Prizren'in Dönüşümü ya da Müslüman Mahallesindeki Salyangozlar

Attila BEKSAÇ / 05 Eylül 2013
Balkanların tutucu kenti Prizren bugün, gerçekleştirdiği festivaller aracılığıyla önemli bir toplumsal dönüşüme sahne oluyor.

Yüzyıllarca süren iktidar kavgaları arasında, eski ticaret yolları üzerinde bulunması dolayısıyla paylaşılamayan Prizren de tıpkı diğer Balkan kentleri gibi direnerek ayakta kalabilmiş. İktidarı ele geçiren toplulukların her biri, çok sayıda farklı kimliğin temsilcileri olarak, kentin her yerine bir kısmı bugüne kadar ulaşan anıtlar dikmiş. Savaş sonrası nüfusu yoğun göçlerle birlikte 178.112 'yi bulan kent, son 10 yıldır ciddi bir dönüşüm yaşıyor.

Özellikle Batı kökenli sanat tarihçilerin, günümüz kıta Avrupası üzerinde yoğun Osmanlı karakteri gösteren Balkan kentlerine karşı göreli sevimli bir yakıştırmayla ‘oryantalist' vurgusu yapmaları, kıtalılara alternatif turistik destinasyonlar sunma çabasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Prizren de yarımadanın oryantalist karakterini yıllardır belli ölçülerde muhafaza edebilmiş bir kent görünümündeydi.



Yolsuzluk, hukuk dışı kaçak ve plansız yapılaşmalar, göç dalgaları ve bunların sonucu oluşan konut açığı kentin düzensiz gelişmesini tetikliyor. Rant kaygılarının gölgesine mahkum bırakılan bu şirin Kosova kenti, çok da uzun sayılmayacak bir gelecekte kimlik bunalımıyla karşı karşıya kalma riskini taşıyor.

Kâr amaçlı yapılan, kimi şehir ölçeğine kıyasla devasa yapılar, kentin genel görünümüyle özdeşleşmiş 2-3 katlı kiremitli konutlar arasına saplanmış bir bıçak gibi dururken, siluete zarar verdiği gibi, kentin doğu girişinin Prizren Kalesi'ne doğru olan bakış açısını da gölgeliyor. Yabancı kabadayılar gibi dikilip ‘mahallenin ağır abisi' rolü oynayan bu özensiz ve çevresine zarar verici oranda zıt yapılaşmaların sürmesi halinde şehrin ‘Arnavut kaldırımlı, geleneksel konutlarla' bezenmiş dokusu büyük oranda zarar görebilir.



Kentlilerin bu konudaki hassasiyeti, ekonomik bunalım içerisinde olmaları nedeniyle öncelikler arasında kendine yer bulamıyor. Oysa ki bu gibi durumlarda, yürütme ve karar verme organlarına ancak ve ancak toplumsal bilinç ve sağduyuyla gösterilen tepkiler etki edebilir.
 
Ulusal ve uluslararası kimi organizasyon, kurum ve girişimciler tarafından, özellikle de eski şehir sınırları içerisinde (kalenin günümüze ulaşabilen kısmı, dağlarla çevrili kentin göreli yüksek olan tepesinde bulunduğu için eski ve yeni şehrin keskin bir sınırı yoktur) restorasyon veya renovasyon adı altında yapılan çalışmalar olumlu bir gelişme olarak düşünülebilir. Ancak Prizren'i Prizren yapan özellikleri sürdürülebilir kılmak için bu çabadan daha fazlası gerekiyor.

Kentin eski bölgesinde iki tür ev bulunuyor:

- Tepede, Kalealtı ve Panteliya semtlerinde yer alan evler, manzaraya bakan bir amfitiyatro şeklinde dizilmiş. Küçük parsellere bölünmüş ve seviyelendirilmiş arazi üzerine inşa edilen bu evlerin avluları bulunuyor.

- Vadiye yayılan Türk tipi evler ise yüksek duvarlarla çevrili büyük parsellerin içinde yer alıyor.

Prizren'in şirin şehir merkezi, hepsi birbirine yakın mesafedeki iyi bir dini-dünyevi bina koleksiyonunu barındırıyor. Bu anlamda Kosova'nın en iyi ve en güzel şekilde korunmuş kenti sayılabilir. Şehirde süregelen dini ve etnik tolerans yüzlerce yıldır birbirine çok yakın inşa edilen cami, tekke, Ortodoks ve Katolik kiliselerinde bariz bir şekilde görülüyor.



Kosova'nın ‘kültür başkenti' olarak lanse edilen Prizren'de bypass edilmeye ihtiyaç duyulan sadece yeni ‘kabadayı' yapıların tehdidi değil. Damar tıkanıklıklarının bir diğer etkeni de tarihi yapılar üzerinde yapılan kimi yanlış teşhis ve tedaviler; restorasyon hataları. Çoğunlukla dış kaynaklı yürütülmesine karşın restorasyon projelerinin uygulama aşamasındaki birtakım usulsüzlükler ve yanlış malzeme kullanımı 'kimlik aşınması'nın başlıca nedenlerinden... Tüm bu çalışmaların daha titiz bir şekilde, turist çekme potansiyelini de sürdürülebilir bir koruma anlayışıyla ele alarak yapılmasına ihtiyaç var.

Bir diğer yandan Conor Creighton'ın 2011 yılında ‘Kosovo 2.0' dergisi için kaleme aldığı makaledeki şu cümle oldukça manidar: "Prizren Kalesi'nin etrafını kuşatan dikenli tellerin sayısı, hapisanelerin etrafındakinden daha fazla". Pek çok sonuç çıkarılabilecek bu cümleyi, bir anlayış ölçütü olarak metaforik anlamıyla ele almak mümkün. Ancak somut bir çıkarımda bulunacak olursak, bundan 1-2 yıl öncesine kadar harap halde duran kentin en eski yapılarından birinin karşı karşıya bırakıldığı muamelenin vahametine odaklanabiliriz. Kültüre dokunamamak, kentin kimliğini dikenli telle çevirmek , kültür başkenti sıfatını kesinlikle pekiştirmeyecek cinsten vurgular. 'Neyse ki diyemeyeceğim' bir restorasyon hikayesiyle yeniden vücut bulan kale artık ziyarete açık...

Yine de Prizren, tarihi zenginliği ve derinliği sayesinde bu tehditlerle baş edebilecek güçte. Belki de bunları tehdit olarak algılamak doğru değil; sonuçta  ‘dönüşüm' denilen gelişmelere sadece mimarlıkta rastlamıyoruz. Şehrin sosyal hayatındaki yenilikler, genç nüfus ve elde edilen bağımsızlıkla birlikte, ‘oryantalist, muhafazakar, geleneksel, Osmanlı kimlikli' Prizren'i, ‘Batılı yönü ağır basan, liberal, eğlence ve festival kimlikli' Prizren'e değişir nitelikte.

Özellikle 99 savaşı sonrasında kendisine biçilen kültür başkenti rolünü gayet destekleyici adımlar atan Prizren'de yılın her mevsiminde durdurak bilmeyen ulusal ve uluslararası festivaller düzenleniyor. Yoğun olarak Avrupalı misafirleri ağırlayan bu festivaller kentin hem ekonomik hem de sosyal yaşamında dönüşüm rüzgarları estiriyor. Balkanların tutucu kenti, Avrupa'nın sayılı kısa film ve belgesel festivallerinden DokuFest'e ev sahipliği yapıyor. Ayrıca NGOM ve 40Bunar gibi sinema, müzik, spor vb. içerikli festivaller de toplumsal değer yargıları ve yaşayış biçiminin dönüşümünde önemli dinamikler olarak yerini almış durumda...

 
 
Prizren'in bir diğer özelliği olan çokuluslu, çokdilli ve çokdinli kozmopolit kent kimliğinde de eskiye oranla bir azalma olduğunu söyleyebiliriz. Arnavut, Türk ve Boşnak yoğunluklu unsurlar, savaş sonrası kente göçen Sırplar'la birlikte, kan kaybeden kozmopolit kimlikte hala yer alıyor. Özellikle savaş sonrası göçler ve bağımsızlığın elde edilmesiyle Arnavut dili ve kimliğinin sosyal yaşama olan yansıması daha belirgin bir biçimde artmış. Artık sadece sokak isimlerinde görebildiğimiz yöreye özel el zanaatları da çalınmış kimliklerden...

Kısacası Prizren çalkantılı bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümü doğru okumak, doğru tespitlerde bulunup doğru kararlar vermek, kimliğin cepte durmasını sağlayabilir. Böylece şehir de ruhunu sihirli lamba esaretinden çekip çıkarmış olur.


 
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin