"Kimse kimsenin yüzüne karşı açıklıkla konuşamıyor"

04 Kasım 2009
 

Bir kadın mimar bu piyasada nasıl var olur? Neler yaşar?

O noktada deneyimler belirleyici oluyor. Kimlerle birlikte bu işi yaptığın, nasıl bir gelenekten geldiğin, ailende başka bir mimarın olup olmadığı… Bütün bunlar önemli, tek bir etkenle anlatılamıyor bir kadın mimarın bu piyasada kendisini nasıl var ettiği.

Bu ülkede üzerine söz söylenilen mimarlık üretiminin önemli bir bölümünün bu şehir kaynaklı olduğunu düşünürsek, bir zamanlar şehre eğitim için gelmiş olan bir kadın mimarın, hele de ailesinde mimarlık geleneğinden kalan bir mirası yoksa mimarlık yapması için epeyce uğraş vermesi gerektiğini yaşayarak görüyorum... Kolay olmadı, ama mimarlık yapmak istediğim için bir şekilde kendime yol açtım. Maskulen ve feminen dengeler/dengesizlikler arasında yılmadan çaba göstermek gerekiyor. Bunlar üzerine açık açık konuşulamaması sessiz bir uzlaşmayı işaret ediyor aslında. Oysa üzerine konuşulabilecek çok malzeme var. Kimse kimsenin yüzüne karşı açıklıkla konuşamıyor ve rahatsızlıklarını dile getiremiyor gördüğüm kadarıyla. Açık konuşmak demek bir sürü varlık alanını sarsmanız demek çünkü. Sarsılmadan da gerçek anlamda hiç bir şeyin yerli yerini bulacağını düşünmüyorum. Böyle olunca birilerinin size güvenmesi ve sizi iş vermeye değer görüyor olması gerekiyor. O birilerine rastlamadığınız sürece hayat çok zor, benim şansım vardı rastladım.

Herşeye rağmen bu durumun yeni gelen kuşaklar için çok daha demokratik koşullarla gelişeceğine inanıyorum. Uluslararası deneyimlere açık, öğrencilerin daha özgürce dünyayla iletişiminin olanaklı olduğu koşullarda, yerel ayak bağlarının geçerliliğinin kalmayacağını umud ediyorum.

Siz nasıl rastladınız işverenlerinize, peki?

Bunlar yıllarla kurulmuş ve çok emek verilmiş ilişkilerdi. O ilişkilerden başka ilişkiler doğdu. Özellikle son dönemde daha büyük ölçekli ofislerde ve büyük ekiplerle yapılabilecek işlere rastladık. Bu işverenler bizimki gibi bir var olma çabasına değer verdikleri için bizimle birlikte iş yapmaya karar verdiler. Bu benim için çok önemli.

Küçük ölçekte kalmış ve tek başına inandığı işi yapmaya çabalayan ofislerin karşısına çıkacak müşteri grubu çok kısıtlı aslında. Bu nedenle kendi rahatsızlıklarımız üzerinden öneriler geliştirip, talep edilmeksizin öneri götürmenin kaçınılmaz olduğu bir döneme giriyoruz gibi geliyor bana.

Böyle bir ortamda kolektif çalışmayı ve proje ortaklıklarını önemsiyorsunuz…

Evet. İşin içinde egolar ve kompleksler sorun olmadığı sürece… Kendi uzmanlığından ötürü yanınızdaki kişi sizin hiç görmediğiniz bir şeyi görüyor ve sizin de başka bir bakış açısını tanımanıza neden oluyor. "Zonklayan ofis" derdi Ahmet, büyüyor ve küçülüyor. Yapı bu dinamiklikte olduğu zaman herhangi bir işe aday olmakta daha özgüvenli davranıyorsunuz. O zamana kadar hiç yapmadığınız bir iş önünüze geldiği zaman biliyorsunuz ki o işi birlikte yapabileceğiniz insanlar var.


Hayriye Sözen ile...
Hayriye Sözen'e dair...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin