Defne Bozkurt: Mimarlığı bir meslek olarak değil de, bir gözlemci olarak düşünürdüm.

16 Temmuz 2008
 

Çok uzaklara gitmişsin...

Evet, Ocak sonunda Harvard Graduate School of Design'i bitirdim ve 03 Mart'ta da buraya döndüm. Çok uzaklara gittim, ama döndüm; önemli olan da bu. Evet orada çok bağlantım var, bir çevre edindim ama bu bağları da koparmadan burada olmaya çalışıyorum. Haziran ayında mezuniyetim olacak. Bitirdim ama hala bitirmekle uğraşıyorum.

Mimar bir babanın kızı olmak senin için ne kadar yönlendirici oldu?

Liseyi bitirdiğimde mimar olmak gibi bir düşüncem yoktu. Fen ağırlıklı bir eğitim almıştım ve asıl hedefim biyoloji üzerine yoğunlaşmaktı. Ama bir şekilde arkeoloji okudum ve sonrasında da kendimi mimarlığın içinde buldum. Onun için mimarlığa gelene kadar uzun ve dolambaçlı bir yol izledim denilebilir. Demek ki çeken bir şey varmış.

Lisede mimarlığa karşı bir ilgi var mıydı?

Vardı, ama hiç gelip de ‘bana da bir şeyler verin, çizeyim' dediğimi hatırlamıyorum. Mimarlığı bir meslek olarak değil de, bir gözlemci olarak düşünürdüm. Babamla ve annemle birlikte dolaşırken de etrafıma bilinçli olarak bakıyordum, ama bir gün o dünyanın bir parçası olacağımı düşünmemiştim. Bir değişim oldu.

Döndükten sonra nasıl buldun burayı? 

Aslında hala adapte olmaya çalışıyorum. Ama bu, havasına ve suyuna adapte olmak değil. Burada neler yapabileceğimi, aldığım eğitimin buraya neler katabileceğini bulmaya çalışıyorum. Birçok şeyi baştan öğrenmem gerekiyor. Bir yandan bunu yapmalıyım ama bir taraftan da oraya gitmemin hem kişisel anlamda hem de mesleki anlamda bir faydası olmalı. Babamdan dolayı birçok mimar tanıyorum, ama kendi jenerasyonumdan tanıdığım çok fazla mimar, mimar adayı yok. Bu beni, sosyal olarak tuhaf bir duruma koyuyor. En doğrusu onlarla birlikte çalışarak bir şeyler geliştirmek olurdu, olacak inşallah.  

Farklı bir mimarlık eğitimi aldın. Büronun çizgisini nasıl görüyorsun?

Türkiye'nin geneli içinde bakmak gerek. Şu sıralar, "Çok güzel olabilir, ama biz bunu burada yapamayız" lafını çok fazla işitiyorum. Böyle bir ortamda, yine de pekçok şeyi belirleyen bir ofis. Ona bakınca bazı şeylerin çok fazla mantıkla ilerlediğini görüyorsunuz: "Bu böyle çizilecek, çünkü ileride bunun uygulaması ancak böyle olabilir" gibi. Bazı çizgilerden sapmayan bir ofis. Bunu aslında bir başarı olarak görmek gerek. Yeniliklere kapalı bir ofis değil. En son Zorlu'nun proje yarışması için hazırlanan projede farklı şeyler denendi.

Buradaki süreçleri gördükten sonra bir yılgınlık, kafa karışıklığı yaşadın mı?

Genelde konuşulanların yarısını anlıyorum herhalde, ama bunu da kendi ilgisizliğime yoruyorum. Mesela insanlar mezun oldukları zaman burada nasıl bir umut görüyorlar, okulda öğrendikleri piyasaya ilk adım attıklarında nasıl yardımcı olacak anlayamıyorum. Bu anlamda biraz negatifim sanırım, biraz karamsarlık var. Ama olmayanlar da var, biraz onlarla birlikte çalışmak lazım. Amerika'da okuyup buraya gelmek, başlı başına bir değişim anlamına gelmiyor. Herkes için, her yerde en büyük değişim, akademik ortamdan çalışma yaşamına geçince başlıyor. Bu, Amerika'da okuyup orada çalışacak olan Amerikalı öğrenciler için de geçerli. O, müthiş bir geçiş dönemi, herkes zorlanıyor.

Babanla çalışmaya devam etmek niyetinde misin, yoksa başka planların var mı?

Bu bir başlangıçtı ve mümkün olduğunca faydalı olmak istiyorum. Başka ofislerin de nasıl çalıştığını merak ediyorum, belki birşeyler öğrenmek için tekrar giderim. Ama bu Amerika olmayacak. Hem çok uzak, hem de başka tarzda çalışıyorlar, farklı üretim metodları var. Aslında Türkiye'ye Avrupa üzerinden adım adım dönmeyi düşünüyordum.


Profil
Cafer Bozkurt ile birkaç saat
Cafer Bozkurt ekibi
ÖDÜLLER
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin