamış bir kapı açıyor. İyi kullandığınızda sizi çok ilginç bir yere götürüyor. Karşılığında bundan kâr elde eder miyiz? Etmeyebiliriz. Zaten teknolojiye yatırım yaparken, o maddiyatı karşılamak gibi bir beklentimiz yok. 

Güvenç: Süreci zenginleştiriyor sadece. 

Salih: Mesela artırılmış gerçeklik meselesi de çok enteresan bir hal aldı. Biz de birkaç tane gözlük aldık, şimdi denemeler yapıyoruz. Bunu hiç yokmuş gibi varsayarsanız zamanın gerisinde kalırsınız. Bu deneyleri mutlaka bu laboratuarın içerisine sokmamız lazım. İşimize yarayanları alıp, diğerlerini bırakmak... 

Güvenç: MIT'nin eski rektörlerinden John Mitchell, teknoloji konusunda şu tespitte bulunur: "20. yüzyıl zihin ve beden, yaşadığımız dönem ise gerçek ve sanal arasındaki ilişkiye dayanıyor."  

Le Corbusier, “Mimarlık, ışık altında bir araya gelen kütlelerin, ustalıklı, doğru ve görkemli oyunudur.” derken; Mitchell bu yoruma şöyle yanıt verir: "Mimarlık artık sadece kütlelerin ışıkta dansı değil, bilginin de mekandaki dansıdır". Yani mekanı tanımlayan ışığın kırılması değil, mimarlığın gerçek ve sanal olarak üzerimizde yarattığı etki, duyularla yaptığı etkileşimdir. Artık fiziksel olarak o mekanda bulunmak zorunda değiliz. Artırılmış gerçeklik işin boyutunu çok değiştirdi. Dolayısıyla bunları dışlamak gibi bir lüksümüz yok. Bunun bir parçası olup, bunu hayatımıza entegre edip, sonraki adımları hayal etme ve düşünme zamanı. Bugün mimarlar "Interactive Design" (Etkileşimli Tasarım) konusunda bilgisayar mühendislerinin, programcıların gerisinde kaldı. Kaçırdığımız noktaları yakalamamız lazım.
 


PIN'in Uluslararası Ortakları ile...
PIN Laboratuvarının Dinamik Üyeleri ile...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin