“2 ila 4 senelik bir süreyi ‘kuluçka dönemi’ olarak geçirdik”

05 Ocak 2011
 



California'da doğdunuz ve büyüdünüz. Murat Bey UCLA mezunu; siz ise yüksek lisansınızı SCI-Arc'ta tamamladınız. Murat Şanal ile tanıştıktan sonra ise Türkiye'ye gelmeye ve burada bir mimarlık pratiği yürütmeye karar verdiniz. Sizin için Türkiye'de üretmek nasıl bir deneyim ve nasıl bir başa çıkma öyküsü idi?


Alexis Şanal: Benim için ilk mücadele, kendime ait bir ofisimin olmasıydı. Böyle bir hedefim hiç yoktu. Aksine, mimarlığa odaklanmak istediğim için daima bir şirket bünyesinde çalışmayı düşlemiştim. Küçük ölçekli de olsa ticari bir işi yürütmenin ya da kendini kurumsal anlamda temellendirmeye çalışmanın zorlukları ile mücadele etmeyi değil… Dolayısıyla geleceğimi nasıl şekillendireceğime yönelik yaklaşımımı yeniden ele almak, büyük şirketler dahilinde çalışmanın insana verdiği güven duygusundan vazgeçmek, ilk sınavlardan biriydi. Buna bağlı olarak mimarlık kavrayışımı, mesleğe yönelik hırs ve amaçlarımı, ideolojimi, ticari bir faaliyet alanı olarak nasıl tanımlayabileceğimi çözmem gerekiyordu. Üstelik bir şirket olarak, kurduğunuz ideolojik diyalogun daha geniş bir etki alanı oluyor. Bu artık sizin kişisel ideolojiniz değil, kurumsal ideolojiniz oluyor. Yani artık bu söylemi, gelecekteki veya mevcut müşterilerinize ya da meslektaşlarınıza aktarmanız yeterli olamıyor. Birlikte çalıştığınız ekiple de bu söylem üzerinden iletişim kurmanız gerekiyor. Sonuçta onlar da ilgili idealin kaçınılmaz bir parçası oluyorlar. İşte bu, benim için son derece ilginç bir değişim süreci ve başa çıkma öyküsü idi. Öte yandan Türkiye'de kendime ait bir iş kurmayı, Amerika'da böyle bir deneyimim olmadığı için şaşırtıcı derecede farklı olarak değerlendirmedim. Zaten her şey o kadar hızlı gelişti ki!

Peki kendinize ait bir ofis kurmaya nasıl karar verdiniz? O noktada halihazırda ilgilendiğiniz bir takım projeler var mıydı? Ya da o fırsatı nasıl yakaladınız?

AŞ: Bu, herhalde tüm mimarların kaderi… 2000 – 2002 yılları arasında Türkiye'ye yerleştik ve burada hiç iş fırsatı yoktu. Yaratıcı insanlar, bazı işleri başarmak, tamamlamak adına girişimci bir doğaya sahiptirler. Dolayısıyla bizim için de fırsat, kendini yegane çözüm olarak sundu. Küçük bir ofis kurduk. Şanslıydık ki Murat'ın Amerika'dan bir tanıdığı, mimarlık hizmetlerine ihtiyaç duyuyordu. Biz de doğrudan bu işe giriştik. Sonrasında danışmanlık verdik. İlgilendiğimiz projelerde hemen her şey hazırdı; yalnızca üretilenin gerçekleştirilmesi için profesyonel bir anlayış ve yaklaşım sunabilecek üçüncü şahıslara ihtiyaç vardı.



Ve tüm bunlar mevcut tanışıklıklarınız üzerinden mi gelişti?

Murat Şanal: Evet, öyle oldu. Ama profesyonel iletişim ağından da faydalandık. Herkesi geri geldiğimizden haberdar ettik.

AŞ: Bu sırada MIT'den tanıdığım bir grup İTÜ ile Teknopark projesi üzerine iletişim halindeymiş. Yani yine bir tesadüf olarak Amerika'da çalıştığım grup, buradaki bir başka grup ile karşılaşmış. Onlar da benden söz etmişler, "Buraya henüz yerleşmiş biri var" demişler. Böylelikle İTÜ'nün Teknopark planlama projesinin direktörlüğünü teklif ettiler. Bu benim için, Türkiye'deki ekonomik ve yönetimsel açmazların neler olduğunu anlamamı sağlayan, burada sosyal ve kentsel değişimi nelerin tetiklediğini kavramama olanak tanıyan bir fırsat oldu. Sonrasında da proje, İTÜ'de konuk öğretim görevlisi olarak ders vermemi sağladı. Sonuç olarak daha geniş bir kitleye ulaşmış oldum.



Yani öncelikle Türkiye'nin ekonomik durumunu gözlemlediniz. Sonrasında bir yandan hocalık yaptınız, diğer yandan ise danışmanlık hizmeti verdiniz. Sanırım bir yapı üretmeniz ancak bundan sonra gerçekleşti.

AŞ: Aynen! Çok gözlem yaptık ve dikkatliydik. İkimiz de Amerika'da büyük ve orta ölçekli şirketlerde deneyim edindik ve öğrendiğimiz şey, kişinin ne yapabileceğini, potansiyelinin ne olduğunu bilmesinin, genç bir işletme kurmanın önemli bir parçası olduğuydu. Şayet üstesinden gelebileceğinizden daha fazla iş alırsanız, kendi başarısızlığınızın temellerini atmış olursunuz. Bu yüzden biz de, kendi başımıza projeler yapmaya soyunmadan önce çevreyi gözlemlemeye ve araştırmaya eğildik. Önce mücadelenin ne olduğunu ve onu nasıl ele almamız gerektiğini öğrenmeliydik ki müşterilerimiz başarılı olsunlar.

MŞ: Herhalde 2 – 4 senelik bir süreyi "kuluçka dönemi" olarak geçirdik. Eğitim, danışmanlık, araştırma gibi metotlar, zaten bir pratiği kurmak için faydalanılan standart metotlar…

AŞ: Veya küçük ölçekli yenileme projeleri…

MŞ: Amaç da tasarım ve inşaat endüstrilerini öğrenmekti. Biliyorsunuz, dünyanın bu tarafında tasarım sektörünü, inşaat sektörü çekiyor. Biz ise son derece tasarım odaklı bir mimarlık çevresinden geliyorduk. Fakat inşaat endüstrisini de tanımamız gerekiyordu; zaten aksi takdirde başarılı olamazsınız. Eğer sektöre liderlik etmezseniz, onu yönlendiremezseniz, tasarımcı olarak bir değer yaratamazsınız.

AŞ: Aslında tasarımcı olarak yaratabilirsiniz belki ama "mimar" olarak yaratamazsınız. (gülüyor)

MŞ: Öte yandan eğitim de sektöre karşı bakışımızı yetkinleştirdi. İkimiz de eğitim vererek mimarlık alanından nasıl bir çalışma gücü edinebileceğimizi görmüş olduk. Ve tüm bunları, eğitimimiz ve geçmiş tecrübelerimiz ile pekiştirdik. Üstelik yalnızca akademik değil, profesyonel lisanslara da sahibiz; ikimiz de AIA üyesiyiz, yani Amerika'da lisanslı mimarlarız. İşte tüm bunlar pratiğinize, belli bir kendine güven ve disiplin getiriyor.


Alexis ve Murat Şanal'ın "Erken Dönem Hikayeleri"
Tespitler, Başarılar ve Hedefler...
Şanal Mimarlık Ekibinden
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin