Bir sergisinin perde arkası

07 Eylül 2010
 

Yurtdışına da projeler üretiyorsunuz. Bunlardan da biraz bahsedebilir misiniz? Mısır temalı bir serginiz var…

Evet, o sergi şimdi dünyayı geziyor. Fransa'dan bu tür iki sergi projesi daha var. Şu anda üzerinde çalıştığımız sergilerin kendi küratörleri var ama biz de ayrıca küratoryal hizmet sunuyoruz. Mesela Mısır'la ilgili açtığımız sergi için oturup Mısır tarihini tekrar çalıştım. Çünkü bunu öğrenmeden o serginin kurgulamasını yapmama imkan yoktu. Sergi hakkında her şeyi bilen bir küratör olsa da, o bilginin kurgulanması ve tasarıma yansıtılması gerekiyor. Koleksiyon uzmanı ya da tarih uzmanı olmadığımdan hep kurgulama aşamasında devreye giriyorum.


Nil'den İskenderiye'ye" Sergisi, Görsel: Tetrazon

Peki hazırladığınız sergilerin hazırlık sürecine, arka planına ilişkin bilgi alabilir miyiz? Sergi prosedürü…

Konuyu, koleksiyonu ve bu işi bilen birileri önce bir aktarımda bulunuyor. Tabii bu noktada benim sanat, tarih ve arkeoloji alanlarında almış olduğum eğitimin çok büyük yararı var. Çünkü ne dediklerini anlıyorum ve zaten ben bunları okumuşum. Dolayısıyla mesela Mısır'daki sergiyi tasarlamaya başladığımızda, antik çağlardan günümüze kadar İskenderiye'deki su sistemiyle ilgili çalışacağım bir arkadaşım aynı zamanda serginin küratörüydü.

Suyla ilgili "Suyun Mimari Yolculuğu" adlı başka bir sergi çalışmanız daha var…

Su konusunu seviyorum. Çok sevdiğim bir fotoğraf sanatçısı Mehmet Okutan arkadaşımın sergisiydi. Genelde kişisel sergiler yapmıyorum ama Mehmet'le çok eski bir dostluğumuz olduğu için zaman zaman bu tür sergiler de yapabiliyorum. Uygun bir fiziksel mekan içine sanatçının ya da sanatçıya bir şekilde tercüman olan küratörün yerleştirmesiyle en sade ve tekil bir biçimde sergilenmesini tamamen onaylıyorum. Burada müzeseverler "ama müzelerdeki de sanat" diyecekler. Ben fiilen resim, heykel ve güncel sanat yapıtları sergileyen müzeler dışındaki müze türlerinin sanat eseri koleksiyonları olduğunu düşünmüyorum. Onlar tarihi nesneler, anlamları, kullanımları, işlevleri var. Bu tür malzemeyi sergilemek onlara bağlam oluşturmayı gerektirir. Oysa sanat yapıtının bağlamı zaten kendisidir.

Sergiyi nasıl hazırladığımızdan bahsedersek, İskenderiye örneğini verebilirim. Serginin küratörü genel bir kavram hazırladı. Antik çağlardan günümüze İskenderiye'de var olan su sistemlerini nasıl anlatabileceğimize dair başlıklar çıkardı. Bir akış hazırladı. Kronolojik veriler ekledi. Ondan sonra tekniği ile, tarihsel olaylarla ilgili vb belli temalar belirledi. Bir hafta boyunca bir Mısır bilimi (egyptology) dersi alıp, hangi firavun zamanında ne olmuş, onlardan sonra kim gelmiş, Memluklular burada ne yapıyor vb bilgileri öğrendim.

Mısır'daki kazı deneyiminin getirdiği bilgi birikiminin de faydası olmuştur.

Mısır'ı biliyorum ve özel olarak ilgi duyduğum bir alan ama bilgileri yerli yerine oturtmak ve simgeleri çıkarabilmek için yoğun bir çalışma yaptık. Tabii şahane bir ekiple çalıştım, Türkiye'de böyle bir ekiple çalışabilmek mucize. Bütün bir bilgi yumağını aktardıktan sonra beni rahat bıraktılar, "Soyut da olsa bunun nasıl bir mekansal tezahür bulabileceğini kurgulamaya çalış" dediler. Kronolojik bir düzen kurdum, arasından temalar çıkardım. Çalışırken bir yandan tasarım öğelerini de göremeye başlıyorsunuz. "Bu konuyu şöyle anlatırsak ilginç olur" gibi fikirler çıkıyor. Mesela Nil'i ve suyu anlatırken bir yere bir Nil nehri yerleştirmeniz gerekiyor. Bunu nasıl daha görsel hale getireceğinizi düşünmeye başlıyorsunuz.

Genel bir kurgu oluşturdum. Daha sonra küratörler o kurguyu düzeltti çünkü her şey benim algıladığım ya da tasarım diliyle çevirmeyi düşündüğüm normlarla gerçekleşemiyor. Bir yere bir film koyalım diyorlar ama o filmle ilgili yeterli görsel malzemeleri yok. Onu başka bir interaktif sunuma çeviriyoruz.

Gerçekten birlikte çalışılan bir sergi oldu. Tabii bunda serginin küratörü Isabelle Hairy'nin de benim gibi birkaç formasyon birden almış olmasının etkisi oldu. Hairy aslında bir mimar ama sonradan arkeoloji okuyor. Dolayısıyla onun da 3 boyutlu algısı ve tasarım normları olduğu için uyumlu bir çalışma oldu.

Serginin kurgusu yapıldıktan sonra genel tasarım kriterlerine geçildi. Bu ise gerçekten temel tasarıma dayanıyor: Nasıl çizgisel bir algı yaratacağız, hangi renkleri kullanacağız? Mısır çok renkli bir yer olduğu için renk konusu çok önemliydi. O canlılığı yansıtmak için 2-3 hafta sadece renk denedik ve sonunda gerçekten renklerle sembolize edilen bir ortam yaratmayı başardık.


Nil'den İskenderiye'ye" Sergisi, Görsel: Tetrazon

Serginin hazırlanması ne kadar vakit aldı?

Bir sene sürdü. Türkiye'dekilerle kıyaslandığında mantıklı bir süre. Ağustos 2008'de başladık, Ekim 2009'da sergiyi açtık. Ama o sergi biraz garip bir sergiydi çünkü grafiker Fransa'da, küratör İskenderiye'de yaşıyordu, ben ise serginin tasarımcısı olarak İstanbul'daydım ve sergi İsviçre'de açılacaktı. Dolayısıyla akıl almaz küresel bir durum var ortada. Zaten İsviçreliler bu bağlantıyı hiç anlamadılar. Birlikte çalışabilmek için dokuz saat boyunca Skype'ı açık tuttuğumuz bir sergi gerçekleştirdik.

Serginin bir diğer zorluğu da gezici olmak üzerine tasarlanmasıydı. 2011'de Fransa'da Le Mans Müzesi'nde açılacak, ondan sonra da Belçika'ya gidecek. Her dolaşım için mekana uygun bir kurgu yaratılacak. Bu nedenle temel gösterim ve tasarım nesnelerini taşınabilirlik üzere kurguladık. Gezici sergi farklı bir mantık gerektiriyor: Modüler olması, kolay kurulup sökülebilmesi, dayanılır olması, parça bazında yenilenebilir olması lazım. Oldukça meydan okuyucu bir projeydi ama bir şekilde Avrupa'da çok konuşuldu. Sergilendiği müzenin bugüne kadar en çok gezilen sergisi oldu.


Nil'den İskenderiye'ye" Sergisi, Görsel: Tetrazon

Bu başarının ardında profesyonel bir ekiple çalışmış olmanın etkisi de olmalı…

Tabii. Sorumluluğunu ve işini bilen insanlarla çalışmak son derece keyif verici ve ufuk açıcı. Şirket olarak aldığımız projelerde bunu hep gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Herkese kendi uzmanlık alanına göre sorumluluk dağıtmayı ve çalışmayı birlikte yürütmeyi tercih ediyoruz.

Bütün tasarım alanlarında bir tasarımcı egosu vardır. O egoyu bastırabilmek ve ehlileştirebilmek kendi kendine bir iş. Sürekli birlikte çalıştığımız tasarımcılarla bunu ehlileştirebildiğimizi düşünüyorum. Tasarımcıların birbirleriyle etkileşmesinin getirdiği zenginlik başka bir şey. Grafik tasarımın iki boyutlu algısı ile endüstri tasarımının üç boyutlu algısı; bir web tasarımının dijital algısıyla bir film tasarımının hareketli algısı birbirinden çok farklı. Bütün bunları bir arada çalıştırmayı başardığımız zaman çok keyifli ve eğlenceli işler ortaya çıkıyor.


Tasarım ve Tarihin Harmanı; Müze Tasarımı
Günümüz Müzesi İşlevsel ve Etkileşimli Olmalı
Tetrazon Projeleri Üzerine
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin