"İnsan ruhuna yuvalanmış kötülüklerin en derini 'erk' meselesidir"

08 Ekim 2010
 

Eğitim danışmanlığı alanında deneyiminizleriniz olmuştu.

YTÜ'de iki sene Rektör Ayhan Alkış'a danışmanlık yaptım. Tabi öncelikle İzmir'de kurduğum şehir planlama bölümünü örnek gösterebiliriz. Bunun yanı sıra, az önce bahsettiğim Danimarka'da yeni bir planlama mastırı oluşturma deneyimim ve Pakistan Karaçi'de de bölüm kurmuşluğum vardır.

Tüm bu deneyimlerden yola çıkarak, sizce bir mimarlık fakültesinin eğitim programı nasıl olmalıdır?

Bugün için konuşacak olursak, işin içine mutlaka son teknolojiler girmeli. O kadar bağnaz değilim. Gerçi bende fizik olaylarına karşı çocukluktan başlayan bir yeteneksizlik vardır. Elektrikle vs uğraşamam, korkarım. Bu bende giderek takıntı haline de gelmiştir. Bütün fen derslerim 10 olmasına rağmen fizikten ancak 7 alabilirdim ve bunu gurur meselesi yapardım, çünkü sınıf birincisiydim. Dolayısıyla fizik, kafamda hep fobik bir nosyon olarak kalmıştır. Ama son dönemde John Zerzan gibi tabiat aşığı yeşil anarşistlerle tanışınca teknolojiye karşı tepkimde çok da haksız olmadığımı görüp mutlu oldum.

Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?

Basite indirgeyerek, insanlık tarihinin sadece 10 bin yıllık kısmını ele alalım. Bu süreçte, insan denen varlık "homo sapiens"e dönüştükçe, yani ayağa kalkıp, beyni gelişip, tabiatla olan ilişkisi değişince ilginç bir paradoks ortaya çıkıyor. Bunu bir türlü çözememişimdir.

İnsan beyni bu süreçte müthiş gelişiyor, hayvan beyninden insan beynine doğru bir gelişim var. Gerçi tamamıyla da dönüşmüş değildir. Hala sürüngen ve memeli hayvan bölümleri mevcuttur. Henri Laborit, insan beyninin sadece frontal bölümde geliştiğini iddia eder.

John Zerzan ise, bu süreci şöyle ifade eder; "10 bin yılda müthiş işler başardık, Ay'a gittik vs". Kırılma noktası olarak da endüstri devrimini gösterir. Endüstri devriminden sonra İngiltere ne yaptı derseniz, bütün Uzak Doğu'yu sömürgesi haline getirip, perişan bırakıp geri döndü. Hala ayağa kalkamıyorlar. Bu mudur gelişim? İnsan "homo sapiens" olmadan önce doğayla ilişkilerimde hiçbir sorun yoktu. Yanında hayatını paylaştığı kadınla avcılığa ve toplayıcılığa beraber çıkıyordu. Adale ve vücut yapısı bakımından o da en az benim kadar kuvvetliydi.

Bu konuda ise Fredy Perlman'ın çok güzel bir tespiti var: "Tohumu bulduk, buğdayı, arpayı, çavdarı keşfettik; o noktada Tabiat Ana'yla ilişkimiz değişti. Önce onunla yabancılaştık" diyor. Onun hemen akabinde de bir dönem geliyor ve erkek, hayatını paylaştığı, kendisi kadar güçlü kuvvetli olan kadını kutsamaya başlıyor. Çünkü kadın kendinden başka bir canlı yaratabiliyor. Güneş zaten tanrı, kadın da neredeyse onun yerdeki gölgesi. O kutsallık sonucunda da kadın pasifize ediliyor. Kadın mağarada kalıp çocuğa bakıyor, erkek ise çalışıyor. Bu da, hemen hemen düne kadarki çekirdek aile modeliyle özdeş bir yapı. Adam güçlü, kadın ise fiziki olarak yavaş yavaş yumuşuyor.

Buradan Mezopotamya'ya geldiğimizde, artık MÖ 7 bin-8 binlerdeyiz, tarım faaliyeti başlıyor ve insanlar göçebelikten yerleşik hayata geçiyorlar. Tarımda karasaban bulunuyor. Hayvanlar evcilleştiriliyor. Çinliler tekerleği buluyor. Bu alet edevat içinde, kadın da neredeyse onlardan biri haline geliyor. Kadının bu ilk dışlanması, erkek tarafından bir alet olarak görülmeye başlanması beni müthiş rahatsız etmiştir. Daha feci bir vurguyu Perlman, Sümer lugallerinin (krallarının) sarayları için yapıyor. Sümerlerin ilk dönemleri; kral-tanrı, tanrı-kral dönemi. Lugaller, o toplumun en güzel ve gösterişli kadınlarını seçiyorlar. O kadınlara "fahişe" etiketi konmuyor ama "Sen tanrının hizmetindesin ve benimle birlikte olacaksın" deniliyor. Bu iğrenç bir şey. Üstelik de ne kadar çok kadın beğenirse beğensin, hepsi kralın (yani tanrının ve kralın) kadını oluyor. Ve onlara özel kıyafetler giydiriliyor. Ur ve Uruk sokaklarında kapalı kadınlar görüldüğünde onlara hürmet edilmesi gerekiyor, çünkü tümü krala hizmet ediyor. Kadın ya da erkek tüm kentliler bu kişileri gördüklerinde kenara çekilip yol vermek durumunda kalıyorlar. Burada resmen bir kötüye kullanım söz konusu. Kadının insan olduğunun bu kadar uzun bir süre unutulmuş olması çok rahatsız edici.

Kitabınızda bahsettiğiniz "insanın ruhuna yuvalanmış kötülükler" bu noktada mı başlıyor?

Bu en derinde olanı, çünkü erkeğin halledemediği bir sorunu var. Ödip kompleksini zaten hepimiz biliyoruz, ama Freud'un en çok üzerinde durduğu konu, "iktidar" yani "erk" dediğimiz meseledir. Erkek kendini bundan kurtaramıyor ve bu öylesine büyük bir saplantı halinde ki, Freud bu konuda çok önemli bir mesaj vermiştir:  "Hepinizin bildiği gibi iktidar kavramı en çok iki alanda kullanılır. Biri siyaset, diğeri ise cinselliktir". Bu ilişki tesadüfi değildir, çünkü her iki alanda de erkek egemendir. Tarihte kadının kudret sahibi olduğu ülkeler ise çok azdır. Karşımıza ancak Kleopatra ile başlayan, Katerina ile biten üç dört örnek çıkar. Bu çok önemli bir mesajdır. Erkeğin yenemediği bir zafiyetine işaret eder.

Bunları okuyup öğrendikten sonra, Afşar Timuçin Hoca'ya, "Beni megaloman yapacaksınız" dedim. Nedenini sordu, "E, benim hiç güç ihtirasım olmadı da ondan" dedim. "Ne güzel, demek ki çok sağlıklısınız" deyince ben de, "Evet, ondan mutluyum" dedim. Hiçbir zaman dekan olmak, rektör olmak gibi bir hırsım olmadı. Bir kez bölüm başkanlığım oldu. O da İzmir'deki şehir planlama bölümünü benim kurmam istendiği için. Sürekli eğitimle meşgul bir insan olduğumdan, kafamda hazır bir model vardı ve onu uyguladım. Beş yıl yönetimde kaldım, ama bunun bir ihtiras olmadığını da hemen kanıtlayabilirim. Zira, 1975 yılında İzmir'e geldim, bölüm kuruldu, 1980 yılında lisans eğitimini başlattık ve o sene istifa ettim. Gençler inanamadılar, "Ne yapıyorsunuz hocam, bölümün kurucusu sizsiniz, bari ilk diplomaları siz verin" dediler. "Benim işim bitti, bölüm kuruldu, kim istiyorsa o başa geçsin" dedim ve müthiş bir huzur içinde ayrıldım. Buradan kendimi öne çıkarıp bir şey söylemek istemiyorum, ama egomun sayesinde ruhsal yapımı kontrol etmeyi becerebildim diyebilirim.


Prof. Dr. Sümer Gürel ile...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin