Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

“Bugün, hikayesi olan bir markaya dokunmayı daha çok tercih ediyorum”

31 Mayıs 2018

Kurumsal kimliği oturmuş bir markayı yeniden ele almak mı, yeni bir firmayı başka bir noktaya taşımak mı daha kolay? Çünkü köklü bir firmanın zaten bir duruşu oluyor.

Selen Selviler Özüekren: Evet, onu ellemek daha zor. Beyaz Fırın ile ortak bir tanıdık vasıtasıyla tanıştık. Beyaz Fırın’ın eski, uzun yazılı logosunu bilirsiniz. Bu logonun hikayesini ve onu tasarlayan Mustafa Pilevneli’yi anlattılar. Kullanım zorluğu yaşadıkları ve logoyu hiçbir yere sığdıramadıkları için daha sonra kendi kendinlerine sadece B’yi kullanmaya başlamışlar. Yaklaşık iki ay boyunca o B harfini çalıştık.



Dokunmaya korkuyordum çünkü ortada çok ciddi bir hikaye var, tasarlayan kişi çok usta bir insan. İki ayın sonunda B’yi modernize ettik ve dijitale uyarladık. Çünkü yıllar içinde her matbaa bunu farklı bir şekilde uygulamış. O zaman Nathalie Hanım’a (Nathalie Stoyanof Suda), artık tabelalara sadece B harfini koyalım dedim. Ben yaşadığım sürece bunu yapamazsın dedi. Üç ay sonra bütün tabelalar değişiyordu. Aileden gelen 5. nesil yönetici olarak bir şeyleri değiştirmeye ürküyordu ama aynı zamanda çok vizyoner birisi ve görsel kültürü çok gelişkin bir müşteri. Dolayısıyla birlikte iyi bir ekip oluşturduk.

O zamanlar genç ve heyecanlı tasarımcı olarak sıfırdan yapmayı tercih ediyor olsam da, bugün, hikayesi olan bir markaya dokunmayı daha çok tercih ediyorum. Eskiden kurumsal kimlik; antetli kağıt, logo olurdu. Şimdi o iş tanımının başında hep marka hikayesi var. Dün kurulmuş bir şirketin hikayesini oluşturmak kolay değil.

Akgün Özüekren: Birkaç kuşaktır devam eden bir marka olunca ortaya daha iyi bir sonuç çıkıyor. Altı daha dolu oluyor.

Altmış yıllık Hacıbey Döner Lokantası'nın yeni kurumsal kimliği

Belki sizi daha da zorluyor.

SelenSÖ: Zorluyor ama bana daha doğru ve daha keyifli geliyor. Kendimi daha çok katkıda bulunmuş hissediyorum. Mesela Plus Kitchen projesi de öyleydi. Yeni kurulmuş bir markaydı ama bizimle tanıştıklarında iki yıldır bu projeyi çalışıyorlardı ve aslında ortada bir hikaye vardı.

AkgünÖ: Epey düşünülmüş bir altyapısı vardı. Acayip kalabalık bir ekiple çalıştık. Her biri kendi alanında çok uzmandı bu ekibin.

Ve başarılı da oldu, değil mi?

AkgünÖ: Evet, gayet başarılı oldu ve yayıldı.

SelenSÖ: Ama bizim dışımızda, ekibin de kendi içinde çok sıkı çalıştığı bir projeydi. O yüzden de o başarıyı hak ettiler. 

“Tek bir ekibin herkesi yönetmesi müşteriye iyi geliyor”

Çokdisiplinli çalışma güzel ama zorlukları da vardır.

SelenSÖ: Kapsam çok geniş. Dükkanı nereye açacağız kısmına kadar kendini bize teslim eden müşterimiz oldu. Biz kompakt bir ekibiz ve bu durumda müşteriyi, gıda perakendesi için lokasyon bulan, gayrimenkul alanında uzman kişilerle tanıştırmaya çalışıyoruz. Bünyemizde şef yok ama gerektiğinde tanıdığımız şeflere yönlendiriyoruz. Bu anlamda görevleri dağıtmaya çalışıyoruz. O noktada tek bir ekibin herkesi yönetmesi iyi geliyor, içleri rahat ediyor.

AkgünÖ: Orkestra şefi gibi yaklaşıyoruz. Uzun yıllar sonunda oluşturduğumuz uydularımız, yani çözüm ortaklarımız var. Kapsam neyi gerektiriyorsa onlarla birlikte bunu kotarabiliyoruz.

 


Ortaklar Selen S. Özüekren ve Akgün Özüekren ile...
Tasarım Ekibi ile...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları