"Mimari metinler bazen acayipleşir; tekrar okuduğunuzda ne demek ki şimdi bu dersiniz"

02 Ağustos 2013
 

İstanbul Tasarım Bienali'nin Musibet sergisinde yer alan "Bomba" adlı çalışmanızda da "neyi neden korumalı" sorusunu gündeme getirmiştiniz...

İnsanlarda merak uyandırmak için bu konuyu yıkımlar veya kısmi yıkımlar üzerinden dile getirdik. Yani burada varmaya çalıştığımız nokta, "keşke bu binalar yıkılsaydı, o zaman şehrin önündeki engeller de kalkardı" değil. Bir şeyi oraya koyarken neyi tetiklediğini o anda göremesek de üzerinde tekrar düşünmek için birtakım ortamlara ihtiyacımız var. Bienali de böyle bir ortam olarak gördük. Çok iyi niyetli ve naif bir taraftan bakarsak, mesela Haliç'te metro köprüsü yapılıyor, bir taraf bunun tarihi silueti bozduğunu, yapılı çevre içerisinde yapılmaması gerektiğini söylüyor, diğer tarafsa fikrini, "biz buraya hizmet getiriyoruz ona da karşı çıkıyorlar" diye dillendiriyor. Metro aslında şehirler için birer jeneratör, şehrin ulaşılamayan yerlerini bir anda herkes için ulaşılabilir kılıyor. Şehri bir organizma gibi düşünürsek, bir anda onun başka türlü davranmasına yol açabiliyor. Bu da bir sürü ilişkiyi tetikliyor. Konuya bu şekilde de bakılabilir, köprünün birçok farklı boyutu tartışılabilir. Olan oldu artık bir daha konuşmayalım noktasına gelmeye de gerek yok. "Bomba" biraz böyle bir işti. Bazı yapıları gözümüz kapalı koruyoruz. Bazılarını ise korumuyoruz ve niye korumadığımızı da bilmiyoruz. Bu yapılar başka türlü tasarlansaydı bulundukları çevrede ne tür işlenmemiş potansiyelleri ortaya çıkarabilirdi? Önerdiğimiz senaryo dışında bambaşka bir senaryo da yapılır, yine berbat bir şey olurdu. Onu da bilemeyiz. Peşinden gittiğimiz şey bir polemik...


Çevrenizden nasıl tepkiler geldi?

O da garip bir durum aslında. Polemik diyoruz da kimse de çıkıp adamakıllı bir eleştiri yapmıyor.

Videoların tamamını izle(ye)memiş olabilirler...

Biz de çok anlaşılmaz bir iş yapmış olabiliriz. Onun eleştirisini yapmak, "ne dediğiniz anlaşılmıyor" demek de önemlidir. Şimdiye kadar bunu söyleyen sadece bir eleştiri okudum, kendince haklıdır da. Benim de zaman zaman dalga geçtiğim bir şeydir bu. Mimari metinler bazen acayipleşir. Yazarken çok hoşunuza gider, bir zaman sonra okuduğunuzda "ne demek ki şimdi bu" dersiniz. Böyle bir hataya da düşmüş olabiliriz. Fakat kimse "Böyle diyorsunuz ama o söylediğiniz şeyin yumuşak karnı şurası, buradan başka yerlere varılabilirdi" demedi. Yani bienalin tetikleyebileceği bir tartışma yaşanmadı. Buna rağmen bienalciler ve karşı bienalciler var.

Tabii bu durum tasarım bienalinin ilk kez yapılıyor olmasından da kaynaklanmış olabilir. Özellikle de tasarımdan çok mimarlığa odaklanan bir bienal olması eleştirildi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

O da garip bir şey. Tasarımla mimarlık ne zaman bu kadar birbirinden ayrıştı, biz bu ayrışmaya ne zaman taraf olduk, hayretle izliyorum. Bu ülkede tasarım okulları kısa bir süre önce kuruldu ve kuranların çoğu da aslında mimar kökenliydi. İki işin de zorluklarını ve avantajlarını yakından tecrübe ettiler. Birdenbire tasarım ve mimarlığın birbirinden nasıl bu kadar net bir şekilde ayrılması gerektiği fikrine kapıldık bilmiyorum. Herkes bir anda "bu mimarlık bienali değil ki" demeye başladı. Birinci İstanbul Tasarım Bienali şehir hakkında fikir üreten bir bienaldi. İkincisini merakla bekliyoruz.


Kurucu Kerem Piker ile...
kpm ekibi ile...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin