"İnsanlar sokaklarda yaşıyor ve moda da en çok sokaktan besleniyor"

07 Eylül 2009
 

Peki modanın kalıcı olması hedeflenen, hayal edilen bir şey midir?

Bence hiç değil! Moda her geçen gün daha çok tüketilen bir kavram haline geliyor. Kalıcılık, bazı noktalar ve ürünlerde söz konusu olabilir. Ama genele baktığınızda o kadar hızlı tüketiliyor ki! Zara'ya, Topshop'a bakın... Ki burada yine de tüketim o kadar hızlı değil. İstanbul'da "highstreet fashion" çok hızlı dönmüyor. Londra'da ise inanılmaz bir döngü hızı var. Topshop'a neredeyse her hafta yeni ürünler ekleniyor. Modada kalıcılıktan değil uçuculuktan bahsetmek daha doğru geliyor bana.



Kent nasıl moda üretebilir? Yalnızca insanlar üzerinden mi?

Kent, spesifik olarak modayı birebir nasıl üretebilir, bilemiyorum. Ama yaşadığın kent, senin modayı tekrar tekrar farklı şekillerde üretmene sebep olabilir. Yan kültürler gibi düşünelim... Şehrin her bir noktasındaki insanların modaya getirdiği farklı yorumlar var. Bir yerde, belki küçücük bir grubun yaptıkları, sanki suya taş atmışsın gibi büyüyebiliyor. Aşağıdan mainstream'e (ana akıma) uzanması gibi... Şehrin küçücük bir yerinde filizlenen bir moda anlayışı -ki onu giyenin moda ile alakası dahi olmayabilir- trend avcısı tarafından keşfedilebilir. Alır onu, siteye koyar, oradan oraya yayılır ve küçücük bireysel bir yaklaşımken "mainstream" haline gelir.



Gerçekten böyle mi oluyor? Moda tasarımcıları ilhamlarını ya da örneklerini sokaktan topluyorlar mı?

Topluyorlar. Trend avcılığı yapan insanlar birebir böyle çalışıyor. Sokakta birinin üstündeki kıyafetin bir köşesini çekiyor; hatta garip yerlere gidebiliyorlar. Her zaman New York'ta geziyorlar, evet, ama Çin'e de gidiyorlar. Oradaki bir kasabın kafasındaki şapkanın fotoğrafını çekiyorlar. Oralardan da çıkabiliyor. Belki birebir moda olmuyor ama küçük bir detay, modaya farklı bir şekilde yansıyabiliyor.

Modanın oyun alanının sokak olduğunu söyleyebilir miyiz öyleyse?

Bence kesinlikle öyle! Başka bir yer olamaz. İnsanlar sokaklarda yaşıyor ve moda da en çok sokaktan besleniyor.



Modanın ulaşılmaz, yalnızca belli bir toplumsal ve ekonomik sınıfa hitap eden ve dolayısıyla yalnızca onun beslediği ya da beslendiği bir üretim alanı olarak algılanmasının nedeni nedir öyleyse?

Bunun da yine Türkiye'de böyle olduğunu düşünüyorum. Çünkü Avrupa'daki genç insanlar -üstelik kendi paralarını kendileri kazanıyorlar- gidiyor; evinin köşesindeki "thriftshop"tan (ikinci el mağaza, ya da ucuz kıyafetler satılan dükkan) iki tane atkı alıyor ve onları kıyafetlerinin bir yerine tutturuyorlar. Ya da evde eteklerine bir şey dikiyorlar. "Her şey çok pahalı" bence bir mazeret değil; isteyen her şeyi yapabilir. Aldığınız küçücük şeyler ile kendi tarzını da yaratırsın, kendi stilini de oturtursun. Bunun, tamamen kişinin kendi yaratıcılığı, modayla ne kadar yakın bir ilişki kurduğu ile alakalı olduğunu düşünüyorum.


Moda, Dünyayı ve Kentleri Nasıl Değiştirdi?
Moda Yazarı Seda Yılmaz İle Modanın Gücü Adına!
Yazbukey'den Emel Kurhan İle "Kamusal"a Sızmak Üzerine...
Moda Tasarımcısı Simay Bülbül
"Moda Kent"in Yeni Manifester Mecralarından Örnekler
İstanbul Fashion Days'den Görüşler, Görüntüler, İzlenimler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin