"İnsanlar tasarım ve mimarlık tarafından yanlış yola sürüklenmiş durumdalar"

29 Mart 2012
 

Mimarlık ve kent ile hangi noktada ilgilenmeye başladınız? Her zaman ilgi duyduğunuz bir konu muydu?

Kamusal alana ve iç mekanlara her zaman ilgi duydum. Performans yaparken de belli bir yerde oluyorsunuz; nerede durduğunuz ve sahnedeyken yaptıklarınız çok önemli. Mekan önemli çünkü vücudunuz da o mekanın bir parçası.  Öte yandan, Mao'nun kitabını okurken aklımda kalan alıntılar, yani konunun manevi yönü de çok önemli. Yaptığım işler maneviyat ile her zaman ilişkili oldu, şu anda ise özellikle son yüzyıl üzerine düşünüyordum. Kendi kendime, "Ne oldu da hiçbir şey değişmemeye başladı" diye sordum. Avrupa'da yaşıyorum. Modernizm 80'ler/90'larla birlikte son buldu. Ardından post-modernizm geldi, ki bence tam bir saçmalık…


Serginizdeki çizimler için hangi kaynaklardan yararlandınız?

Arşivlerden Adolf Loos'un, Le Corbusier'nin, Mies van der Rohe'nin, Prouvé'nin, Niemeyer'in metinlerini okudum, yaptıkları binalara baktım. Kaynak olarak çoğunlukla kitaplardan ve internetten faydalandım. Ya da çevremdeki orijinal arşivlere başvurdum.


Bazı kareler çok tanıdık. Örneğin "Ghost City" bölümündeki Detroit fotoğrafı...

Bunlar gerçekten çok özel ve simgesel fotoğraflar. Resim koleksiyonu da buradan hareketle ortaya çıkardım. Birinci koleksiyon, "Political Zone" (Politik Bölge), yaşadığım iç mekânı gösteriyor. 2007'de başladığım bu seride 40-50 resim var. Sonra yeteri kadar iş ürettiğimi düşündüğüm için bunu sonlandırdım ve sergiledim. Esas sergi Berlin'de oldu, küçük bir kısmını da buraya getirdim.


Koleksiyonun ilk bölümü olan "Political Zone", modernist iç mekânlara odaklanıyor. Bu bölümde ne anlatmak istediniz?

Modernizmin manevi bir yönü vardır ama bu hiçbir zaman gerçekleşmez. Hep bir çatışma durumu söz konusudur. Bir yanda avangardistler vardır, "self-avantgarde" olarak adlandırılan bu kişiler sürekli bir savaş içindedir ama bu durum, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmez. Sadece bunu gerçekleştirmek için konuşurlar.

Koleksiyondaki resimlerde Eames'in "Butterfly Chair" koltuklarını görüyorsunuz. Yerde ise hep kan var. Modernizmin maneviyatı, mücadele ve savaşa dönüştü ve bu hiç son bulmadı. Geçtiğimiz yüzyıl bundan ibaretti.


  "Political Zone" (Politik Bölge) serisi 


Peki mimarın/tasarımcının "görev"i sizce nedir?

Yaşanabilecek ve iletişim kurulabilecek daha iyi bir dünya yaratmak. İnsanlar için, aileler için barınaklar yapmak. Mimarlık pahalı olmamalı, bunun yanında pek çok insanın bulunmaktan mutluluk duyacağı ortamlar sunmalı. Hatta kamusal alanın da böyle olması gerekiyor; insanlar birbirleriyle mükemmel bir ortamda bir araya gelebilmeli. Ben bir ütopyacıyım.

Mimarlıktan bahsederken sadece tuğlalardan ya da duvarlardan bahsetmeyi sevmiyorum. İşin içine mimarlığın manevi yönünü, binalarda yaşayan ya da çalışan insanları katmayı tercih ediyorum. IKEA tarzı, tüketim sistemine dayanan binaları sevmiyorum. Her yerde aynı ürünler sunuluyor; tüketmek için yapılmış ürünler… İnsanlar buralarda iyi bir ortamda olduklarını düşünüyorlar ama aslında tasarım/mimarlık tarafından yanlış bir yola sürüklenmiş durumdalar. Bu da benim için önemli bir sorun. "Ütopya Koleksiyonu" ile izleyicilere, modern olana yaklaşmanın başka bir yolu olduğunu göstermeye çalışıyorum.


Sanatçı Luk Berghe ile...
Küratör Pınar Öğrenci ile...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin