“Dicle Üniversitesi bana bu işi ne kadar ciddiye almam gerektiğini gösterdi”

08 Ocak 2016
 

Başarılı bir öğrenci olduğunu görüyoruz. Yarışmalarda dereceye giriyorsun, dereceyle mezun  oluyorsun. Şimdi de okulda proje dersleri veriyorsun. Hem öğrencilik dönemindeki deneyimler açısından hem de atölye yürütücüsü olarak, mimarlık öğrencilerine ne gibi tavsiyelerde bulunursun? Ofisin hikayesine geçmeden önce bunları dinlemek isteriz...

Bu konuda enteresan bir şey daha var, ben ilk önce Dicle Üniversitesi'nde iki yıl mimarlık okudum. Orada yapı ağırlıklı, çok sıkı bir eğitim vardı. İkinci sınıfın sonunda alışveriş merkezi çizdiğimi hatırlıyorum. İlk projeyle beraber mimarlığa çok hızlı bir giriş yapıyorsun. Neredeyse mezun olmuş da çalışıyormuşçasına zorlu bir eğitim. Ama Dicle Üniversitesi'nden mezun olduğumda iş bulamayacağım endişesiyle tekrar ÖSS'ye girip Kültür Üniversitesi'ne geçtim.

Aslında bahsettiğin gibi Anadolu'daki fakültelerde İstanbul'dakinden daha ağır bir eğitim ve daha idealist öğrenciler olabiliyor. İstanbul'a yetişebilmek için daha fazlasını üretme motivasyonu oluyor sanırım...

Evet, ben de yetişebilmek için kendimi zorladım. İstanbul'da inanılmaz bir mimarlık ortamı var, çok derin sohbetler, çok iyi üretimler yapılıyor ama sen buna ulaşamıyorsun diye düşünüp, öyle bir efor sarf etmeye başlıyorsun. Oysa Anadolu'daki üniversitelerin de bu konuda çok yadsınmaması gerektiğini düşünüyorum. Orası bana bu işi ne kadar ciddiye almam gerektiğini gösterdi. Orada biraz daha mücadele etmen gerektiği fikrine kapılıyorsun. Ya da İstanbul'la yarışmayacağını düşünüyor ve daha hızlı koşmaya çalışıyorsun. İkinci sınıfın sonunda Dicle Üniversitesi'ni bıraktım çünkü sonrası biraz tekrardı benim açımdan...

"Hangi hocalarla temas ettiğin senin bütün kariyerini etkiliyor" 

Peki Kültür Üniversitesi'ne geçince aldığın dersleri saydırabildin mi?

İki yıl okumama rağmen birçok dersi yeniden almam gerektiğini söylediler. Bence bu konuda bir müfredat sorunu var; içerik aynı, isimler farklı. Bu duruma bayağı itiraz ettim. Sonuçta bir yılı saydırdım ve toplamda beş yıl mimarlık okumuş oldum. 

Kültür Üniversitesi'ni seçmiştim çünkü mimarlık eğitiminde hangi hocalarla temas ettiğin senin bütün kariyerini etkiliyor. Şu anda star mimar dediğimiz bütün mimarlar okulda bilfiil dirsek temasıyla sohbet edebileceğin insanlardı. Türkiye'de modern mimarlık ürünleri veren kişilere yakın olabilmek senin de merakını artırıyor, daha çok araştırıyor, daha çok okuyorsun, diğer taraftan geleceğe dair ümitlendiriyor.

Öğrencilik döneminde ne yapmak istediğine karar vermek için gerçekten hayalin olabilecek şeyleri görüp, fikir edinmen çok önemli. Bu amaçla Kültür'e başladıktan sonra her yaz staj yaptım. Üçüncü yılımda ise İtalya'da  restorasyon stajına gittim. Farklı bir deneyimdi. Alman bir arkeolog grup vardı, Litvanyalı bir grup vardı, Türkiye'den biz vardık. Hep birlikte ortaçağdan kalma bir kalenin restorasyonu üzerine askerlik yaptık. Bildiğin bilfiil kum taşıdık. Arkeologlar proje alanındaki taşları çıkartırken biz onları belgeleyip, projelendirip, üzerine saatlerce konuşuyorduk. Sonra Türkiye'ye dönüp, iki uç noktayı görünce ben burada restorasyon yapmayacağım dedim. Sonrasında ise yarışmayı denemek istedim çünkü Türkiye'de kendini var edebilmek adına çok önemli bir konu. Bir ekip kurup PROSteel Çelik Yapı Tasarımı Öğrenci Yarışması'na katıldık. Aslında sadece kendimizi denemek istiyorduk. 

PROSteel'in standart mimarlık yarışmasından farklı bir formatta düzenlenmesi de katılımcıları zorluyor. Mimarlık ve inşaat mühendisliği öğrencilerinin birlikte proje üretmesini şart koşuyor...

Bence özellikle mimarlık öğrencileri için çok faydalı bir yarışma. Ben çalışma hayatımda da hep mühendislerle birlikte çalıştım. Biz mimarız, tasarım yaparız, gerisi bizi ilgilendirmiyor diye bir anlayışım hiç olmadığı için, yapmaya, üretmeye yönelik bir refleksim var. Yarışmaya beş kişi başvurduk, ekipte üç inşaat mühendisi arkadaşımız vardı. Sömestr tatilimizi tamamen bu yarışmaya ayırdık. Gerçekten çok çalıştık. O zaman bilgisayar programlarını da çok iyi kullanamıyorduk. Projemizi ödül alamayan diğer ekiplerden ayıran şey renderlar değil, dayandığı fikirdi. Araziyi iyi okumamız, ahşap ve çeliği farklı bir strüktür yaratarak birlikte kullanmamız. Yarışmadan sonra jüri üyesi Yaşar Marulyalı ile konuştuğumuzda bize, "Fikriniz gerçekten çok iyi, kesitte, teknik konularda hatalar var ama öğrencilerin bu hassasiyeti taşıyor olmasından çok etkilendik" demişti. O dönemin kazananları, şimdi yine benzer bir yolda ilerliyorlar. O yüzden öğrencilerin vizyonlarını genişletebilmeleri için yarışmaları takip etmelerinin, mümkünse kendilerini denemelerinin, hatta çokça denemelerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ondan önce üç projemi MiMED'e gönderdim ama hiçbirinden ödül alamadım. Ama hiç önemli değil, çünkü denedikçe kendini daha iyi ifade etmenin yollarını buluyorsun. Bu nedenle de motivasyonunun kırılmamalı, sürekli denemelisin. 


Dicle Hökenek ile Öğrencilikten Ofis Hayatına...
Ofisin Genç Üyeleri
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin