"Dün Lale Devri vardı, bugün ‘mimaride fantezi dönemi’ni yaşıyoruz"

10 Mayıs 2012
 

Bir gayrimenkul değerleme uzmanı olarak İstanbul'da son dönemde yaşanan proje bolluğu konusundaki önerileriniz neler?

Yatırımda, ödeyeceğiniz bedelin hangi vadede size geri döneceği ve binanın verimliliği çok önemli. Bugün İngiltere'de, şehir içinde konut olarak yapılan bütün gökdelenleri yıkıyorlar. Bizde ise her şey lükse göre planlanıyor. Bütün binaların tepesine çatı bahçeleri yapıyorlar. Tam olarak o da olmuyor; projeye iki tane ağaç koyuyor, ama bunu reel anlamda çatı bahçesine dönüştüremiyorlar. Almanya'da nerdeyse bütün binalarda çatı bahçesi var, yeni bir şey değil ki… Buradaki projelerde ise bu görüntünün maliyeti çok yüksek. Eğer gerçek çatı bahçeleri yapabileceklerse ellerinden öperim.

Bir de o yüksekliklerde açık alanlara çıkma imkanı zaten yok. Çocuklu bir ailenin, o hava sirkülasyonunda o terasa çıkabilmesi mümkün değil. Yüksek yapılardaki en önemli husus hava sirkülasyonunu dikkate almaktır. Kanyon'da, rüzgar faktörü dikkate alınmadığı için sürekli eklemeler yapıyorlar ve kışın hiçbir şekilde dışarıda durulmuyor. Londra'daki Swiss Re binasını da, öyle katı kuralları olan bir kentte nasıl gerçekleştirdiklerini bilemiyorum. Önünde duramıyorsunuz, girdap oluşuyor.

Mesela Emre Arolat'ın binalarını beğeniyorum. Fantezi dünyasına fazla kapılmıyor. Daha ayakları yere basan, çevreyle ters düşmeyen projeler yapıyor. Örneğin Zorlu Center binaları gözü o kadar rahatsız etmiyor. Bu konu, büyük projelerde yatırımcı açısından çok dikkat edilmesi gereken bir husus. Zorlu Center kütle olarak şehir içinde çok fazla rahatsızlık vermeyecek şekilde tasarlandı.

Şu anda, uzun süredir yurtdışında olup da Türkiye'ye geri dönmüş birçok mimar var. Onların daha farklı düşünceleri var. Bu bağlamda 'mimarların fantastik dönemi'nden söz edebiliriz. Nasıl ki Osmanlı'da Lale Devri yaşandı, saraylar yapıldı, Rönesans sanatçılar için daha serbest oldukları yaratıcı bir dönüm noktasıydı, şu anda da günümüz mimarları için farklı bir dönüm noktası yaşanıyor. İçinde bulunduğumuz ekonomik ve siyasi etkenler yatırımcıların beklentilerini farklı yönlendiriyor.


Bu durum gerçekten mimarlara yarıyor mu, yoksa durumdan kârlı çıkan daha çok yatırımcı mı?

Tabi ki en başta İstanbul kazanıyor. Bunun yanında mimarlara da yarıyor çünkü mimarlar da fantezilerini hayata geçiriyor. Zaten bu durum birkaç sene daha sürecektir. Cumhuriyet dönemi mimarisi gibi, bu dönem de ‘mimaride fantezi dönemi' diye geçebilir. Adı üstünde, fantezi… Yeni yapılan binaların planlarını hep inceliyorum. Fonksiyonellik çok arka plana atılmış. Eminim yatırımcı fonksiyonelliğe bakmıyor. Mimar tabiki fantastik düşünecek, yani hayal edecek ki tasarlayabilsin. Çok lüks bir olay aslında… Yatırımcı parasını harcıyor, mimar da hayallerini gerçekleştiriyor. Şu anda ayakları yere bassın basmasın, böyle bir dönem yaşanıyor. Ama sonuçta güzel bir şey, çünkü yeniden yapılanmayı sağlıyor.


Kıbrıs - Türkiye - Azerbaycan Hattında 'Zorlu' Bir Mimarlık Serüveni
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin