"Eser kalıcı olmasa da dönüştürme işleviyle kentteki etkisini sürdürüyor"

01 Şubat 2012
 

Sunumunuzda, kentlerin göz önünde olmak için çağdaş sanattan faydalandığını söylediniz. Bu eserler daha sonra o kent için kalıcı bir etki yaratabiliyor mu sizce?

FÜ: Her ne kadar bu eserleri deneyimlediğimizi düşünmesek de ‘ortak bellek' dediğimiz bir kavram var. Mesela İstiklal Caddesi sürekli değişen, dönüşen bir cadde. Ama o caddeyi deneyimlerken bunu, 10 yıl önceki deneyiminizi de belleğinizde tutarak yapıyorsunuz. Yani tüm bunlar ortak paylaştığımız belleğin içinde, ama şu anda her şey hızla değiştiği için, belli bir fiziksel ve düşünsel adaptasyon da gerekiyor.


  Gecekondu, Devrim Cd, No: 1608, 2004. Héctor Zamora
  Carrillo Gil Sanat Müzesi, Meksiko. Foto: Fernando Medellin


Dolayısıyla, bir yerde bir eser yapıldığında, kalıcı olmasa dahi, geçici dönüştürme işleviyle kalıcılığını sağlıyor aslında. Bu aynen şunun gibi; bir kitap okursunuz, sizi o kadar etkiler ki sonraki gün onun içindesinizdir. On yıl sonra bir arkadaşınız bir şey söyler ve o kitabı tekrar yaşarsınız. Sanat da öyle bir şey. Bir sergiye gidersiniz, bazı işler hayatınız boyunca sizde yer eder, bazı işlerse uçup gider. Aynı durum mimarlık için de geçerli. Tek fark, bizim sürekli mimarlığın içinde olmamız. Sanat eseri veya kitapla geçici bir ilişkimiz var ama mimarlık sürekliliği olan bir durum. Sürekli bir dört duvarın içindeyiz; evler, binalar, yollar, sosyal aktivite alanları vs ile hep bir gel-git içindeyiz. Kendi haritalarımız, kendi ilişkilerimiz var şehirle. Bu nedenle de İstiklal Caddesi herkes için farklı anlamlara sahip. Bu örneği şehir ölçeğine de taşıyabiliriz. Öyle ki geçici veya kalıcı sanat eseleri tabii ki bir etkiye sahip. Sadece geçerken karşılaşmış olabilirsiniz, özellikle onu görmeye gitmiş olabilirsiniz veya o eser öyle bir hale gelmiştir ki, örneğin önüne bir köprü dikilmiştir, ama siz yine de bir şekilde onunla olan ilişkinizi korursunuz.

 
  Kristal Kaya, 2008, Ayşe Erkmen. Paslanmaz çelik, motorlu yapı1,5 x 2 x 3,75 m. NRW Bank, Düsseldorf, Almanya. Foto: ©Ayşe Erkmen 
 

Eserleri seçerken, Banksy benzeri müdahalelerden çok, ‘duruma dayalı' örnekleri incelediğinizi söylediniz. Tercih önceliklerinizi biraz daha açabilir misiniz?

FÜ: Çok boyutu, çok katmanı olan işleri kitaba almak istedim. Banksy'nin müdahaleleri oldukça güzel, nüktedan, gördüğünüzde eğlendiğiniz, politik bir söylemi olan müdahaleler ama bunun ötesinde çok fazla bir şey üretmiyor. Kitapta yer alan işler ise durumlar üretiyor. Sizin o işi deneyimlemenizi ve o deneyimi özelleştirmenizi sağlıyor. Örneğin Bruce Nauman'ın Karachi görüntüsüne girdiğinizde ve onu hayal ettiğinizde, kendinizle ve çevrenizle bambaşka bir ilişki kurmaya başlıyorsunuz. O nedenle de durum kavramı benim için çok önemliydi. Sitüasyonistlere gönderme yapmamın nedeni, durum kavramının ilk onlar tarafından ortaya atılmış olması. Sitüasyonistler, hayatın bir deneyimler silsilesi olduğunu söylerler. Sürekli bir şeylerle karşılaşırız ve hayat, bu karşılaşmaların serisidir. Kitaptaki karşılaşmalar da beklenmedik fakat özelleşen karşılaşmalar. Yani monotonluğu kıran, deneyimin altını çizdiğimiz karşılaşmalar…


Peki 50 sanatçı - 50 eser sayısı neye göre belirlendi?

FÜ: 50 sanatçı fikri Bülent Bey'den geldi. Bundan önce de 50 Türk sanatçı üzerine yazdığım için 2011'deki şanslı sayımın 50 olduğu söylenebilir (gülüyor).

50, güzel ama zor bir sayı çünkü ele aldığımız konu oldukça yeni bir alanı tanımlıyor. 1960'larda da genişletilmiş kamusal alanda eser üreten sanatçılar var ama sayıları 10'u geçmiyor. O nedenle de çok fazla iş gördüm. Çok fazla kötü iş de gördüm... Ama bu bir bakıma iyi oldu çünkü kötüleri gördükçe en iyisini seçiyorsunuz, belli bir çıtanız oluyor.


  Kare Çöküntü, 2007, Bruce Nauman. Münster Skulptur Projekte'nin, Ars'ın ve Dacs'ın izniyle. Foto: © Roman Mensıng


Kitapta yer alan eserlerin ne kadarını birebir deneyimleme fırsatı buldunuz? Ya da canlı olarak gördüğünüzde sizi en çok etkileyen çalışma hangisi oldu?

FÜ: Bettina Pousttchi'nin, Doğu Almanya Cumhuriyet Sarayı'nın cephesini betimlediği "Eko" adlı fotoğraf yerleştirmesi beni en çok etkileyen çalışmalardan biri, çünkü hakikaten çok büyük bir yanılsama yaratıyor.


Avustralya, Güney Amerika ve Çin, çağdaş sanatın ivme kazandığı bölgeler

Seçtiğiniz eserlerin yoğunlaştığı belli bir bölge var mı?

FÜ: Avustralya ilginç bir şekilde hızlı gidiyor. Yeni Zelanda'daki Scape/Christchurch Bienali'yle birlikte oldukça güzel işler üretiliyor. Güney Amerika da bu konuda oldukça hızlı. Brezilya'da Inhotim denilen bir çağdaş sanat alanı var. Davetli sanatçılar kendilerine sipariş edilen işi üretirken, bu işin sergileneceği mekan da özel olarak tasarlanıyor. Olafur Eliasson'un burada dev bir yerleştirmesi var ve bu işin yer alabilmesi için ayrı bir bina üretildi. Çin'de ise çok sayıda park var. Bir yandan da müze odaklı hareket ediyorlar. Son 5 yılda Çin'de ve Japonya'da 200'e yakın müze açıldı. Ama kitapta yer alan eserleri ağırlık olarak Avrupa'dan seçtim.

DY: Fatoş'un Londra'da olmasının avantajı kitaba da yansıdı. Listesini hazırlayıp, "ben bu sanatçıları düşünüyorum" dediğinde çok etkilenmiştim. Liste kitaba dönüştüğünde hayranlığım perçinlendi. Galerilerden izin alınması, görsellerin ve yazıların toparlanması kolay iş değil. Tüm bunlar beş aylık bir sürede gerçekleşti. 2012 için başka kitaplar da hazırlıyoruz ama bunlar çok daha uzun süreli, editörlere çok daha insaflı davrandığımız projeler. Fatoş'a oldukça insafsız davrandığımızı söyleyebilirim (gülüyor).

FÜ: Ama bu o kadar heyecan duyduğum bir projeydi ki… Böylesi içerikli bir projeyi hazırlayacak olanağın olması beni çok dinç ve ayakta tuttu. Süre beş aydı ama bu, uzun çalışma saatlerinin olduğu bir beş aydı.


"Beklenmedik Karşılaşmalar"ı Yaratıcılarına Sorduk...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin