Mimarlar Odası: "Sağlıklı ve Nitelikli Çevrede Yaşama Hakkı Mücadelemizi Sürdüreceğiz"

mimarizm.com / 05 Haziran 2012

TMMOB Mimarlar Odası 43. Dönem Merkez Yönetim Kurulu tarafından, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla kaleme alınan "'Sağlıklı ve Nitelikli Çevrede Yaşama Hakkı' Mücadelesini Sürdürmekte Kararlıyız" başlıklı basın açıklamasında; mevcut iktidarın, bir bütün olarak çevreyi "rant" aracı olarak gördüğüne dikkat çekilerek; sanayi, tarım, kent, ulaşım, enerji, madenler, doğal kaynaklar, ormanlar, hazine arazileri, kıyılar, dereler, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kirleterek, çevrenin yok edilmesi yönünde yoğun çaba gösterdiği vurgulandı.

Açıklamada, ayrıca şu ifadelere yer verildi:

"5 Haziran 1972'de Stockholm'de yayımlanan Dünya Çevre Deklarasyonu 'nda "İnsanın, hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır." çağrısı üzerinden tam 40 yıl geçti. Buna paralel olarak, dünyada çevre sorunlarına karşı önlem alınması yönünde pek çok karar alındı.
 
Türkiye, Dünya Çevre Deklarasyonu sonrasında pek çok uluslararası sözleşmeye imza atmış ve taahhütte bulunmuştur. Ancak, dünyada gündeme gelen çevre politikalarından ülkemiz yönetimleri uygulamalarda etkilememektedir. Kimi yapısal ve ciddi tedbirler alınması gerekirken, sorunlar daha büyük boyutlarla bugünlere ve yarınlara taşınmaktadır.
 
Bugün varolan iktidar, bir bütün olarak çevreyi 'rant' aracı olarak görmekte ve sanayi, tarım, kent, ulaşım, enerji, madenler, doğal kaynaklar, ormanlar, hazine arazileri, kıyılar, dereler, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kirleterek, çevrenin yok edilmesi yönünde yoğun çaba göstermektedir. Bunu gerçekleştirmek için hukuk, şehircilik ilkeleri ve bilim hiçe sayılmaktadır. Nitekim gündemde olan yeni 'Anayasa paketi', esas itibarı ile çevre yağmasının önündeki "kalan" hukuki engelleri kaldırmayı hedeflediği açıktır.
 
2B Yasası ile birlikte, 'orman vasfını kaybettiği' gerekçesiyle parsel olarak tescil edilen bu alanlar, mevcut iktidar tarafından dönüşüm alanı ilan edilerek, TOKİ eliyle daha yoğun bir yapılaşmaya açılması için uygulamalar başlatılmıştır.
 
Toplumda 'Kentsel Dönüşüm Yasası' olarak da bilinen Âfet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile 'afet riski bulunan' (!) alanlarda ve yapılarda, 'TOKİ'ye ve TOKİ ortaklarına yeni emlak rantı alanları kazandırmak ve pazarlamak' niyetinin 'engelsiz' olarak yaşama geçebilmesi için de ülkemizde yılların deneyim ve birikimleriyle oluşmuş tüm imar, çevre ve kültür yasaları 'uygulanamaz' ibaresiyle etkisiz hale getirilmektedir.
 
Ulaşıma çözüm olmayan, sadece 'rant' ve çevre yağması niteliğindeki 3. köprü projesi ile birlikte, 15 milyonu aşkın nüfusun yaşadığı İstanbul'un bir felakete sürükleneceği, hükümetin talimatıyla hazırlanan bilimsel raporlarla net biçimde ortaya konmasına rağmen 3. köprünün yapılmaya başlaması manidardır. 'Yeni İstanbul' adı altında tanımlanan yeni 1 milyonluk kentin 3. köprü aksı ile birlikte var olan su havzalarının ve kentin kalan en önemli yeşil dokusunu iktidarın sermayeye çevirebilmekteki kararlığı gözden kaçmamaktadır.
 
Cumhuriyet mirası olan aynı zamanda doğal ve kültürel SİT alanı olan Ankara Atatürk Orman Çiftliği alanına yapılaşmaya açarak, 'beyaz saray' olarak tabir edilen Başbakanlık kompleksinin yapım çalışmaları iktidarın ülkemizin, doğal ve kültürel miraslarını kolektif belleklerimizden silmeye çalıştığını, "rant" nesnesi olarak gördüğünün somut örnekleridir.
 
AKP iktidarı, ülkenin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına tüm kent topraklarını sermaye olarak değerlendirerek, var olan doğal ve kültürel miraslarını yok etmeye devam etmektedir.
 
Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile birlikte şimdiye kadar tüm korunan alanların sınırlarının değiştirebilmesine ve tümüyle kaldırılmasına olanak vermektedir. Bu tasarı doğal zenginlik açısından öne çıkmış ve tüm dünya ile paralel koruma altına alınmış milli parklarımız, doğal sitlerimiz, yaban hayatı koruma sahalarımız, uluslararası öneme sahip sulak alanlarımız yıllar önce ilan edilmiş olsalar bile yatırımcıların arazi edinme ve işletme taleplerine karşılık elden çıkarılabilecektir.
 
Bu koşullarda esenlikli bir dünya ve ülkemizin geleceği için, öncelikle temel insan haklarından olan 'sağlıklı ve nitelikli bir çevrede yaşama hakkı'nın sağlanması ve 'çevre yağması'nın durdurulması gerektiği konusunda tüm toplum kesimlerinin ortaklaşması gerekiyor.
 
Mimarlar Odası olarak, 58 yıllık geçmişin verdiği birikim ve toplumsal duyarlılıkla, ne yazık ki, yaşadığımız bu dönemde çevre adına hem dünya hem de ülkemiz için olumlu bir şey söylememiz mümkün olamasa da 'sağlıklı ve nitelikli çevrede yaşama hakkı' mücadelesini sürdürmekte kararlıyız."
  


Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin