Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

Mimarlardan Dünya Çevre Günü Mesajları

mimarizm.com / 05 Haziran 2014

Sürdürülebilir projelere imza atan tasarım pratikleri Has Mimarlık ve Avcı Architects, "5 Haziran Çevre Günü" vesilesiyle yeşil binaların önemine bir kez daha dikkat çekti.

Uygarlığın gelişmesi, endüstrileşme, göçler ve nüfus artışı çevre sorunlarını da beraberinde getirdi. doğal çevrenin korunması amacıyla, 1972 yılında İsveç'in Stockholm kentinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı'nda, 5 Haziran tarihinin "Dünya Çevre Günü" olması kararlaştırıldı. Her yıl Birleşmiş Milletler'e üye ülkelerde 5 Haziran, Dünya Çevre Günü olarak kutlanıyor.


Kısa Vadede "Yeşil" Dönüşüm


Bu özel günde sürdürülebilir projelerin önemine dikkat çeken Has Mimarlık Kurucu Ortağı Ayşe Hasol Erktin, yeşil binaların doğal çevrenin korunması için önemli bir fırsat olduğuna işaret etti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na göre, ülkemizde toplam 14 ila 15 milyon konutun  % 45'inin sağlıksız olduğunun belirtildiğini söyleyen Erktin, "Bu, 7 milyon konutun yenilenmesi gerektiği anlamına geliyor. 400 milyar dolarlık, 10-15 yıllık bir projeden söz ediliyor. Çok iddialı, hatta mevcut bütçe verileriyle olanaksız görünse dahi, bu hedefe belli bir oranda yaklaşılacağı anlaşılıyor. Yeşil binalarda % 30-40 enerji tasarrufu mümkün olabiliyor. Kentsel dönüşümün, bu anlamda yıllık 3-4 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

Erktin, Türkiye'de enerji ithalatının cari açığının önemli bir bölümüne neden olduğu düşünüldüğünde, enerji tasarrufunun ülke ekonomisine katkısının ne denli önemli olduğunu da vurguladı.



Has Mimarlık'ın yeşil bina projelerinden "Anadolu Sağlık Merkezi"


Kentsel dönüşümü "yeşil" dönüşüm olarak düşündüğümüzde, büyük bir fırsat yakalayacağımızı söyleyen Erktin, "Yeşil dönüşüm, hem insan odaklı kentlerin, hem de enerji tasarrufu yoluyla ekonomik refahın önünü açacak. Depremden etkilenmiş alanlar ya da gecekondu bölgelerinde mutlaka gereken kentsel dönüşüme ülke olarak önemli bir yatırım yapacağız. Bu yatırımın 'yeşil' önlemler dikkate alınarak yapılması için ilave bir bedel gerekmeyecek. Yalnızca sürdürülebilirlik ilkeleriyle, bilinçli mimarlıkla, kentsel dönüşüm, yeşil dönüşümle taçlanabilir" şeklinde konuştu.

Mimar Ayşe Hasol Erktin'in kentsel dönüşümün "insan odaklı" olabilmesi için görüşleri özetle şöyle:

"Yaşanabilir olabilmesi için, kentlerimizi, "insan" ölçeğinde planlamalıyız. Yerleşim birimleri, yayalara göre planlanmalı. Şimdiye dek otomobil ulaşım ağları kent planlarımızda hep öncelikli oldu. Yolların arasında kalan adalar, parsellendi ve binalarla dolduruldu. Oysa yayaların ulaşım ağlarına öncelik verilmeliydi. Çocukların, yaşlıların, engellilerin yaşam alanları düzenlenmeliydi. Mahalle düzeyinde, Boğaziçi köylerinde gördüğümüz düzen, Türk mahalle yaşamının en güzel örneklerindendir. Örneğin, Arnavutköy'de, Kuzguncuk'ta gördüğümüz köy meydanı, kahveler, mahalle çarşısı, cami, okullar yayaların etrafında şekillenir. Bu mahallelerde otomobilin varlığını hissetmezsiniz. Günümüzde de kentsel dönüşüme ‘insan' odaklı yaklaşmak gerekiyor."


"Küresel ısınmayla mücadele, kitlesel sürdürülebilirlik bilinciyle mümkün"

Sürdürülebilirliği ana eksen olarak ele aldığı mimari projeleriyle tanınan Avcı Architects'in kurucusu ve ÇEDBİK Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mimar Selçuk Avcı ise, Dünya Çevre Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, küresel ısınmayla mücadelede mimarların, mühendislerin, şehir plancıların ve devlet yetkililerinin sorumluluklarına dikkat çekti.

Çalışmalarını Londra, İstanbul ve Ljubljana'daki stüdyolarında sürdüren Selçuk Avcı, Dünya Meteoroloji Ajansı'nın verilerine göre, atmosferdeki karbondioksit oranının endişe verici bir eşiği geçtiği ve insanlık tarihinde kaydedilen en yüksek seviyeye ulaştığı günümüzde, binaların ve yerleşimlerin karbon salımının %40'ından sorumlu olduğunu dile getirerek, küresel ısınmayla mücadelede mimarlara, mühendislere, şehir plancılarına ve yönetmelikleri belirleyen devlet yetkililerine büyük sorumluluk düştüğünü vurguladı.


Avcı Architects'in LEED Platinum Sertifikalı "Türkiye Müteahhitler Birliği Binası", Building Magazine tarafından 2014'ün En İyi Uluslararası Projesi seçilmişti.



"Gayrimenkul yatırımlarında gelecek senaryolarını da hesaba katılmalıyız"

Bina ve yerleşimlerin çevreye olan etkilerinin salgıladıkları CO2 gazıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda su tüketiminin yaklaşık %12'sinden, atıkların %65'inden ve elektrik tüketiminin %71'inden sorumlu olduğunu dile getiren Selçuk Avcı, Türkiye'de güncel yapı stoğunun önemli kısmını oluşturan gayrimenkul yatırımlarının, günümüz şartlarıyla sınırlı kalmadan, gelecekteki senaryoları hesaba katıp, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını düşünerek yapılması gerektiğinin altını çizdi:

"Yapılarda sürdürülebilirlik 3 ana eksende değerlendirilmeli: Etik, ekolojik ve ekonomik. Sürdürülebilir bir ürünün ortaya çıkması ilk andan itibaren bu üç faktörün sürece dahil edilmesine bağlı. Ekolojik eksenin ne olduğu ve bunu yönlendiren etkenlerin neler olduğu artık yaygın olarak biliniyor. Sürdürülebilirliğin ekonomik boyutunu hayal etmek de zor değil: bir yapıya biçilen ekonomik değer günün şartları ile sınırlı kalmadan gelecek senaryolarını da hesaba katar ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da düşünerek yapılırsa sürdürülebilir olur. Dolayısı ile gayrimenkul yatırımlarının uzun soluklu yatırımlar olduğunu iyi anlamak gerekir."
 
"Sürdürülebilirliğin ekonomik boyutunda tarihi yapılar örnek alınmalı"

Selçuk Avcı bu noktada İstanbul'da işlevini yitirmeden yaşamını sürdüren tarihi yapılardan önemli dersler çıkarılması gerektiğini şu sözlerle ifade etti: 

"Örneğin, günümüzde işlevlerini yitirmemiş pek çok tarihi yapı mevcut. Tarihi yapılar hayatları boyunca tadilatlardan geçerek bugüne kadar kullanılıyor ve muhtemelen daha yıllarca kullanılma potansiyeli taşıyorlar. Bu demektir ki, o zamanın yatırımcıları, mimarları ve inşaatçıları büyük ihtimalle dönemin daha uzun vadeli kalite anlayışına uygun olarak yaptıkları bu yapılar bugünün koşullarına da ayak uyduruyor. Bu kararların en önemlileri yapıların bir yandan estetiği, öte yandan da esneklikleri ile ilgili. Dolayısıyla sürdürülebilirliğin ekonomik boyutundan bahsederken sadece harcanan paranın miktarından bahsetmemek gerekiyor. "

"Yapılarda sürdürülebilirlik sadece bir trend değil, kaçınılmaz bir sonuç"

Sürdürülebilirliğin etik boyutunun ise bir yapının kent yaşamına, sahiplerine ve kullanıcılarına yaşam döngüsü boyunca sağlayacağı sosyolojik ve psikolojik etkenler olduğunu dile getiren Selçuk Avcı, sürdürülebilirliğin birçok kişi tarafından güncel ve geçici bir moda ya da trend olarak algılanmasını ise tehlikeli buluyor: 

"Sürdürülebilirliği geçici bir trend olarak algılayan mimar ve mühendisler olduğunu biliyoruz. Bu algı ne yazık ki işverenleri de yanlış yönlendiriyor. Sürdürülebilir düşünce tarzı tabii ki bir trend değil, kaçınılmaz bir sonuç. Bununla bu gün başa çıkamazsak yarın, artık çok geç olsa bile, mecburen başa çıkmamız gerekecek. Bu kitlesel eğitimimiz ve anlayışımızla ilgili bir şey."


İlişkili Haberler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları