"Antrenman yapmayınca vücutta enerji birikir ya, bende o mesleki anlamda birikmiş"

12 Haziran 2015
 

24-25 gibi erken bir yaşta Çelebi'de genel müdürlük görevi üstleniyorsunuz. O kurumsal deneyim bugünkü ofisinize nasıl yansıdı?

İş hayatım hep tesadüflerle şekillendi. Öğrenciyken bürolarda 30 gün staj yapmadım, tüm yaz çalıştım. Okul zamanı da tüm boş vakitlerimde çalıştım. Proje ağırlıklı büroda da çalıştım, şantiyede saha mühendisi de oldum. Daha öğrenciyken bu tip safhalardan geçtiğim için neyi yapıp neyi yapamayacağımı algılama şansım oldu. Okul bittiğinde Ankara'yı çok sevdiğim için oraya dönmeye karar verdim. Değerli dostlarım Kerem (Yazgan), İnci (Özyörük) ve Berna (Tanverdi) ile Kütahya Çini Sanatları Merkezi proje yarışmasına katıldık. O sıralar mimarlığın neresinde olduğumun arayışındaydım, yüksek lisans yapmalı mıyım yapmamalı mıyım? Derken bir inşaat şirketinde şantiye şefi olarak işe başladım. 5-6 ay geçtikten sonra benim tatil yapmam lazım dedim. Tüm üniversite hayatım boyunca ya antrenmana gittim ya da çalıştım. Zaten elimdeki projeyi de teslim etmiştik. İster izinli deyin, ister işten ayrılıyor deyin ama benim dinlenmem lazım diyerek İstanbul'a geldim.

O sırada okuldan yakın arkadaşım İbrahim Çelepöven bir yere iş görüşmesine gitmen lazım dedi. Ben Ankara'da çalışıyorum ve mutluyum dedim. Söz verdim gitmen lazım deyince, Japon Konsolosluğu'nun arka tarafında bir ofise gittik. İşe girmemek için Ankara'da 10 lira alıyorsam, 100 lira istiyorum dedim. Onlar da kabul etti. Büronun ortakları, MSÜ Tiyatro ve Sahne Dekorları'ndan mezun kişilerdi ve Çelebi Hava Servisi'nin mimarlık ve dekorasyon işlerini üstlenmişlerdi ancak kadrolarında mimar yoktu. Birlikte çalışmak için seçtikleri, mimar da 6 ay önce mezun olan mimar Oğuz! (gülüyor) Sonra işleri rekor sürede tamamladık. Nasıl oldu bilmiyorum, gerçekten oraları o kadar hızlı yaşadım ki... İki gece üst üste aynı yerde yatmadım. İki yıl boyunca bütün havaalanlarını dolaştım. Hatta o zaman her yere uçuş yok, gideceğimiz yere ya Çelebi'nin uçağıyla ya da klimasız bir Doğan arabayla ulaşıyorduk. Çok şey öğrendim, çok şantiye yaptım. O sırada bir de yüksek lisansa başladım. Tabii askerlik konusu da bunu tetikledi.

Hem İstanbul Üniversitesi'nde işletme yüksek lisansı, hem de İTÜ'de yapı fiziği yüksek lisansı yapıyordum. İTÜ'deki hocam, yapmakta olduğum Dalaman'daki havalimanı tesislerinin projelerini tezimde kullanmama izin verdi. Bina kabuğunun ilk tasarımının işletme maliyetine etkisini araştırmamı istedi. Yapı fiziğinin her dalı hesaplanarak proje aşamasında birtakım verilerin aktarılmasıyla, tasarım yapan kişiye böyle bir bina yaparsam şöyle artısı, şöyle eksisi olur dedirtecek bir tez hazırladım. Ve o tezimdeki binayı da yaptım, halen kullanılıyor. Çelebi'deki avantajım şuydu; patronlarım da ben de gençtik. Çelebi'nin en çok büyüdüğü dönemde bir sürü proje yaparken yanlarında mimar olarak sadece ben vardım. Hatta bir süre sonra beni çalıştığım şirketten transfer ettiler. Şirket sahiplerine, biz sizinle mutluyuz ama Oğuz'un buraya gelmesi lazım dediler ve ben orada inşaat emlak departmanını kurdum. Bir sene sonra da müdür oldum.

Tüm bunlar iki sene içinde oluyor, değil mi?

Evet, inşaat emlak departmanında bizden farklı bir çalışma sistematiğine sahip bir genel müdür yardımcısına bağlıydım. Makine mühendisiydi ve eski topraktı, yani deftere kırmızı kalemle yazıp altını çizenlerden. Tabii ben yine tatil yapamadığım için ikinci gün "Onur Bey, bakın ben çok yoruldum, İstanbul'a 2-3 istasyon bitirip geldim, böyle bir hayat yok, bırakın bir ay dinleneyim." dedim. Dinlenirsin, dinlenemezsin derken, tamam o zaman ben gidiyorum dedim ve istifamı verdim. O ara İstanbul'da Habitat Zirvesi yapılacaktı. Organizasyonda görev alan hocalarım "Bize senin gibi biri lazım" dediler. Tarih Vakfı'nın içinde beni Habitat'ın teknik koordinatörü yaptılar. Keyifli bir süreçti ama o pozisyon benim performansımın çok az bir kısmını karşıladı. Demek ki kendimi öyle bir tempoya sokmuşum. Hani her gün 3 saat antrenman yapınca bir şey yapmadığınızda vücutta bir enerji birikir ya, bende de o enerji mesleki anlamda birikmiş. Sonra Çelebi grubu beni arayıp "Sen artık kimseye bağlı olma, ayrı bir şirket kuralım" diyerek davette bulundu. Böylece Çelebi Mimarlık'ı kurdum. Askerlik görevime gidene kadar da bu şirketin genel müdürlüğünü sürdürdüm. Sadece holding bünyesinde değil, Ciba, Lufthansa gibi uluslararası şirketlere de işler yaptık. Maçka'da, Abdi İpekçi Caddesi'nin başında 20-25 kişilik bir ofis olmuştuk. Askerlik görevim sebebiyle buradan ayrıldım, sonra yine birlikte devam etmek istediler ama sistem ve süreç saplantımdan ötürü 1997 Aralık'ından itibaren kendi işimi yapmaya başladım. Projeler çiziyor, danışmanlık ve proje yönetimi işleri yapıyordum.


Mimarlık, Yapı Fiziği ve Ötesi...
Aile Arası Sohbet...
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin