Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

Ozan Gözel ile Mimarlıktan Tiyatroya

Berhan Abay / 24 Mayıs 2019
Mimar, tiyatrocu, oyuncu Ozan Gözel ile, mimarlıktan tiyatroculuğa geçiş yolculuğu ve pek çok noktada benzeştiğini söylediği iki sanat dalının birbirine olan etkisi üzerine konuştuk.

Sizi İş Dışı bölümümüze konuk etmemize sebep olan konuya geçmeden önce, aldığınız eğitim hakkında bilgi alabilir miyiz?

1993 Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunuyum. Aynı yıl İTÜ Yüksek Lisans programını kazandım ve 1 yıl İngilizce hazırlık okudum ama programa başlamadan, 1994 yılında MSÜ Yüksek Lisans sınavına girerek, Şehir ve Bölge Planlama/Kentsel Tasarım programını kazandım. Burada eğitimime devam ettim ve 1998 yılında mezun oldum.

Öğrenim yıllarım boyunca çeşitli bürolarda çalıştım, bazen fason işler yaptım. 1998 yılında şahıs şirketi kurdum ve serbest çalışmaya başladım. Daha sonra iki arkadaşım da bana katıldı ve 2001 yılına kadar bu ortaklığı devam ettirdik. Krizle birlikte şirketi kapatma kararı aldık. Ama 2-3 yıl kadar daha dışarıdan yine bir takım küçük işler yapmaya devam ettim.

2004 yılında da Şehir Tiyatrosu’na oyuncu olarak girdim ve profesyonel oyunculuk yapmaya başlamak suretiyle mimarlık kariyerim de kısmen sona ermiş oldu.

Şu an aktif olarak mimarlık yapmıyorsunuz o zaman?

2004 yılından bu yana mimarlık adına eşe dosta ufak tefek karşılıksız yardımlar yaptım. Ayrıca Şehir Tiyatrosu'nda halen faal 11 sahnemizden ikisi olan Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Tiyatrosu projesi ve uygulaması ve Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Çocuk Tiyatrosu projesi ve uygulama denetimini gerçekleştirdim. Bu 2 tiyatro salonunu tamamen çocuk ölçülerine göre tasarladım ve benim bildiğim Türkiye’de bir ilk oldu. Ayrıca bazı özel tiyatro mekanlarının da projelendirilmesi ve uygulamasına başlamakla birlikte ne yazık ki benim dışımda gelişen sorunlarla hiçbiri gerçekleşemedi.

Bu bilgiler ışığında aktif olarak mimarlık yapıyorum diyememekle birlikte, kendimi mimarlığa kapadığımı asla söyleyemem.

Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Tiyatrosu

Mimarlıktan tiyatroya geçişiniz nasıl oldu? 

Tiyatroya ilgim amatör olarak ilkokulda başladı, üniversite yılları boyunca da, her zaman, devam etti. Mimarlık ve konservatuvar arasında çok tereddüt etmekle birlikte şartlar, mimarlık eğitimini reel kıldı. 1998 yılında -yani şirketi kurduğum yıl- tesadüfen haberdar olduğum Şahika Tekand Stüdyo Oyuncuları’nın açtığı oyunculuk sınavına girdim ve kazandım. Arada kısa dönem askerliğim dışında, 2001 yılına kadar 3 yıl eğitim gördüm. Sonrasında profesyonel olarak Stüdyo Oyuncuları’nda sahne almaya başladım ve Şehir Tiyatrosu’na girene kadar grubun 3 oyununda oynadım.

Yine Stüdyo Oyuncuları’nda 2004-2008 yılları arasında 4 yıl sahne dersi eğitmenliği yaptım. Tamamen benim insiyatifimin dışında, beğenilerek, Şehir Tiyatrosu’na tavsiye edildim ve 2004’ten bu yana; 20 kadar oyunda, 1300’e yakın kez burada sahne aldım ve sahne almaya devam ediyorum. Kurumda 2 ayrı dönemde, 1,5 yıl kadar da yöneticilik yaptım. Ayrıca birçok dizide ve iki sinema filminde de yer aldım.

İki dal arasında nasıl bir etkileşimden bahsedebilirsiniz?

Aslında morfolojik olarak mimarlık ve sahne sanatları, 5 temel sanat dalından ikisi. Ben mimarlık disiplinini, gerçekte, yüksek lisans yıllarımda anladığımı söyleyebilirim. Hatta mimarlık sandığım mefhumun mimarlık olmadığını o dönemde anladım. Bir de çalıştığım çeşitli iyi mimarlık ofislerinde.

Sanatta tasarım süreci, mimarlık da dahil olmak üzere, aslında pek çok noktada benzeşir. Ayrı görünmesine rağmen bu farklılıklar icra ettiğiniz sanat dalının biçimiyle daha çok ilgili olmakta. Biçem olarak ise, süreçte pek çok noktada benzerlik bulabiliyorsunuz. Ben bir oyunda; bir rolün tasarım sürecinde, taslak aşamasından sahneye taşıdığımız akşama kadar kabaca söylemem gerekirse tıpkı bir mimari proje tasarımında yaşadığım aşamalardan geçtiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Diğer rollerle ilişki, mekanla ilişki, zamanla ilişki pek çok ortak yön barındırıyor diyebilirim. Hatta bana pek çok oyunda gerek yönetmenlerim, gerekse oyuncu arkadaşlarım "rolü analitik olarak tasarlıyorsun ve sonuçta boşluk kalmadan çıkartıyorsun" dediler ki, herhalde bu analitik yöntem, mimarlık eğitimimin alışkanlığı olsa gerek (Gülüyor).

Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Çocuk Tiyatrosu

Dizi ve sinemalarda da rol aldığınızı söylediniz; seyirciyle birebir ilişki kapsamında tiyatro ile karşılaştırmanızı istesek...

Her ikisinde de sonuçta oyunculuk icra ediyorsunuz; ama, bence çok farklı. Bunu kısaca anlatabileceğimden de emin değilim doğrusu. Şöyle diyelim en basit bakış açısıyla; tiyatronun tekrarı yok. Tam da o anda tüm mekanizmalar ve dinamikler işliyor. Görsel olarak ise oditoryum sizin için tek bakış açısı; yani portal ağzının gerisi sizin için tek bir göz ama geniş bir göz ve sizi tümüyle görmekte. Objektif değil yani. Kameranın tek bir açısına ya da ölçeğine maruz kalmıyorsunuz. Yani oyunculuğunuzu sahnede tüm uzam içinde uygularken; kamera karşısında, objektife sınırlamak zorundasınız. Bu da bazen oyununuzu çok daha küçük ama yoğun oynamak gerekliliği doğuruyor. Yani, beden devinimleri, jest ve mimiklerin ölçek ve yönü tamamen farklı olmak zorunda kalabiliyor. Ve aynı oyunu, tekrar tekrar, aynı yoğunlukta (farklı kamera açılarından dolayı) oynamak zorundasınız. Ama yanlış yapma, unutma, eksik ya da yanlış oynama hakkınız -görece olarak- var. Ama bu hak sahnede asla yok. Yanlış yaparsanız toparlayamayabilirsiniz; seyirci size "stop, baştan alalım" demez yani.

Tabii burada şunu da söylemek gerek. Neticede kamera karşısında da oyunculuk icra etseniz, bunun sağlıklı hazırlık/prova sürecini yaşayabildiğinizi söylemek (Türkiye’deki vahşi dizi piyasası koşullarını düşündüğünüzde) ne yazık ki çok zor. Elinize 1 saat önce verilen tekstin, 1 sayfasını, o 1 saat içinde ezberleyip, yorumlayıp -görece- doğru oyunu tasarlayıp oynamak zorunda kalabiliyorsunuz. Bu da yaptığımız işin anlamına kesinlikle bir süre sonra yabancılaşmaya yol açıyor. E tabii kurumsal tiyatroların günümüzde yaşadığı sorunlar da sahne üzerinde bu yabancılaşmayı yine yaratıyor diyebilirim. Ama yine de bir tiyatro oyununun provası, başlı başına her anından mutluluk duyabileceğiniz bir deneyim, bir süreç benim için. Çok şey öğreniyor, geliştiriyor, tasarlıyor ve bundan ölümüne zevk alıyorsunuz. İcraata geçtiğinizde, yani sahnede ise; tarifsiz bir adrenalin…Neredeyse öleceğim, dedirten bir adrenalinden zevk almak çok az meslekte mevcut... Ne kadar sinema ve diziyi, yani kamerayı sevsem de, önce tiyatro... (Gülüyor)

Ama şu an nasıl mimarlığı özlüyorsam, çok fazla tiyatroya gömüldüğümde de kameraya karşı aynı özlemi her zaman duyarım. Biraz arsız bir meslek bu galiba (Gülüyor). Seyirci açısından ise; tiyatroda malum sizi tam o anda izlediğini bildiğiniz yüzlerce göz var ve enerjilerini hissetmemek olanaksız. Zaten hissetmeyenin oyunculuğunu da tartışırım. Bu tam olarak ölçemediğiniz, tanımlayamadığınız bir etki. Her seansı farklı bir niteliğe büründürebilme etkisi var. Sosyal hayatınızdaki çalkantılar, etkiler sahneye çıktığınızda işte tam da kurulan bu bağın kuvvetine göre bir anda antre ile birlikte dışarıda kalır ve oyun süresince kurulan bu bağ sayesinde kendinizi yaratılan bu yeni dünyada bambaşka bir gerçeklikle iyileştirebilir, sürece bırakabilirsiniz.

Oyunların sahne tasarımına mimari açıdan bir katkınız oluyor mu?

Bunu çok hayal ediyorum ama bugüne kadar fırsat yaratabildiğimi söyleyemem. Aslında çok önemli bir şeyi belirtmeliyim; bu biraz sanatın tarifiyle ilgili. Ben hiçbir zaman oyuncuyu, bir sanatçı olarak tariflemem. Sanatın bir dalında icracıdır sadece. Bir bütünün içinde paydaştır, zanaatkardır… Sanatçı tanımını daha çok yönetmen hak eder. Ya da oyun yazarı. Hayata karşı bir tavrı, bir ideolojisi olan odur, hayatın estetik bir karşılığını arar ve bulur sahnedeki yaratısında. Oyuncu, bu bütün içinde bir enstrümandır. Bir senfoninin, sanatçı olan bestecisinin, bir orkestra tarafından icrası sırasında, bir kemancıdır mesela... Virtüözite gösterir ama sonuçta bir bileşendir.

Bir mimar da -eğer tüm sanatsal kriterler içinde tasarım yaptığını varsayarsak, yani piyasaya konserve kutusu bir apartman tasarlamaktan elbette bahsetmiyorum- bir sanatçıdır. Dolayısıyla bir sahne tasarımını, tüm estetik tasarım içinde bir yönetmen olarak tasarlamak; evet, benim bir hayalim. Yani kısaca belki bir oyun yönetmeyi bekliyorum, mimar olmamdan, sahne tasarımını da yapmak adına yararlanmak için… Bu tabi bir meydan okuma. Yani sanatçı titrini ne kadar hak ediyorum benim için bunu anlamanın bir sınavı. Açıkçası kısa mimarlık yaşamımda bunu test edebilme fırsatını yaratabildiğimi söyleyemem.

Peki, bir tiyatrocu bir mimarı nasıl algılar? Bir tiyatrocudan bir mimarı doğaçlaması istense ilk ortaya konacak özellikler ne olur?

Zor soru… Hiç düşünmedim. Bunu yanıtlayabilmem için belki de mimar olmamam gerekiyordu. Objektif olamıyorum yani... Ama temel sanat eğitimini gereğince, layığınca alan birinin -örneğin sanat tarihinin müzik, edebiyat, plastik sanatlar ve mimari disiplinlerindeki karşılığını özümseyebilen birinin/oyuncunun mimarlık hakkında zır cahil olmasını beklemek anlamsız olur. Gözlemlediğim kadarıyla ne yazık ki genelde oyuncu/tiyatrocu camiası mimarlık hakkında çok da fazla bilgili ve ilgili değil. Ama Şehir Tiyatrosu’nda bir yönetmenim vardır, Engin Uludağ. Benim kadar mimari bilgisi -en azından mimarlık tarihi bilgisi- kesinlikle vardı. Belki de, bir tiyatrocudan bir mimarı doğaçlamasını istemek için, var olan bu durumu düşünerek doğaçlamanın şartlarını, sınırlarını biraz daha kesin olarak tanımlamak ve sınırlarını daha belirgin çizmek gerekebilir. O zaman belki de sürpriz birçok sonuç çıkabilir. Açıkçası ben de hiç bunu düşünmemiştim, deneyimlemek lazım... Sadece, benim kurumumda, benim oyuncu olmamın yanında mimar olduğumu öğrenen herkesin -istisnasız- büyük bir saygı duyduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu da güzel bir şey tabii.

Son olarak, yaz sezonu ya da önümüzdeki sezonda oynayacağınız oyun belli mi?

Şu an Şehir Tiyatrosu’nda yer aldığım oyun; "Amanvermez Avni". Sezonu kapadık ama önümüzdeki sezon devam edecek. Ayrıca önümüzdeki Haziran ayının 15’inde Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde de oynayacak.


Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları