Köfteciye Kültür Bakanlığı ve akademi desteği...

06 Eylül 2013
 

Fastfood, isminin yaptığı çağrışımdan dolayı riskli bir alan aslında. Yemek gibi mekan da hızlı bir şekilde tüketiliyor. İnsanlar aynı yere gitmekten çok çabuk sıkılabiliyor.

ZK:
Zaten bizim de rahatsız olduğumuz nokta o. Beş yıldan fazla aynı kalan bir mekan yok fastfood'da. Hızlı tüketime dayalı ve çok keşfedilmiş bir alan. Biz de bu alanda proje üreten ilk ofislerdeniz. Bilakis'i açan arkadaşımız bizimle çalışmak için aşırı derecede ısrar edince oturduk makarnayı nasıl fastfood'a dönüştürürüz diye düşünmeye başladık. Bu aynı zamanda bir ar-ge projesiydi. Metrocity'de 4 metre cepheli bir dükkan elde etmişti. Makarnadan nasıl fastfood markası olacağını bilmediği gibi büyümeye ilişkin bir stratejisi de yoktu. Fastfood'da her yerin kırmızı olması, göze sokulan menu board'lar gibi çok sinir olduğumuz bazı noktalar vardı. Bunları kullanmayacağımızı baştan söyledik. O da bize teslim oldu ve bütün bunların olmadığı bir yer yaptık. Sen işini iyi yap, biz müşterinin dikkatini çekeriz dedik. Metrocity açıldığında sanki biri o dükkanın önünde bayılmış gibi anormal bir yığılma yaşandı. Sonra da öyle devam etti. Bu kadar küçük bir dükkanın böylesine ilgi görüp ciro yapması çevresindeki markaların da bizimle ilgilenmesine yol açtı. Anlaşabildiklerimize projeler yaptık. Markalaşmayı becerebilenler alıp yürüdü. Sonrasında Sultanahmet Köftecisi'nin sahibi Önder Tor kapımızı çaldı. "Birkaç yıldır sizi izliyorum. Çok ruhlusunuz ama kasti olarak tanışmak istemedim. Alın size altı tane iş. Bundan sonra bütün işleri siz yapacaksınız" deyip gitti. Mekanları oluşturmaya başlayıp üstüne Sultanahmet Köftecisi yazınca bu ismin çok ağır geldiğini fark ettik. Hedef gösterilen 15-20 yaş müşteri grubunu köfteci yazan, tarihi ismi olan bir yere nasıl getireceğimizi düşündük. Sultanahmet ismine odaklanınca İstanbul'un tarihinin ta kendisi olduğu ortaya çıktı. Sonra üniversiteleri de işin içine sokup bununla ilgili tarihsel bir çalışma yaptık.





Tasarım konusunda da Zebra Design'dan destek alıyorsunuz.

ZK:
Aynı zamanda askerden arkadaşım olan Cem Kayaalp o sırada Zebra'daydı. Fırsat buldukça birlikte çalışıyorduk. Proje ilerleyince Zebra'yı da üniversiteyi de bir şekilde devreye soktuk. Uzunca bir çalışma dönemi oldu. Hatta dükkan kiralamış olanlar neden hala açmıyorsunuz diye Sultanahmet Köftecisi'ni dava etmeye kalktılar.

EA: Tabii Önder Tor'u da sabrından ötürü takdir etmek lazım. Hiçbir fastfood patronu tasarım süreci için o kadar beklemezdi.

ZK: Bilgi desteği için Kültür Bakanlığı'na kadar gittik. Bakanlık İstanbul'un tanıtımı köftecide nasıl olur diye anlamakta güçlük çekti. Projeden bahsettiğimiz ortamlarda bize "İnsanlar okumaz, bu mekan hiçbir işe yaramayacak" denildi. Tabii yaptığımız konseptin biraz pop olmasına da özen gösterdik. Tarih anlatmak bizim haddimize değil ama yazdıklarımızın doğru olmasını istedik. İstanbul'un ciddi bir tarihi var. Bunu elemek, sadeleştirmek, bir dükkan boyutuna indirmek başlı başına bir iş. Zebra Design da sağolsun güzel grafikler, renkler kullandı. Sonra o renkler fastfood'da moda oldu. Yeni Sultanahmet Köftecisi dükkanlarında ciro en az 2 hatta zaman zaman 6 katına kadar çıktı. Yaklaşık 40 civarında şube yaptık.

Yani en uzun soluklu projeniz mi oldu bu?

ZK: Uzun bir zamana yayıldı ama tabii çok hızlı yapıldı. Bazı aylar 2 tane şantiye bitirilecek şekilde 3-5 yıl boyunca bayağı köfteci yaptık. Sonra adımızı köfteci olarak duymaya başladık.

EA: Tabii, hatta o dönem mimar arkadaşlar bile fastfood'çuları bize gönderiyorlardı, onlar fastfoodu iyi yapar diye...

ZK: Onun dışında adımız genel olarak sanayi yapılarında geçiyor ama herhangi bir şeyin uzmanı olarak anılmayı sevmiyoruz. Bugünün gelişen dünyasında bu yanlış bir düşünce olabilir ama pek çok değişik konuda işler yapabileceğimizi düşünüyoruz. Tabii o fırsatı size yaptığınız işler getiriyor.

Mesela fotoğraf stüdyosu deneyimi gibi…

ZK:
O zaten çok farklı bir konu. Türkiye'de bir tane oldu, devamı da kolay kolay gelmez. Aynen makarnacıda olduğu şekilde o da mekanı elde ettikten sonra yere göre şekillendirilen ve geliştirilen bir projeydi. Hatta açılışa bir hafta kala makyaj bölümünün projeye konulmadığını fark ettik. Böyle programı yapılırken gelişen enteresan bir proje oldu bizim için. Bu kadar büyük bir yeri nasıl stüdyo yapacağız derken, sahipleri kullanmadığında kiraya da verebilecekleri stüdyoları içeren bu model ortaya çıktı. Bunun aslında dünyada başka örnekleri de olduğunu sonradan keşfettik. Sonuç gerek bizim açımızdan gerekse kullanıcı açısından çok memnun ediciydi. Hem de uluslararası ilgi çekti. Bildiğimiz yerli yabancı önemli markalar, önemli top modeller çekimler için buraya geliyor. Ziyareti bile eğlenceli bir yer oldu. Her gittiğinizde farklı birileriyle karşılaşıyorsunuz.

 


İglo'nun İçinden...
Koşaradım Projeler
Tasarım Ekibi
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin