Blade Runner'ın "Motto"su: Anıtsallığın Arzu Edilir Bir Çıktısı Olarak Büyüklük

08 Ocak 2010
 

Blade Runner'da Mead'in sözünü ettiği tasarımsal süreç, gerçekten de bir tür yapay kent topografyası olarak karşımıza çıkıyor. Hatta kente hakim olan "büyüklük", Louis-Etienne Boullé'nin "anıtsallığın kabul edilebilir ve hatta arzu edilir bir çıktısı olarak" devasalığı bir tür nostalji ve romantizm eşliğinde tasvir ediyor. Böylelikle de kendi kentselliğinin bileşenlerini, yine onu var eden "üst anlatı"nın ortaya çıkardığı tüm ikilemler ile birlikte sunuyor: "Büyüklüğün imgelemi, duyularımız üzerinde öylesi bir kudrete sahiptir ki, onun berbat oluşu fikri bile hala ve inatla içimizde bir hayranlık duygusunu kabartır."



Blade Runner'da tasvir edilen 2019'un Los Angeles'ı temel olarak "tutarsızlık"ların şehri olarak nitelendirilebilir; gökdelenler, piramitler ve cam strüktürler, canlandırmacı mimarlık, tarihi yapılar ve eski şehirleşmenin kırıntıları burada bir arada, dinamik ve aynı zamanda da tekinsiz bir "setting"i ortaya koyuyor. Farklı mimari tipolojilerin katmanlaştırıldığı kentte, böylelikle küresel bir dünyanın postmodern görselliği yaratılıyor. Yapımın alt metni de bu katmanlaşmayı destekliyor: Eski yapıların yıkılmasının yenilerinin "dikilmesi"nden daha pahalıya patladığı bir dönemde tüm yapılı çevre bitimsiz eklemeler ve değişiklikler ile hibridleşiyor. Günümüz Los Angeles'ına referans veren bir-iki yapı, Union İstasyonu veYukon Hotel ise filmin önemli sahnelerine arka planlık ediyor. Hatta bu yapılardan Bradbury Binası, filmde Tyrell binasının iç mekanı olarak kullanılıyor. İşin cilvesi ise 1893 tarihli Bradbury Binası'nın mimarı George Wyman'ın yapının iç mekanını tasarlarken Edward Bellamy'nin 1887 tarihli ütopik bilimkurgusu "Looking Backward"dan esinlenmiş olması oluyor.


Eski yapıların üzerinde yükselen yeni strüktürleri destekleyen yapı elemanlarının şehrin tüm yüzeylerini bir anlamda domine ettiği, tesisat borularının, şaftların ve tabelaların tüm cepheleri kapladığı Blade Runner'ın Los Angeles'ında zemin seviyesi de yalnızca bir servis mekanı olarak işlemeye başlıyor. Syd Mead bu kentsel kurgu hakkında şunları aktarıyor:

"Burada her şey uyarlanıyor çünkü eski, tüketici odaklı teknoloji, talebe karşılık veremiyor. Her şey gün be gün değişerek yenilenmek ve işlemek zorunda ve bu ihtiyaca yönelik olarak ne gerekirse yapılması gerekiyor. Bu nedenle stilden, trendden vazgeçiyor ve salt işlev odaklı olarak inşa etmeye başlıyorsunuz. Filmin tüm görsel felsefesi de aslında bu sosyal fikir üzerine kurulu."


Sinefekt'ten Kuban Altan ile Bilimkurgu Sinemasının Ana Üretim Araçlarından Görsel Efekt Üzerine
1920'ler: Metropolis
1980'ler: Blade Runner
2000'ler: District 9
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin