"İşverene göre insanı üç şey batırır: kadın, kumar, mimar”

05 Haziran 2009
 


Peki buraya staja gelen öğrencileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nihat Gök:
Hocalarına bakıyoruz; kimlerden ders almışlar, kim ile proje çalışmışlar... Ona göre değerlendiriyoruz. Kaç almışlar, kaç kez kalmışlar; hiç tanımadığımız insanı başka nasıl alalım? Evet, burada çalışan mimarlardan bir kısmı çok başarılılar. Bir kısmı çok başarılı mezun olmuş ama büroda başarısız oluyorlar. Onlar zaten iş hayatında hemen eleniyorlar. Dolayısıyla her şey burada belli oluyor.

Serter Karataban: Şu anda bizde başarısız adam da yok; onlar elendi. Bunu da belirtmem lazım. Bir de belki şunu eklemek gerek: Bazen bakıyoruz ki çocuk bazı hocalardan proje dersi almış. O hocalardan proje alması ile şu köşedeki bakkaldan proje alması aynı şey. Ama çocuk öyle bir şey yapmış ki! Kabuğunun dışına çıkmış; kendinden istenenin fazlasını yapmış. Demek ki bir istek var. Ben Pazartesi günü Akdeniz Üniversitesi'nde diploma jürisindeydim. El çizimi ile alakalı öyle bir şey oldu ki... 28 proje teslim edilmiş, sadece bir tanesi el ile çizilmiş. Bütün hocalar da ona aynı göz ile baktı: "Bizce proje budur" dediler. Ben de bilgisayar kullanıyorum. Nihat Bey de pek çok projesini bilgisayarda çizmiştir. Ama ben eskizimi el ile yapıyorum.



El ile yapmayanlar da mı var?

SK:
Ooo, siz ne zannediyorsunuz? Millet artık Max'de çıkartıyor ve her şeyi orada görüyor. Yurtdışında da bu böyle. (Bu noktada Nihat Gök bir eskiz çıkartıyor)

NG: Lütfen bakın! Hangi noktada olduğuna, eline, çizdiklerine... Bu üçüncü sınıf öğrencisinin son tashihe getirdiği çizim.

Ama bu öğrencinin yeteneği ile de ilgili bir şey değil mi?

SK:
Değil, değil. Ben size bir şey söyleyeyim: Bence biz çocuklara mimarlığı sevdirmiyoruz. Çocuklar sevseler böyle olmaz. Ben çizime yeteneğim olup olmadığını bilmiyordum. Resmi severdim; ama ben ressam değil, mimarım. Herhalde eli iyi mezun olan son insanlardan biriyim. Biz geliştirdik kendimizi. Kendi kendimize oturup eskiz yapardık. Hocalarımız nasıl çiziyor diye bakardık. Şimdi öyle bir şey yok. Siz zaten severseniz kendinizi ilerletmek istersiniz.

Peki mimarlık neden sevdirilemiyor?

SK:
Bence Türkiye'de şöyle bir izlenim var: Birincisi müşterilerin mimarlara yaklaşımı oldukça negatif. Bunu da son derece yumuşatarak söylüyorum. Mimar onlara para kaybettirecek korkusu var. Hatta şöyle bir laf vardır: "İnsanı üç şey batırır; kadın, kumar, mimar." Diğer yandan öğrenciler yalnızca etraflarına baktıklarında da olumsuzluklarla karşılaşıyorlar. Örneğin Amsterdam'a gittiğinizde mimar yapıları kendini belli ediyor -aksini yapmak mümkün olmasa da... İyi mimar-kötü mimar, uğraşılmış yapı-uğraşılmamış yapı ayırdediliyor. Burada ise öyle bir şey yok! Ben okurken Mimarlar Odası'nın bir bülteninde, İstanbul'daki yapıların %90'ınının mimarsız gerçekleştirildiği bilgisi ile karşılaşmıştım. Bu bence hala geçerli; yalnız şimdilerde belki biraz daha katı yönetmelikler... Ama o zaman inşaat mühendisinin mimari projeye, mimarın statik projeye imza atma yetkisi vardı. Bunun elbette istisnaları var. Mesela Tadao Ando aslen makina teknikeri, ya da Le Corbusier mimarlık diplomasına sahip değil. Daha güncel bir örnek: Avustralya'da dört katın altında yapı inşa etmek için mimara ihtiyacınız yok! Ama projenizin kuruldan geçmesi gerekiyor ve o kurulda mimarlar var. Dolayısıyla siz bu işi severseniz, ilgilenirseniz neden olmasın? Ama bugün Türkiye'de çok iyi mimarlar var, çok iyi görünüp çok kötü mimarlar da mevcut.



Siz Türk mimarlık üretim ortamının çizdiğiniz resminde kendinizi nereye oturtuyorsunuz?

SK:
Biz orta ölçekli bir ofisiz. Elbette Tabanlıoğlu, Arolat gibi segment dışı ofisleri saymıyorum.

Ama Türkiye'de orta ölçek de kısıtlı miktarda pratiği tanımlıyor.

SK:
Avrupa'da "orta ölçek" dediğimiz 10-25 kişilik bürolara tekabül eder. Türkiye'de ise 4-10 arasını orta ölçek kabul ederler. Biz, Avrupa standartlarında "orta ölçekli" bir ofisiz. Bizim proje motivasyonumuz çok yüksek. Burası zaten bir okul gibi. Nihat Bey'in burada olması bizim için çok büyük bir artı ve biz ofisimizi okulun bir devamı olarak görüyoruz.

Çalışanlarınızın hepsi Mimar Sinan'dan mı?

SK:
İTÜ'den var iki mimarımız, Yıldız'dan var. KTÜ'den Gökhan var. Ama gerisi Mimar Sinan'dan... Diğerleri daha teknik konularda çalışıyorlar. Yine de "okulcu" değiliz; onu söyleyeyim.


Hoca ile Öğrenciyi Bir Araya Getiren Fores'in Öyküsü
Bir Mimarlık Bürosu Bir Akustik Firmasını Nasıl Doğurdu?
Çalışanlarından Team Fores
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin