"AKM yıkılabilir; Haydarpaşa'ya ise yeni kullanımlar getirilmeli"

23 Kasım 2017
 

Türkiye'deki eğitim sürecinizden de biraz bahsedebilir misiniz?

1983 yılında, Türkiye tam kabuk değiştirmeye çalıştığı bir dönemde İstanbul'a geldim. Mezun olduğum dönem değişik  bir dönemdi. Şanslıyım diyebilirim. Bundan 15 yıl önce Türkiye'de fazla yapı malzemesi yoktu, her şeyi yurt dışından getirirdik. Kataloglardan, Alman dergilerinden bakıp, sipariş ederdik. Sonra 1994-95 yıllarında Bakü'ye gittim, oradaki yoklukları görünce o zaman, "Türkiye cennetmiş" dedim.

Bugün ise görüşlerim oldukça olumlu. İstanbul'daki şehirleşme sürecini yaşadığım için şanslıyım. Bazıları geçmişi anar, Eski İstanbul diye… Biz tam geçiş dönemini yaşadık. Eski İstanbul'u resimlerden tanıyoruz denebilir. Mesleğimiz açısından her şeyin daha kolay ulaşılabilir olduğu bir dönemde eğitim gördük. İçinde bulunduğumuz dönem de öyle. Şu anda her türlü malzemeyi, teknolojiyi  bulmak mümkün. Birçok ülkeye göre inşaat sektöründe çok ilerideyiz fakat mimari tasarım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Günümüzde yaşam tarzı ve bakış açıları çok değişti. Bizim dönemimizde ülkede bayındırlık açısından hareketli bir dönem başladı ve bu son hızla devam ediyor. İkinci Boğaz köprüsü, otoyollar, Ümraniye'nin gelişimi… O zamanlar Ümraniye çok zor gidilen bir yerdi. 
 
Mimari stajımın bir dönemini, ikinci köprünün bağlantı yollarını yapan  firmanın İngiltere'deki ofisinde yapmıştım Çok büyük bir firma olduklarını oradan biliyordum. İhaleyi aldıklarında da Türkiye açısından olumlu karşıladım.

Çekmeköy'ün oluşumunda da yer aldım. Öğrenciyken o projelerde çalışınca, hayata 1-0 önde başlıyorsun ve kendi projelerinize imza atarken daha cesaretli oluyorsunuz.

Son sınıftayken yarı zamanlı olarak Kadıköy'de çok değerli bir ofiste çalışmaya başladım. Kendime güvenim ve tasarım kabiliyetim işe kabul edilmemde etkili oldu. Proje şefi olan bayan yıllardır orada çalışıyordu ama sıradan işler üretiyordu. Yarı zamanlı olmama rağmen onunla aynı şartlarda antlaşma yaptığımı öğrenince ilk anda bozulmuş ve patronla tartışmış. Tabi bunu bana daha sonra anlattı. Samimiyetimiz ilerleyince, bana; "Haklıymışlar, ben o zaman seni tanımadan acele davranmışım" dedi. Bunu hayatımda çok duydum. Mimarlık dayanışmanın pek olmadığı bir meslektir. Herkes birbirinin yaptığına burun kıvırır. Onun için bir projeyle ilgili olumsuz veya eleştirel herhangi bir şey söyleyeceğim zaman, kendimi tutup cümlelerimi dikkatli seçmeye, eleştiri değil öneri getirmeye çalışıyorum.

Mimarlık bilinçli bir seçimdi ve işimi çok severek yapıyorum. Ben biraz olmayanı yapmayı seviyorum. Örneğin yurtdışında gördüğüm yeni bir uygulamayı… Klasiği ise klasik olarak seviyorum.



  İstanbul, Şişli'de iş yeri. Yenilenme öncesi ve sonrasında.


Yenilerin tamamen modern bir şekilde yapılmasını mı savunuyorsunuz?

Evet, mesela Paris Louvre Müzesi'ndeki piramit yapılana kadar, eğitim sürecimiz boyunca, tarihi bir binanın yanına yapılacak yeni yapı hep tartışılırdı. Oysa tarihi bina da bir zamanlar günceldi. Ben hiçbir zaman bir şeyin taklidini yapmayı savunmadım. Binanın kendisinin, dönemin, malzemenin, tasarımın taklidine karşıyım. O zaman koşullar onu gerektiriyordu ve o bina o koşullarda yapıldı.

Örneğin; başkalarına çok sert gelebilir ama bence AKM yıkılabilir. Mimar Hayati Tabanlıoğlu'na saygım sonsuz, fakat İstanbul gibi bir metropolde, Taksim gibi İstanbul'un merkezi olarak kabul edilen bir lokasyonda yer alan bu bina bence tam anlamıyla bir kültür merkezi değil. Tamam! İçinde opera, bale, tiyatro, konser, kongre amaçlı salonlar ve sergi alanları var; ama yeterli mi?  Her ne kadar 1969 yılında hizmete girdiğinde dünyanın 4. büyük sanat merkezi unvanı ile anılan Cumhuriyet döneminin simge yapılarından biri olsa da, 23 yılda tamanlanan AKM zaten 1970'te çıkan yangında harap oldu. 1980'li yıllar itibariyle randımanlı olmuş diyebiliriz. Döneminin en gelişmiş gösteri sanatları merkezi olabilir ama bugün işlevsel olarak misyonunu bitirmiştir. Öte yandan arazi de verimli kullanılmamış. Zaten Taksim Meydanı için yeniden düzenleme planları var. Burada AKM'yi de içine alan toplumu kucaklayacak yeni bir AKM yapılabilir.

Bir binanın yıkılamaması için, ya tasarım, ya malzeme, ya inşaat tekniği açısından bir ilk ya da tekrar yerine konulamaz bir nitelikte olması lazım. Eğer eskinin yerine çok daha iyisi konulabilirse, daha fazla kişiye hizmet verebilirse, ki Türkiye Cumhuriyeti bunu yapabilecek güçtedir! AKM mevcut haliyle topluma açık bir kültür merkezi değil. Kültür merkezi, birçok kültürün özgürce yaşanabileceği, birçok sanat dalının sergilenebileceği, herkese açık, insanın eviymiş gibi rahat girip çıkabileceği yerdir. AKM'nin önünden geçerken kapısının yanına yaklaşmaya korkuyorsunuz. Zaten 2008'den beri kapalı, içine giren de yok. Önü bir buluşma noktası olmaktan öteye gidemiyor. Yapımı ne kadar tartışılıp uzadıysa, yıkım tartışması da bir o kadar uzun sürecek gibi… Bence daha fazla zaman kaybına gerek yok.

Sonuçta AKM, Haydarpaşa gibi yapılar, iyi veya kötü, İstanbul'un kentsel belleğini oluşturan yapılar değil mi?

Geçtiğimiz yaz bir dergide Haydarpaşa Garı ile ilgili bir yazım yayımlandı. "O günden bugüne ne değişti?" konulu bir yazıydı. Üniversitedeyken, yabancı mimarların eserleri ile ilgili bir ödev için bu binayı araştırmıştım. Yazımda, "Tozlu, kapalı ve kimsesiz odalarını tek tek gezip dolaşmıştım, vapurla geçerken başımı kaldırıp hala kapalı mı diye bakıyorum" demiştim. Şimdi zaten tamamen kapandı. Bir şeylerin boş kalmaktansa, hayata katılması gerektiğini düşünüyorum. Bana göre, Haydarpaşa Garı olağanüstü bir bina değil. Dünyada onun gibi pek çok bina var. Özelliği, İstanbul'daki işlevi ve lokasyonudur. Yani Haydarpaşa'nın önemi, binanın mimari tarzından ötürü değil. Özelliğinin karşılığı olarak, Alman mimar tarafından gösterişli bir bina yapılmış.
 
Avrupa'da da en güzel yerler şehirlerdeki garlardır. Zürih'teki gar binası çok ilginç bir örnektir. Tarihi gar binasının altına 7 kat daha eklenerek yaşama katılmıştır. Dünyada bunlar yapılırken, biz, Haydarpaşa Garı ve çevresinin turizm bölgesi olmasını, bölgenin değerlendirilmesini tartışıyoruz. Zaten Marmararay projesinin tamamlanmasıyla ulaşım farklı bir boyutta olacak. Limanın orada işi yok ki… Daha açıktan, daha farklı kapılardan İstanbul'a giriş yapabilirler. Gar alanının yenilenmesi uzun zamandır çok ateşli bir konu. Bence de günün koşullarına göre yeniden ele alınmalı.


Kıbrıs - Türkiye - Azerbaycan Hattında 'Zorlu' Bir Mimarlık Serüveni
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin