“Kamu yapılarında bina açılışına bile çağrılmıyorsunuz”

20 Aralık 2012
 

Proje listesine bakarken dikkatimi çeken bir projeniz de 1999'da, deprem yılında Değimendere'de yaptığınız Anadolu Lisesi…

O da çok enteresan bir durum. Lise tam eğitime açılacak, Ağustos ayında deprem oldu ve oradaki bütün okullar zarar gördü. Hepsi birleşip bizim yaptığımız okulda eğitimi sürdürdüler. Müthiş eğimli bir arazide küçücük bir okul… 20 metre eğim var. Teras evler gibi düşünebilirsiniz. Milli Eğitim Bakanlığı "tip proje yapacağız" dedi ama Belediye Başkanı burasının tip projeye uygun bir arazi olmadığını savundu. "Gül Hanım'a uygun fiyatlı bir proje yaptıralım, hem de şehre katkısı olsun" dedi. İyi ki kademeli, yamaca dayanan bir bina yaptık yoksa istinat duvarlarını hiçbir şey tutamazdı. Binanın sırta dayanması o kadar doğru oldu ki, hala gayet güzel, şık bir okuldur.

Bir de çok sayıda Adalet Sarayı yapmışsınız.

Evet, 6-7 tane yaptım. Bunların en güzeli Kayseri Adalet Sarayı'dır. Şantiye resimleri sürekli geliyor. Fakat devlet işlerindeki en büyük sıkıntı, projeyi aldıktan sonra mimarla ilişkiyi kesip, işi müteahhit firmaya ihale etmeleri. Binanın açılışına bile çağrılmıyorsunuz. Sonuçta gidip gördüğünüzde, kendiliğinden verilmiş bazı kararlarla yapınızın çok bozulduğunu, hayalinizi yansıtmadığını görüyor ve çok üzülüyorsunuz. Bu tür işlerden mümkün olduğunca kaçmak lazım. Ya da devlet bu politikasını değiştirmeli. Projeyi mimarla tamamlamanın çok büyük katkısı olur, bunu görmesi lazım.

Sorunların ya da değişikliklerin büyük kısmı zaten uygulama sırasında ortaya çıkıyor.

Tabi ki. Bina bitene kadar mimarın sorumluluğu devam eder. Başka türlü düşünülemez. Nasıl proje süresi varsa bir de inşaat süresi var. Mimarın onun içinde olması gerekir. Başına bir mimar bile konulmuyor; inşaat mühendisi şantiye şefi oluyor. "Mimara inşaatta ne gerek var" gibi yaklaşım hakim. Elbette inşaat mühendisi olsun şantiyede ama mimar da mutlaka bulunmalı. İkisinin disiplini başka…


"Odalar çok fazla siyasileşmiş durumda"

Restorasyon konusunda uzmanlaşmış bir mimar olarak Türkiye'de uygulanan restorasyon projeleri konusunda da bayağı dolusunuzdur. Mimarlık ofisi bu projelerde sadece isim olarak geçiyor. Proje elde edildikten sonra en düşük fiyatı veren ihaleyi alıyor.

Böyle bir şey olur mu? En ucuzu veren, en kötüyü yapar. Bu çok net çünkü maliyetini düşürmek durumunda. Ne araştırmaya ne de daha iyi bir malzemeye para harcayabilir. Bu çok çok kötü bir yöntem. Projecilikte de aynı durum geçerli, en ucuz teklifi veren ihaleyi alıyor. Oda fiyatının yüzde 15'ine alınmış projeler var. O maliyetle ekibi nasıl kurabilirsiniz ki?

Peki meslek odasının belirlediği fiyatın altında teklif vermek usule aykırı bir durum değil?

Odalar kuvvetli değil. İstanbul'daki yapıyı çok bilemiyorum ama Ankara Şubesi meslek pratiğinden çok uzak TSMD bu konuda çok daha iyi, sorunlara hakim.

Proje yaptığınız diğer ülkelerde benzer bir durumla karşılaştınız mı?

Hayır, bu tamamen bize özgü bir şey... Ülkemizde odalar çok fazla siyasileşmiş durumda, en büyük sıkıntı bu…

 


Gül Güven'in Mimarlık SerüVEN'i
... Ve Bu SerüVENe Katılanlar
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin