Pierre Hardy'den Ayakkabı Severlere New York'tan Armağan

E. Seda KAYIM / 28 Aralık 2010


Şaşırtıcı, eksantrik ve çığır açıcı Fransız ayakkabı tasarımcısı Pierre Hardy, ABD'deki ilk mağazasını New York'ta açtı. İç mekan tasarımı "kutu içinde kutu" konsepti ile gerçekleştirilen 130 metrekarelik bu mağazayı mimarlık ilgilisi için dikkat çekici kılan ise, mekanın kendisinden çok "Skyline" isimli bir ayakkabı… Hardy'nin Amerika kıtasına taşınması şerefine görücüye çıkan tasarım, ilhamını –isminin de ipuçlarını verdiği şekilde- New York silüetinden alıyor.

West Village'da konumlanan bir nakliye deposundan lüks tüketim mağazasına dönüştürülen mekan, son dönemde özellikle de Balenciaga markası için ortaya koyduğu tasarımlarla işinin sanatla uğraşmak olduğunu kanıtlayan Hardy'nin üretimlerini tüm gösterişliliği ile vurguluyor. "MR Architecture + Decor" isimli bir tasarım ofisi tarafından planlanan ve West Village Jane Street adresinde konumlanan mağaza, yapının özgün klasik cephesi ile karşıladığı ziyaretçiyi, brutal derecede modernist bir mekanda ağırlıyor.


Tadımlık: Pierre Hardy'nin Balenciaga 2010 Sonbahar/Kış sezonu için hazırladığı ayakkabı koleksiyonu.

Hardy, Vogue'un internet adresi olan style.com'a verdiği röportajda –kendi elinin de değdiği anlaşılan- Paris ve New York adreslerinin yapısal ve mekansal niteliklerinden söz ediyor. Öte yandan neden West Village'a göz koyduğundan, "mahalle"nin kızlarından ve New York silüetini ışıltılı bir ayakkabı olarak yorumladığı yeni tasarımından söz ediyor.

Bu mağaza, Birleşik Devletler'deki ilk mekanınız olacak. Paris'te konumlanan mağazalarınızdan farklı mı?

Bir anlamda devamı, diğer yandan da tezadı… Çünkü Paris, biliyorsunuz, tarihi anıtları olan eski bir kent ve orada dokunmamak, olduğu gibi bırakmak ve bu gereklilik ile hesaplaşmak zorundasınız. Mümkün olduğu kadar modernleştirebiliyorsunuz ama mekanın müdahale edemeyeceğiniz noktaları oluyor. Burada ise tam tersi! Mekan "hiçbir şey"di, kabaca bir garajdı. Ve mağazayı neredeyse başından sonuna yeniden inşa etmemiz gerekti. Mesele ise onu değerli, sofistike ve yeni bir şeye dönüştürmekti. Yapının kaba duvarları içine cam bir kutu kondurmak istedim ve hedefim, iki farklı mekansal duygu yaratmaktı. Zaten özgün duvarları, benim için son derece "New York"tu. Onu korumak ve ona belli bir modernlik, bir kıymet, paha duygusu getirmek ise asıl sınavdı.



Kalbiniz bu mahallede mi kalmıştı?

Uzunca bir süre "Manhattan'ın kuzeyi mi, güneyi mi? Kuzeyi mi? güneyi mi?" tereddüdünü yaşadım. Bir yerde ideal mağaza mekanı bulunca da ne yapacağımı şaşırıyordum. Tabi ki her iki tarafta birden olma şansım yoktu. Ama sonuç olarak koleksiyonun ruh hali de, ayakkabılarımı seven kızlar da daha ziyade burada…

O kızlara gelirsek… Stillerini, Parizyen hemcinsleri ile karşılaştırılabilir görüyor musunuz?

Açıkçası Fransız kadınlarının neden en zarif ve en şık kadınlar olarak varsayıldıklarını hep merak etmişimdir. Bazen öyleler, ama pek sık da değil! (gülüyor) New York'taki kadınlar gündelik yaşamları için daha az giyinip kuşanıyorlar. Ama yaptıklarında da doğrusunu yapıyorlar. Buna bayılıyorum!



Açılışta "debut"sünü yapacağınız "Skyline" (ufuk çizgisi) isimli ayakkabınızdan söz edebilir misiniz?

New York hakkında… Ona Paris/New York ismini vermeyi düşünmüştüm, ama açıkçası Paris'ten çok New York hakkında… Her şey –ki bu sezonun hikayesi- bir topuk ile başladı. Bar gibi, mümkün olduğunca yalın ve çok geometrik… Ondan bir "mücevher ayakkabı" yaratmak istedim ama tüm cevherler bir arada çok fazlaydı. Ben de "Düz gidelim" dedim, illüzyon yaratan bir kolaj yapmalıyım" diye düşündüm. Sonunda ortaya çıkan ise bana şehir silüetini hatırlattı; kuleleri, New York'un cam cephesini…



Ayakkabı Estetiğinden Mimarlık Detaylarına…

Pierre Hardy New York mağazasının tasarımsal niteliklerinin, Hardy'nin tasarım çizgisine belli bir paralellik gösterdiği söylenebilir. Endüstriyel olma düsturunda tasarımcının öznel üretimleri ile örtüşen mekan, Hardy ayakkabılarının "kitsch şıklığından" ise pek nasibini almıyor. Parlak renkler, alışılmadık desenler ve geometriler ile oynamayı seven Hardy'nin ürünleri, ağır endüstriyel bu mekanda gerçek birer sanat eseri etkisi yaratıyor.



Mekan, üç ana bölüme ayrılıyor. Ziyaretçinin mekan deneyimi, mağaza önünde yer alan ve ahşap kalıplara dökülerek doku kazandırılmış betonarme bir döşemeden meydana gelen verandadan başlıyor. İçeride, oturma işlevini üstlenen devasa I profiller, bir yandan da mekanı ayıran elemanlar olarak kullanılıyorlar ve yönlendirici nitelik taşıyorlar. Çünkü bu profiller, üstlerinde Hardy'nin koleksiyonlarının sergilendiği, yani hem dekoratif hem de işlevsel beton küplere bir anlamda işaret ediyorlar. İç mekanın bir kenarı ise, New York'un en "işinin piri" alışveriş canavarını bile şaşırtıcı bir detay ile süsleniyor; deri ile kaplı bir özel yapım döşeme bu köşeyi sınırlandırılıyor. Üstelik bu köşe, aynalı yüzeyler ile kesişiyor ve müşterilere, mahremiyet hissi veren bir dinlenme mekanı haline geliyor.



Mağazanın tuğla duvarlarında uygulanan kaba işçilikli sıvalı yüzey, kullanılan pürüzsüz, koyu renk aynalar ile bir yandan neredeyse kusursuz şekilde bir şekilde birleşiyor, diğer yandan da bu eski ve yeni yüzeyleri sert bir biçimde ayırıyor. Böylelikle Pierre Hardy'nin tezatlardan ilhamını alan tasarımsal estetiği de, farklı bir uygulama dili ile mekansal anlamda hayata geçmiş oluyor.
İlişkili Haberler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin