Ali Manço | Işık Kirliliğinin Ölümcül Etkileri

07 Aralık 2012
 

İstanbul'da gökdelen(cik)lerin yeni yeni yükselmeye başladığı 90'lı yıllarda ülkemize gelen bir Hong Kong'lu işadamının demecini hiç unutmuyorum: "Siz Türkler binalarınızı gece aydınlatmayı bilmiyorsunuz". Gerçekten de kentimizin o yıllardaki silueti, Parliament sigarası reklamlarındaki ışıl ışıl manzaranın yanında pek bir sönüktü. Oysa zaman içinde yazımda kısaca değineceğim nedenlerden ötürü gelişmiş ülkelerde ışıklar yavaş yavaş sönmeye başlarken bizim kentlerimiz daha da parlar oldu.


İstanbul'un modern gece silueti


Bugün artık büyük kentlerde geceleri yıldızları seçebilmek olanaksız. Işığı gereksiz yere gökyüzüne yayan sokak lambaları, işyerlerinin ışıklarını gece açık bırakmak, gösterişli gece aydınlatmaları gibi nedenlerle kentlerin göklerinde oluşan turuncumsu parlama, "astronomik ışık kirliliği" olarak adlandırılmakta. Aslında tam anlamıyla yapı sektörünün neden olduğu, en çok görünen ancak en az önemsenen kirlilik türü. "Diurnal", yani gözleri gün ışığına göre kendini ayarlayan insanoğlunun biyolojik saatine olumsuz etkileri araştırmalarca saptanmış olan ışık kirliliğinin diğer canlı türlerine ise çok daha önemli zararları bulunmakta.
 


  Uzaydan görülen dünya üzerindeki yapay aydınlatma

Yapay ışık kurbanlarının başında ışığa yönelmenin yaşam biçimlerinde çok önemli rol oynadığı göçmen kuşlar ve deniz kaplumbağaları geliyor. Sahillerdeki parlak bina ışıkları, dişi kaplumbağaların yumurtlamak için sahile gelmesini, yavruların ise denize yönelmesini engellemekte. Çok iyi bildiğimiz bir örnek olan Caretta Carettaların ülkemiz sahillerindeki yapılaşmadan olumsuz etkilenmelerinin asıl nedeni, kanalizasyon veya benzeri atık kirlenmeleri değil, oluşan yapay aydınlatma.

Kuşlarda ise durum daha kötü. Ayı ve yıldızları izleyerek yönünü bulan göçmen kuşlar gece yoğun olarak aydınlatılan gökdelenlerle karşılaştıklarında bunların çevresinde durmaksızın dönmekte ve sonuçta yorgunluktan veya cam cephelere sertçe çarparak ölmekteler. Bunun dışında gündüzleri de tam saydam veya tam yansıtıcı cam yüzeyler kuşlar için ölümcül. Rakamlarsa son zamanlarda kamuoyunda panik yaratan toplu kuş ölümlerini gölgede bırakacak boyutta. Yalnızca ABD'de, pencerelere çarparak yüz milyondan fazla kuşun öldüğü saptanmış.



Göç dönemlerinde binlerce kuş ölüsünü binaların çevresinden toplamayı sürdürmek istemeyen bazı Kuzey Amerika kentlerinde on yılı aşkın süredir çeşitli önlemler alınmakta. Örneğin Toronto'da yeni imar yönetmelikleri yapı cephelerinin ilk 10-12 metrelik bölümündeki cam yüzeylerde kuşların camın varlığını algılamasını sağlayacak sıklıkta çizgilerin oluşturulmasını zorunlu kılıyor. Chicago'da ise yılın belli aylarında John Hancock ve Sears gibi birçok gökdelen gece aydınlatmalarını kapatmakta; 40 kattan yüksek tüm yapıların üst katlarında gece ışıklar kısılmakta veya perdeler indirilmekte. Camların önünde dekoratif/güneş kırıcı elemanlar kullanmak veya kuşların çarpmasını önleyici ağlar germek de uygulanan çözümler arasında. Ayrıca yapılarda saydam camla çevrili bir atrium varsa buralarda kuşların dışarıdan gelip konmak isteyeceği bitkiler bulundurulmaması öneriliyor.

Her şeyden önemlisi, bunların çoğu ek maliyet getiren değil, tam tersine enerji tüketimini azaltarak tasarruf sağlayan çözümler. Hatta bu nedenle iç ve dış yapay aydınlatmanın en aza indirgenmesi, çeşitli yeşil bina belgelendirme sistemlerinde puan almak için istenen özellikler arasında. Her şey bir kenara, ABD genelinde toplam aydınlatmanın yıllık 3 milyar dolara karşılık gelen 1/3'ünün boşa gittiği düşünüldüğünde geceleri gökyüzünün biraz daha karanlık olmasının insanın ve diğer türlerin sağlığı kadar ekonomiye de iyi geleceği çok açık. (Örnek çözümler için buraya göz atılabilir)

Peki yapı stoğunun yarısından çoğunun yönetmeliklere uymadığı Türkiye'de binaların kuşlardan, kaplumbağalardan çok insan yaşamını tehdit ettiği gerçeği karşısında bunlardan söz etmek çok mu yersiz? Yapı sektörümüzde her şey bitti de sıra buna mı geldi? Ama bir de kendimize şunu soralım: Eğer bu görüşteysek en son model arabaları, cep telefonlarını da konuşmamamız gerekmez mi? Bunca eksiğimiz varken onlara sıra ne zaman geldi ki?


Ali Manço, Manço Mimarlık ortağı


Emre Güneş ile "City Dark" üzerine...
Aydınlatmanın Sosyo-ekonomik ve Psikolojik boyutu
Konunun Uzmanlarına “Aydınlatma Tasarımı"nı sorduk
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin