Aşk Tanrıçasına Adanan Kent, Afrodisyas

Ömer KOKAL / 20 Mayıs 2014
Her geçen gün yeni buluntularla zenginleşen Afrodisyas Antik Kenti, gerek eserleriyle, gerekse içinde bulunduğu coğrafya ile, her mevsim insanı etkilemeye devam ediyor.

Mitolojinin en ünlü simalarından Afrodit, ününü, insanoğlunu bin yıllardır meşgul eden, yoran ama her şeye rağmen keyif veren, aşkın tanrıçası olmasına borçlu. Tanrıların tanrısı Zeus ile Tanrıça Dione 'nin kızı olan Afrodit, mitolojiye göre Kıbrıs kıyılarında, deniz köpüklerinden doğmuş.

Pek çok mitolojik hikayede adı geçen Afrodit ile ilgili en bilinen hikaye, "Üç Güzeller" efsanesidir. Hera, Athena ve Afrodit arasında gerçekleşen güzellik yarışmasında Truva Kralı Priamos'un oğlu Paris'in altın elmayı vererek en güzel tanrıça seçtiği kişi Afrodit olur.

Aşk gibi önemli bir konunun tanrıçası olup da Anadolu insanından saygı ve sevgi görmemek mümkün mü? Antik dönemde çok sayıda tapınak ve kent Afrodit'e adanmış ya da onun adına kurulmuştur. Söz konusu kentler arasında en ünlüsü kuşkusuz Afrodisyas'tır. Afrodit'e adanan kent, Anadolu'nun en etkileyici ören yerlerinin başında geliyor. İnsan yerleşiminin ilk olarak günümüzden yaklaşık 7800 yıl önce gerçekleştiği düşünülen bölge, bereketli toprakları sayesinde her dem insanların gözdesi olmuş.

 

 

 

Bizanslı tarihçi Stephanus'a göre, Afrodisyas'ın bilinen ilk adı Lelegonpolis. Sonraki dönemlerde Megapolis adını alan kent, Asur Kralı Ninos'a ithafen Ninova adını kullanmış uzun yıllar. Helenistik dönemde Afrodisyas adını alan kent, sonrasında bölgeye hakim olan Roma Dönemi'nde de aynı adla anılmış.
        
Roma Dönemi'nde burada bulunan heykelcilik okulu sayesinde Afrosdisyas hem ünlü, hem de zengin bir kent olmuş; usta heykelcileri ile antik dünyada büyük nam salmış. İtalya'dan, Yunanistan'a kadar pek çok antik kentte bu okuldan çıkan ustaların heykelleri kullanılmış.

 

 

 

           

*

MÖ 2. yüzyılda yapıldığı düşünülen ve kentin ana yoluyla Aphrodite Tapınağı'na giden yolun kesiştiği anıtsal kapı Tetrapylon günümüzde restore edilerek yeniden ayağa kaldırılmış.

 

 

*

Kentten geriye kalan en muhteşem yapı ise, mimari formuyla büyüleyen Stadion. 30 bin izleyici kapasiteli, 262 metre uzunluğa, 59 metre genişliğe sahip Afrosdisyas stadionu, Antik dönemlerden kalmış en sağlam stadion olarak biliniyor.

 

 

 

Afrodisyas, Roma'dan şenlik ve yarışma düzenleme iznini almış ayrıcalıklı az sayıda kentten biriymiş. Çeşitli koşu yarışmaları, atletizm oyunları ve şenlikler burada yapılırmış. Yarışmaların birincilerine defne çelengi yakılıp, para ödülü verilirmiş. Ama asıl önemli ödül, kazananların kentlerinde gördüğü saygınlıkmış.

 

 

Geç Helenistik dönem yapısı olan Aphrodite Tapınağı, İon tarzında inşa edilmiş. Yapımı MÖ 1 yüzyılda başlayan tapınak, MS 130 yılında tamamlanabilmiş. Tapınağın, o dönemlerde sadece rahiplerin girebildiği kapalı bölümünde bulunan Afrodit heykeli, Afrodisyas Müzesi'nde sergileniyor.

 

 

 

Aslında tapınaklarda rahipler ve rahibeler birlikte hizmet ederken, buradaki Afrodit Tapınağı'nda sadece rahipler, yani erkekler hizmet edermiş. 

*

Oldukça sağlam durumda olan 8 bin kişilik tiyatro, MÖ 1. yüzyılda inşa edilmiş. Tiyatronun kapasitesine bakarak kentin o yıllarda nüfusunun 20-25 bin civarında olduğunu söylemek mümkün. İmparator Sezar ve Augustus'un azat edilmiş kölesi Zoilos tarafından yaptırılan tiyatro, Afrodit'e ve kent halkına adanmış. Bizans Dönemi'nde buradan sökülen taşlarla, tiyatronun yaslandığı tepenin üzerine evler ve küçük bir kale yapılmış. Tiyatro ise kentin çöplüğü olarak kullanılmış.

 

 

 

*

 

Müzik dinletilerine ve kent meclisi toplantılarına ev sahipliği yapan Odeon ise, hitabet sanatı ve edebiyat yarışmaları içinde kullanılmış. MS 2. yüzyılda inşa edilen, bin kişi kapasiteli Odeon'un üzeri, antik dönemde ahşap bir çatı ile örtülüymüş.

 

 

*

Yeni Müze, Yeni Bakış    
    
Böylesi görkemli bir kente pek yakışmayan Afrodisyas Müzesi, Geyre Vakfı'nın katkılarıyla, Y. Mimar Cengiz Bektaş tarafından yenilenerek, 2009 Ekim ayında kapılarını ziyaretçilerine açtı. Müze, son derece sade ve eserleri ön plana çıkaran renk ve ışık tasarımıyla diğer müzelerimize de örnek olacak nitelikte.

 

 

 

Yenilenen müze binasına eklemlenen ve 2008 yılında açılan, "Sebasteion - Sevgi Gönül Salonu" ise minimal tarzıyla dikkat çekiyor. Salonda, Sebasteion Tapınağı'nı süsleyen onlarca rölyef son derece anlaşılır biçimde sergileniyor. Özellikle Roma İmparatorluğu'nun sınırları içinde bulunan halkların betimlendiği rölyefler hayranlık uyandırıyor.

 

 

 

 

Hadrian Hamamı, Piskoposluk Sarayı, Felsefe Okulu, Agora ve Sebasteion Anıtı gibi daha pek çok kalıntı Afrodisyas'ın kurulu olduğu geniş alana yayılmış durumda.

 

 

          

 

           

 

Her geçen gün yeni buluntularla zenginleşen Afrodisyas Antik Kenti, gerek eserleriyle, gerekse içinde bulunduğu coğrafya ile, her mevsim insanı etkilemeye devam ediyor. Gözlerden uzak bu güzelim antik kenti henüz görmemiş olanlara, gecikmeden burayı ziyaret etmelerini; sadece rüzgarın sesinin duyulduğu kalıntıların arasında özellikle yalnız başlarına gezinmelerini hararetle tavsiye ediyorum. Daha önce Afrodisyas'ı ziyaret etmiş olanlar ise, salt yeni müzeyi ve Sebasteion - Sevgi Gönül Salonu'nu görmek için bile kente tekrar gitmeliler.

 


 
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin