Müziksiz Mekanlar'dan Akustik Karşı-Ütopya

mimarizm.com / 27 Ekim 2014

Y. Mimar ve Akustik Danışman Onurcan Çakır'ın inisiyatifiyle kurulan Müziksiz Mekanlar oluşumu, işletmelerin sokaklara yerleştirdiği ve fon müziği yayını yaptığı hoparlörler için karşı-ütopya niteliğinde bir çözüm önerisi sunuyor. Mini kurtuluş önerisi olarak geliştirilen sokak ses bariyerleri, müziksiz koridor alanları ile empoze edilen tınılardan rahatsız olanların yardımına koşuyor.



* * *


İŞİTSEL ‘EMPOZE'NİN ÖLÇEK ÜZERİNDEN İFADESİ
[bir akustik karşı-ütopya / ve mini kurtuluş önerisi olarak sokak ses bariyerleri]

İlkel ve hatta bazı gelişmiş olduğu iddia edilen toplumlarda çoğunluk olan gruplar, görüşlerini daha az sayıda olan topluluklara baskı ile kabul ettirmeye çalışırlar. Güçlü ve kalabalık olanın baskın olması ve doğal seleksiyon her ne kadar ilkel bir süreçte geçerli yöntemler olsa da insanlık, azınlıkların da yaşayabilmesi, güçsüz olanların da hayatta kalabilmesi için bir kendini koruma sistemi oluşturmuş durumdadır. Ancak bu sistem henüz yeterince kabul görüp işleyemediğinden, mahalle baskıları ve dayatmalar, günlük sosyal hayatlarımızın bazen farkında olmasak da birer parçası haline gelmişlerdir.

Bazen bu dayatmalar, sayıca çok olanların az olanlara yaptığı bir baskı olmaktan öteye gider. Dayatmalar, yalnızca alışkanlıklar sebebiyle, herkes tarafından diğer herkese yapılır karşılıklı olarak. Söz konusu dayatmalar ‘fiziksel' nitelik taşımaya başladığında iş aslında çoktan ciddi hale gelmiş demektir. Yalnız, fiziksel olarak algılanan olguların görsellik taşıması gerektiğine dair bir yanlış inanış süregelmektedir. Beş duyunun en kanıt niteliği taşıyanı, en önemseneni, televizyon, internet ve gazete gibi birçok medyada da birebir karşılığı olduğundan olsa gerek, görmedir. Oysa işitsel empozeler, günlük hayatta daha sık karşımıza çıkar ve baskılar ile kabul ettirilir.

Çevresel gürültü, bazı koşullarda gelişmemiş modern şehirlerin zorunlu bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Örneğin trafik gürültüsü, elektrik ile çalışan sessiz tramvay ve metro altyapısı bulunmayan, ağırlıklı olarak motorlu bireysel araçlar ile ulaşımın sağlandığı şehirlerde ciddi bir problem teşkil eder. Ama zorunluluktan kaynaklanan bu gürültü, yeterli altyapı sağlanmadıkça, bireysel olarak çözülebilecek bir sorun değildir. Bu yüzden ülkelerin politik planlamalarının içine dahil edilerek başa çıkılmalıdır.

Akustik açıdan şehirlerde her an her yerde bize empoze edilen asıl akustik olgu, müziktir. Evet, herkesin sevdiği ve güzel olduğuna kesin gözüyle bakılan müzik. Adorno ve Horkheimar, kültür endüstrisinin, insan bilincini geliştirmekten aciz olan ve bu sebeple kapitalist sistemin egemenliğini destekleyen yapay kültürel dokular oluşturduğunu söyler. Fon müziği de tam olarak bu tanıma karşılık gelen dokulardan biridir. Herkes kendi sevdiği türde müzikleri dinlerken zevk aldığı gibi, hoşlanmadığı türde fon müziklerine maruz kaldığında rahatsız olmaktadır. Bu yalnızca psikolojik bir rahatsız olmanın ötesinde, ses dalgalarının kulak zarına çarpması üzerinden ciddi bir fiziksel müdahaledir. Bu durum kamusal alanlarda normal olarak empoze edilerek, fon müziğine maruz kalmak istemeyenler baskı altına alınır ve sürekli müziğe maruz bırakılırsa, onların da fiziksel olarak bu rahatsızlığa karşı kendi önlemlerini almaları ve kamusal alanlara müziksiz hacimler inşaa etmeleri kaçınılmazdır.

İnsanların istedikleri türlerde müzikleri dinlemekte geniş bir serbestlikleri bulunmaktadır, ki bu onların en doğal haklarıdır. Kendi kişisel alanlarında, evlerinde, odalarında, aynı zevki paylaştıkları insanlarla aynı hacimlerde, sokakta kişisel taşınabilir müzikçalarlarının kulaklıkları ile veya bireysel araçlarında her an sevdikleri müzikleri dinleyebilir ve seçme şansına sahip olabilirler. Ancak kamuya açık alanlarda veya kafe – restoran – mağaza benzeri tüm işletmelerdeki fon müzikleri, o alanı kullanan tüm bireyler için bir dayatma niteliğindedir.

Fon müziğinden hoşlanan kişiler her zaman olabileceği gibi, rahatsız olanlar da çıkacaktır. Özgürlüğün tanımına göre bireylerin özgürlük alanları, başka bir bireyi rahatsız etmeyecek sınırlarla çevrili olmalıdır. Ses ile ilgili rahatsızlıklar, gözle görülmediğinden genellikle gözardı edilme eğilimindedirler. Ancak her nasıl sigara içenlerin sigaradan çok zevk almalarına rağmen, rahatsız olan insanlardan dolayı kapalı mekanlarda sigara içmelerinin önüne geçilmişse, fon müziğinden rahatsız olan insanlar için de müzikli ve müziksiz mekan alternatifleri sunulmalıdır. Bununla beraber, sigara içmek isteyecek bireyler bir araya gelerek, başka insanlara rahatsızlık vermeyecek şekilde topluca kapalı ortamlarda sigara içme özgürlüğüne de sahip olmalıdırlar. Tıpkı iyi ses izolasyonu yapılmış mekanlarda müzikli eğlencelerin yapılabiliyor olması gerektiği gibi. Günümüzde bu tür eğlenceler, ‘gelişmekte olan ülkelerde' herhangi bir ses izolasyonu olmasa da yapılabiliyor.

Ses fenomeni hakkında sıklıkla yanlış bilinen bir konu, köpük veya kumaş benzeri yumuşak malzemelerle yüzeyler kaplandığında, ses geçişinin sağlıklı biçimde engellenebileceğinin zannedilmesidir. Bu inanışın aksine, bir ortamdan diğer bir ortama ses geçişi azaltılmak isteniyorsa, mümkün olduğunca metrekareye düşen yoğunluğu yüksek, ağır malzemeler seçilmelidir. Bu önemli ön şart yerine getirildikten sonra, yoğunluğu yüksek olan katmanlaşmalar arasında yine taşyünü benzeri malzemeler ile ses geçişinin azaltılmasına katkıda bulunulabilir. Kumaş ve taşyünü benzeri yutucu malzemelerin mekanların yüzeylerinde kullanılmasının temel amacı, duvarlardan ses geçişini engellemek değil, mekanın kendi içindeki çınlama süresini azaltmaktır.

Bir hacimden bir diğer hacime ses geçişini engellemede en önemli kriterler, duvarın malzemesinin ağırlığı, birden fazla katmana sahip olması ve duvarın boyutudur. Geçmesi istenmeyen sesin frekans dağılımına göre, oluşturulacak bariyerin boyutlarının hesaplanması da önem kazanır. İşte bu noktada ses; gözle görülür, mimari, ölçek ile algılanabilir bir karşılık kazanır. Düşük frekanslı (yani daha kalın, bas) seslerin dalga boyları uzundur. Bu yüzden ancak büyük bariyerler ile kırılabilir ve geçişleri kısa dalga boylu tiz seslere göre daha zor engellenebilir. Genelde istenmeyen seslerin genelgeçer bir frekans aralığı yoktur, örneğin müzik içerisinde her tür frekansı barındırır, bu yüzden istenmeyen müziğe karşı alınabilecek tek önlem, hem düşük hem yüksek frekanslı sesleri azaltabilmek için, uzun ve yüksek bariyerler inşa etmektir. Tıkaç takan bireylerin sesleri duymayacağı inanışı ciddi bir yanılgıdır. Mevcut teknolojiler dahilinde hiçbir kulak tıkacı sesleri kesmeye yaramamakta, yalnızca bir miktar azaltabilmektedir. (İsterseniz hemen eczaneden bir tıkaç alarak doğruluğunu kendiniz test edebilirsiniz.)



İnsan kulağı, 20 Hz ile 20.000 Hz arası sesleri duyabilmektedir. Bunun fiziksel olarak karşılığı, bu frekansların dalga boyları ile anlaşılabilir. Frekanslar ve dalga boylarının uzunlukları ile ilgili tablo incelendiğinde, düşük frekanslı seslerin dalga boylarının ciddi uzunluklara sahip olduğu ve bunların engellenmeleri için büyük bariyerlere ihtiyaç olduğu görülebilir. Örneğin bir ses kaynağından çıkan 63 Hz'i engellemek için bariyerin 5.5 metre olması gerekmektedir.

Fon müziği dayatmalarının önüne geçmek üzere önerilen bu karşı-ütopya projesi ile, insanlara empoze edilen fon müziğinin aslında fiziksel bir dayatma niteliği taşıdığı ve sesin engellenmesinin, sanılanın ötesinde ciddi inşaat faaliyetleri gerektirdiği anlatılmıştır. Eğer çoğunlukta olan kafe – restoran – mağaza işletmecisi bir grubunun, tamamen kişisel zevkleri doğrultusunda hoparlörler ile sokaktan geçen herkese istediği türde müzikler dinletmesinin önüne geçilmez ise, sokaktan geçen ve o anda o müzikleri dinlemek istemeyen kitlenin, bu fiziksel dayatmanın önüne geçmek için kendini korumak üzere sokağa inşaat yapması en doğal hakkıdır. Bu inşaatın tek kriteri, sesi kesmek üzere doğru duvar boyutlandırmasıdır. Yoğun malzemelerden yapılacak katmanlı her tür duvar, bu akustik karşı-ütopyanın potansiyel ürünüdür. Yaklaşık 30 cm boyundaki bir ses kaynağı olan hoparlörler tarafından dayatılan fon müziklerine karşı tek çözüm, sokaklarda oluşturulacak 5-10 metrelik duvarlardır. Ortaya çıkacak ürün, bir kişisel savunmadır ve bireylere hakları olan özgürlük alanlarını sağlayacaktır. Hoparlörlerin kapatılması haricinde, mümkün olan en küçük boyutlu korunma yolu budur.
 
Hoşlanmadığınız müzikleri dinlemek zorunda kalmadığınız ve sevdiğiniz müzikleri dinleyebildiğiniz günler dileriz!



Büyük görsel için tıklayınız .


Müziksiz Mekanlar hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.


İlişkili Haberler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin