Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

Şehirlerde Üretken Diyalog Alanları Tasarlamak

IN-BETWEEN Tasarım Platformu / 21 Şubat 2020
Alexis Şanal ile İsveç Enstitüsü ve İsveç Başkonsolosluğu İstanbul işbirliğinde gerçekleştirilen Equal Spaces projesi kapsamında, Stockholm’de Equator Architects ile düzenlediği “Future Streetscape” atölyesindeki kamusal iç mekan konseptinden ve kolektif tasarım ve bilgi paylaşımını merkeze alan kentsel planlamadan bahsettik.

©Ali Taptık; Onagöre

Z Kuşağı küresel ölçekte kendi kaderini tayin etme duygusu olan ilk nesil. Bu nesil şehirlerde yaşayacak ve kentsel tasarıma şekil vermelerini sağlayacak araçlara ihtiyaçduyacak. Öncelikle bu yeni ve bilgili vatandaşlar için lineer olmayan açık araçlar sağlamalıyız.

 

Mimarlık pratiğine ve düşüncesine olan bakış açınız ile başlayalım.

Mimarlık, şehri ve kamusal alanı şekillendiren en büyük ilham kaynaklarından biri. Küçük bir çocukken bile mimarlığın, kentsel alanı tanımlamamda büyük etkisi oldu. Los Angeles’ta bir banliyöde büyüdüm. Kütüphaneler, parklar ve okullar dışında pek kamusal alan bulunmazdı. Mimarlık ile ilk etkileşimim bu zamanlarda oldu. Benim için mimarlık pratiği “yavaş” şehircilik demek. Bina nesnesinin tasarımı ile, çevresindeki alanı dönüştürme yeteneğinden daha az ilgileniyorum. Görüyorum ki mimarlık, pozitif ve negatif tüm kültürel üretimimizin özünü oluşturuyor. Alışveriş merkezlerinin etrafında büyümüş olmak olumsuz bir örnek gibi görünebilir fakat bana göre LA halk kütüphanesi mimarlığın; kolektif kimliğimizi, nerede olduğumuzu ve nereye gittiğimizi anlamamızı sağlayan duygusal bir deneyim.

HEY! Imaginable Guidelines herkesin oynayabildiği ilk şehir tasarım oyunlarından biri. Bu kapsamda yaşanabilir şehirlerin birlikte yaratılması deneyimini açabilir misiniz?

Imaginable Guidelines, İstanbul’da son 20 yıldaki çalışmalarımızın bir yansıması. İstanbul, doğrusal bir şekilde tasarlanmış ve bu yönde gelişmiş. Buradaki mimarlık ve şehir tasarımı pratiklerinden öğrendiğim şey; şehrin duygusal bir deneyim olduğu. Kentsel tasarımın niteliği şehir tasarım kılavuzlarında henüz eksik. Yine de kentlinin ilişkisi ve beklentisi şehirle olan deneyimine dayanıyor. Bu nedenle; yürünebilir, yaşanabilir şehirler başlıklarına bir de sevilebilir şehirler başlığını ekledik. Olumlu ya da olumsuz olabilen bu ilişki, kişinin bireysel ve kültürel olarak kimliğinin de bir parçası. 

Profesyonel bakış açısıyla biz her zaman şehirleri korumak ve savunmak üzerine çalışırız. Burada biz derken kendimizi kastetmiyorum. Tüm meslek profesyonelleri; 20. yüzyılda kamusal alan tasarımının toplumun amaç ve deneyim kalitesinden yoksun olduğunu ve bu hayal kırıklığını ortadan kaldırmak için vatandaşın katılımının önemli olduğunu savunur. Vatandaş katılımının vaadi şudur: şehrin insanıyla anlaşırsak ve kamusal alanı beraber tasarlarsak toplumun ortak geleceğinin ötesinde, daha anlamlı bir gelecekte buluşabiliriz. Yine de bu katılım süreci her zaman çok acımasızdır. Vatandaşlardan kentsel tasarım uzmanları veya profesyonelleriyle görüşmeden ve tasarım bilgisi olmadan katılmaları istenir. Aynı zamanda tasarımcılar, katılımcılarla şehir tasarımı tartışmalarına öncülük etmek için yeterli donanıma sahip değildirler. Görüşmeler, herkes için tatmin edici olmayan bir deneyim ile sonuçlanır. Uzmanların, vatandaşların ihtiyaçlarını dinlemediği ve çok az ortak paydada sonuçlanan kentsel tasarım fikirleri ortaya çıkar. Bunun nedeninin insanların umursamaması değil, birbirini dinlememesi olduğunu düşünüyorum. Dahası, iki asimetrik katılımcı birbirlerinin hayal güçlerini keşfetmek için ortak kelime dağarcığına sahip değildir. 

Buna paralel olarak, politika yazmak sıkıcıdır ve herhangi bir karakteri yoktur. Şehirde yaşayan insanların bu sürece anlamlı bir şekilde katılabilmesi için temel bilgiyle donatılmış olmaları gerekir. Profesyoneller olarak bizler, bu bilgiyi öğrenmeleri için toplumu daha yenilikçi ve samimi bir şekilde yönlendirmeliyiz.

“Hey” konseptinin üçüncü etkinliği sırasında çocuklarım küçüktü. Fantastik yerlere seyahat etmek için hayal güçlerini besleyen oyun kartlarıyla oynadıklarını fark ettim. Ayrıca oyunlar sayesinde bilim, ekonomi veya hikaye anlatıcılığı gibi belirli konularda kendilerini geliştirdiler. Kart oyunu fikri doğrudan bu gözlemden ortaya çıktı. Oynadıkları oyunlardaki gibi, kartın bir tarafı duygusal zekayı, diğer tarafı ise analitik zekayı temsil ediyor. Kartları doğrusal olmayan bir şekilde dizebilirsiniz ve başlangıçtan başlamak veya sonuna kadar gitmek zorunda değilsiniz. Ayrıca sadece merak ettiğiniz kartları seçebilir yine de birşeyler öğrenmiş hissedebilirsiniz. 14x14 kart sisteminde bile konuları basite indirgemeyen bilgiler bulunur. Ancak bu yorucu bir süreç değildir. Merakınızın peşinden gitmeniz ve kendi ifadenizi daha fazla sorgulamanız teşvik edilir. Şehir tasarımı tıp kadar karmaşıktır ve birbirine bağlı sistemlerin yanı sıra temel bilgiyi gerektirir. Tıp profesyonelleri, erken yaşlardan itibaren insanlara anatomi öğreterek sağlıklarıyla ilgili bilinci kazandırdı. Çoğu çocuk dolaşım, sinir sisteminin nasıl çalıştığını hatta beslenme ve duygularının fizyolojileriyle nasıl etkileşime geçtiğini açıklayabilir. Vücudumuz oldukça karmaşık bir sistem olmasına rağmen, kullandığımız dili tamamen basitleştirmeye ihtiyaç duymadan vücudumuz hakkında konuşabiliriz. Şehir tasarımının vatandaşlarla birlikte yapılabilmesi için temel bilgi dağarcığına ihtiyaç duyuyoruz. Bu bilgi dağarcığıyla gelişen dinamik etkileşimler; bütünsel ve yaşayan bir kamusal alana dönüşebilir.

©Ali Taptık; Onagöre

Özellikle Türkiyede insanları şehir planlama sürecinin bir parçası olmaya teşvik etmek için farklı şehirlerde atölye serileri düzenlediniz. Bu teşvik çok önemli. Bireylerle ilk etkileşiminizde aranızdaki buzu kırdıktan sonra empati kurmaya başlıyorsunuz. Herkes birbirinden farklı şeyler öğrenmeye başlıyor.

Bence kitle kaynaklı çalışmanın değeri bu. Kültürümüzde farklı alanlarda uzmanlıklarımız var. Bu uzmanlığı dışarıdan getirmemiz gerekmiyor. Vatandaşların, başkalarına ihtiyaç duymadan da şehir tasarımına katkıda bulunabilecek kadar ilginç bilgi ve tecrübeleri var. Seslerini doğrudan duyurabilecek platformlar olsa yeni gündemler söz konusu olabilir. Bunun Imaginable Guidelines ve onun bilgi paylaşımına yönelik tutumunun önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum. Bu paylaşılan ve erişimi kolay bilgi tabanı, üretken diyaloğu kolaylaştırıyor.

Belki de bu yüzden oyunu şehre entegre ediyorsunuz. Oyun üzerinden kentte aidiyet duygusunu nasıl yaratabiliriz? Bunu metodolojinizde en önemli şey olarak görüyoruz: Ait olma duygusu.

Los Angeles’ta büyüdüm. Şehirlere bakış açım bir Avrupalı’dan farklı oldu bu nedenle. İnsanlar İstanbul’u seviyor. Kim ziyaret etse hayran kalıyor. Şehrin güzelliğinden, sokak kültüründen bahsediyor. Romantik ve güçlü bir ilişki bu. Ayrıca İstanbul’un birçok Avrupa kentinin tam tersi olduğunu duyuyorum. Avrupa şehirleri güzel ama canlı ya da yaşayan sokak kültürlerinden yoksun. Avrupa şehirleri son derece yaşanabilir, ancak kamusal alanda yaşayan kültürlerin dokunuşundan veya hissinden yoksun. Günlük yaşamın zevki ve oyunculuğuyla aidiyet duygusu ve yaşanabilirliğinin dengesi nerededir? Imaginable Guidelines bu potansiyelleri keşfediyor. Bu sınırları statik şehir ile duygusal şehir arasındaki profesyonel uygulamada her zaman bulamıyorum. İstanbul’un güzelliği doğrusal olmayan yapılar ve kendi kendini örgütleyen doğasından geliyor. En yaşanılabilir Avrupa şehirlerine baktığımızda, o kadar da sevilebilir olmadıklarını görüyoruz. İstanbul gibi şehirler çok ilgimi çekiyor. Seoul, Mexico City, Sao Paolo ve Los Angeles gibi insanların yaşamayı sevdiği şehirler, farklı ölçütlerden ötürü yaşanabilir şehirler listesine giremiyor. İnsanlarla şehirleri hakkında konuşmaya başladığınızda şehrin duygusal bilinci hakkında bazı ilginç şeyler keşfedersiniz. HEY’in ilk baskısının geliştirilmesi sırasında yapılan atölyelerde, İstanbul’un fenomen ve fiziksel unsurunun önemli olduğuyla ilgili en az 40 konu geldi. İstanbul’daki tasarım aktivizminde gördüğüm şey, aktivistlerin savunduğu ve kamusal alan için ilginç denebilecek şeyler, aynı zamanda pratik ve ihtiyaç duyulan konulardı. Bu hareketlerin bir çoğunun ilginç olduğunu düşünüyorum çünkü bu insanların net bir fikri var. Fakat bu fikirlerin kamusal alan kültürüne nasıl entegre edilebileceğini, bu iletişimin nasıl kurulacağını bilmiyorlar. Sonuç olarak belediyeler bu grupları desteklemiyor. Bunun sebebi, belediyelerin bu fikirleri beğenmemeleri değil, fikirleri anlamamaları veya bu fikirlerin kamusal yaşamın kalitesiyle olan ince ilişkisinin farkına varamamaları. Biz bu sesleri harekete geçirecek köprüyü bulmaya çalışmakla ilgileniyoruz. Katılımcılıları bu sürece dahil etmek için bir tasarım kitine ve araca ihtiyaç vardı. Bu yüzden Imaginable Guidelines’ı bir araç olarak tanımlıyorum. Bu aracın güç kazanması için düzenlemelere, terminolojiye, sivil toplum kuruluşlarına ve fikir birliğine ihtiyaç var. Kiminle çalışmak gerekir? Sokak ve altyapı mühendisleriyle mi konuşmamız gerekiyor? Amacımız bu kırılgan hareketlerin sesini güçlendirmek. 

İsveç Enstitüsüve İsveç Başkonsolosluğİstanbul işbirliği ile gerçekleştirilen Equal Spaces projesi kapsamında, geçtiğimiz Kasım ayında Stockholmde Equator Architects ile birlikte düzenlediğiniz Future Streetscape” isimli atölyenize katıldık. Stockholmde sokak kotundaki bir özel mülkte, kamusal kullanma açık bir mekan yaratmak sizin ve Equator Architects için önemliydi. Bu sayede kamu ve özel sektör arasındaki sınırlar aşılıyor, insanlar şehir hayatına katılmaya ve zeminde gerçekleşen sosyal faaliyetleri geliştirmeye teşvik ediliyordu. Bu atölyenin en ilginç çıktıları neler? Bunlar İstanbuldaki kentsel yaşama aktarılabilir mi?

Equator’un bu tür yaşam alanlarını kamusal iç mekanlar olarak yeniden düşünme konusundaki netliği bizim için oldukça motive ediciydi. Stockholm’un kentsel tasarımı oldukça iyi çözümlenmiş. Yine de merkezde kamusal alan eksikliği bulunuyor. Mevcut zemin seviyesi klasik olarak alışveriş, yemek, servis hizmeti veren mekanlarla işlevlendirilmiş. Yakın geçmişte giriş kat dükkanları özelleşmiş ve bunun yerine alışveriş merkezleri ortaya çıkmış. Ancak bugün, tüketici ekonomimizde mal satın almak ve kira ödemek gerekmiyor. Aynı işlevleri nasıl yeniden düşünebiliriz? İronik olarak, ihtiyaçlarımız değişmedi ancak ekonominin modeli değişti. Bu; tecrübe etmek için harika bir yoldu. Yeni sosyal şehir neye benziyor? Oyunun ilginç sonuçları var çünkü takımlara herhangi bir tema vermedik. Takım içi konuşmalardan bir temaya vardılar. INTERIOR NATURE ve FOODHOLM ses getiren iki ana tema oldu. Bu ikisi benim için olağanüstü heyecan vericiydi çünkü samimiydi ve kamusal iç mekanların beklentilerini hayal ediyordu. Diğer yandan ekiplerin farklı alanlarda profesyonellikleri olduğu için bu fikirlerin hayalden öte sağlam bir altyapısı da vardı. 

©Alexis Şanal

Komünite odaklı şehirler’ teması etrafında İstanbul ve Stockholmdeki deneyimlerinizi paylaşır mısınız?

Komünite odaklı şehirler, ortak geleceğimiz. Stockholm gibi şehirlerin farklı komüniteleri topluma entegre eden araçlar konusunda bazı açıdan yeterli olamadıklarını gözlemleyebiliyoruz. Bu nedenle tasarım araçlarının, şehir tasarım aşamasının ilginç bir boyutu olduğunu düşünüyoruz. Oyun hakkıyla ilgilenen köklü STK’lar var. Ayrıca Stockholm’ün yeni sosyal ekonomisinin ve kamusal yaşamın beklentisinin nasıl şekillendiğiyle meşgul mülk sahipleri var. Stockholm istikrarlı ekonomisi ve tasarım aktörleriyle böylesine yeni ve eğlenceli bir tasarım aracını kolayca benimseyebilir. İstanbul bağlamında, şehir tasarım uygulamalarına özgü kategoriler oluşturmak için dört tasarım aktivisti ve sivil toplum kuruluşlarıyla çalışıyoruz.“Sokak Bizim” adında muhteşem bir grup var. Bu yüzden onlarla “RECLAIM STREETS” kategorisini yazmak istedik, onlar da içeriğin kitlesel kaynağına öncülük edeceklerdi. Onları nasıl daha güçlü hale getirebilir ve seslerini duyurabiliriz? İstikrarsız ekonomisi ve sürekli değişen tasarım aktörleriyle İstanbul, kamusal alan için ilerici eylemlerine başlayabilmesi için bir altyapıya ihtiyaç duyuyor. Komünite odaklı şehirler için kritik olan bu ses, yerelin yanında küresel bir şekilde duyulabilir. İki kentin de tasarımcıları ve tasarım aktivistleri kentsel tasarım konusunda açık olmayı ve bir açık kaynak oluşturmayı oldukça faydalı buluyor. 

©Alexis Şanal

Bu metodoloji mekan tasarımının geleceği için yeni bir tartışma başlatıyor. Bu potansiyeli nasıl görüyorsunuz? Çünkü farklı durumlara adapte olabilen bir model geliştirdiniz. Sokak bizim” ile yaptığınız Beşiktaş Arama kurtarma projesi bunlardan biri. Bu durum belki mülteciler için de uyarlanabilir. Bu, mekan tasarlamanın geleceği için yeni tartışmalar açma açısından potansiyele sahip. Bu potansiyeli Z kuşağının gözünden nasıl görüyorsunuz?

Benim için çok değerli olan birkaç şey var. Birincisi, bu kuşak küresel ölçekte kendi kaderini tayin etme duygusu olan ilk nesil. Bu nesil şehirlerde yaşayacak ve kentsel tasarıma şekil vermelerini sağlayacak araçlara ihtiyaç duyacak. Öncelikle bu yeni ve bilgili vatandaşlar için lineer olmayan açık araçlar sağlamalıyız. İkincisi, atölyede de tecrübe ettiğimiz gibi kentsel tasarımın genel geçer diyagramlara indirgenemeyeceğini görüyoruz. Yeni nesil, faydalı ve kaliteli bir içeriğe ihtiyaç duyuyor. Zaman geçtikçe şehirlerimiz küresel modaya uyum sağlayıp aynı gözükmeye başlıyor. Yeni jenerasyonun güçlü bir kalite anlayışı var ve özgünlüğe ihtiyaç duyuyorlar. Bu ilginç bir meydan okuma. Bu kuşağın eğlenceli öğrenmeye kucak açtığını görüyorum. Robert Kolej’de yaptığımız atölye çalışmasında öğrenciler kartları kolayca düzenleyip takas ettiler ve yönlendirmeye hiç ihtiyaç duymadılar. Sezgisel olarak nasıl oynayacaklarını ve yapmaları gereken ilk adımı biliyorlardı. Kolektif düşünme ve bilgiyi paylaşma anlayışları geçmiş nesillere göre çok daha gelişmişti. 

©Alexis Şanal

Bu aynı zamanda yeni neslin birlikte üretmeye ve işbirliği yapmaya ne kadar hevesli olduğunu gösteriyor.

Jenerasyonlar arasındaki bu ilginç boşluğu görüyorsunuz. Benim kuşağım müzakereleri bir başkasını durdurmak olarak görüyor. Bu oyunlar, kuşaksal olabilen bu yanılgıları kırabilir. Oyun tartışmalarının kuralı kendi rehberliğinizi savunmaya devam ederken, aynı zamanda diğerinin başarısını besleyici yöntemler bulmaktır. Buna “keşke ben” bölümü diyoruz. Genç nesile bu bölümü açıklama ihtiyacı hissetmiyoruz. Kolektif olarak yaratıcı çözümler buluyorlar ve buna göre bir rehber hazırlıyorlar. 

Fikir paylaşmanın ve tartışmanın farklı yolları var. Belki bizim jenerasyonumuz kendi fikirlerini öne sürmek için başkasınınkini durduruyor fakat bunun yerine bu fikre kendinden bir şeyler ekleyip geliştirmek daha yapıcı olabilir. Cömert olmaya ihtiyacımız var. 

Ayrıca oyuncular bir şeyi neden durdurmak ya da gerçekleştirmek istediklerini paylaşmak zorundalar. Belki cömert olmak doğamızda var. Yaratıcı karşıt görüşler kentsel tasarımda endişelerin farkına varılmasını sağlıyor. Bu çerçeveden baktığımızda ilginç yollar bulabiliyoruz.

©Alexis Şanal

Aynı değerleri veya geçmişi paylaşmasak da insanların fikirlerini nasıl paylaşabileceğini ve birlikte nasıl düşünebileceğini keşfetmek için güzel bir araç. Bu empatiyi doğuruyor.

Swedish Institute, Equator Architects, In-Between, Imaginable Guidelines, Piknik ve Atölye’yle birlikte gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde empati, yaratıcılık ve kentsel tasarımda ne kadar motive ve üretken olabildiğimizi deneyimledik. Yaratıcı şehirlerde artık profesyonel olmak zorunda olan keskin sınırlar yok, kolektif tasarım ve bilgi paylaşımı merkeze oturuyor. Belki de hala yeni kentsel tasarım paradigmasındaki araçları denediğimiz süreçte olduğumuz için, bu sınırlardan tamamen kurtulamadık. Amacımız “INTERIOR NATURE” ve “FOODHOLM”un gerçekleştirilebilmesi ve bunlara gerçekten dokunabilmek için somut sonuçlar üretebilecek bir yol yaratmak. 

©Alexis Şanal

*

IN-BETWEEN Tasarım Platformu

Bilgen Coşkun ve Dilek Öztürk, Fotoğraf: www.atlasharran.com


İlişkili Haberler
Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları