Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

“Mimar Mekân ve Mesken Yaratır, Arkeolog ise Arar”

mimarizm.com / 21 Aralık 2016
İstanbul Serbest Mimarlar Derneği (İstanbulSMD)'nin Kalebodur’un desteğiyle SALT Galata’da düzenlediği buluşmaların beşincisi, 19 Aralık Pazartesi günü “Mimarlık ve Arkeoloji” başlığı altında gerçekleşti.

Geçtiğimiz dönemlerde Göbeklitepe ve Çatalhöyük konferanslarının gerçekleşmesine katkıda bulunan, Çatalhöyük Dostları Derneği kurucularından ve İstanbulSMD Eski Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Öztuzcu'nun moderatörlüğünde gerçekleşen “Mimarlık ve Arkeoloji” buluşmasında, Türkiye ve dünyada kültürel varlıkların korunması alanında çalışmalar yapan öncü isimlerinden Prof. Cevat Erder, mimarlık çalışmalarında antik kent ve kazılar üzerine uzmanlaşmış olan Prof. Nevzat Oğuz Özer, 1978'den bu yana yayımlanan Arkeoloji ve Sanat Dergisi’nin kurucusu Nezih Başgelen ve Arkeolog Metin Gökçay konuşmacı olarak katıldı.

Panelde, antik çağdan günümüze mimarlık uygulamalarının kent tarihini yorumlarken oluşturduğu referanslar, önemli yapılar üzerinden tarih ve çevre bilincinin önemi, ören yerleri, arkeolojik alanların korunması, restorasyon çalışmalarında mimarlık ve arkeoloji disiplinlerinin yaklaşımları ile iki disiplin arasındaki etkileşimi tartışıldı.

Eğitim ve çalışma yaşamından alıntılarla Türkiye arkeoloji tarihini aktaran Prof. Cevat Erder, yurtiçi ve yurtdışındaki koruma anlayışına ilişkin örnekler paylaştı. Türkiye’de arkeolojinin 1931 yılında bizzat Atatürk tarafından başlatıldığını belirten Erder, 1933 yılında yapılan ilk resmi hafriyat çalışmasının Atatürk'ün izniyle, Hamit Zübeyir Koşar ve Remzi Oğuz Arık tarafından yürütülen ve şu anda ODTÜ arazisi içinde bulunan Ahlatlıbel kazısı olduğunu söyledi. Mimarlık ve arkeoloji ilişkisini, “Mimarlar mekân ve mesken yaratır, arkeologlar ise mekan ve mesken arar” şeklinde tanımlayan Erder, arkeolojinin mimarlığa yaptığı en büyük katkının Vitruvius’un 'Mimarlık Üzerine On Kitap’ı olduğunu belirtti ve Vituvius'un yaşadığı yıllarda bir mimarın sahip olması gereken özellikleri “çizimde usta, geometri öğrenmiş, tarih bilgisine sahip, filozofları dikkatle izlemiş, müzikten anlayan, tıp ve hukuk bilgisine sahip, astronomi ve sema kurumlarıyla tanışmış” olarak özeledi. 

Prof. Nevzat Oğuz Özer, tasarım dalında uzman olmasına rağmen arkeoloji alanında da çalışmalar yaptığını belirterek, bu iki disiplinin birbirine çok önemli katkılarda bulunduğunu söyledi. Özer, 35 yıldır sürdürdüğü Kaunos kazısının kent kurgusu ve topografyası arasındaki ilişkiden yola çıkarak kendisine topografya, zaman ve katman hakkında çok fazla şey öğrettiğini ve bu bilgilerin mimarlık üretimine önemli katkılar sağladığını ekledi. Mimarlığın da insan gibi, doğan, değişen ve sonunda ölerek doğaya dönen organik bir yapı olduğunu dile getiren Özer, arkeolojinin  bu yapının gelişimini anlamamızda önemli veriler sunduğunu belirtti. 

Nezih Başgelen ise; Göbeklitepe, Çatalhöyük, Aşıklı Höyük gibi insanlık tarihinin en eski yerleşimlerinde yürütülen arkeolojik çalışmalarından verdiği örneklerle, arkeolojik bulgular sayesinde, mimarlık tarihinin ilk büyük yapı örneklerinin görüldüğü avcı toplayıcı evrenin; tasarım-planlama-iş programı-organizasyon-uygulama modelini izlediğinin ortaya çıkartıldığını, bu nedenle de arkeolojik veri tabanının mimarlık tarihi için çok değerli bir kaynak olduğunu anlattı. 

Katıldığı kazılar sayesinde kendini tam anlamıyla arkeolog olarak hissettiğini belirten Metin Gökçay, “Yaşayan bir kentin en eski geçmişi ile bugünü arasındaki bağlantıları çeşitli yöntemlerle saptayıp, içinde yaşayan kentliye haber vermek” olarak tanımladığı kent arkeolojisinin, sit alanlarında yürütülen kazılar ile farklılıklarını anlattı. Metro ve Marmaray kazılarında yaşadığı tecrübelerden örnekler sunan Gökçay, arkeolojik kazıların yapım teknikleri konusunda mimarlığa önemli bulgular sunmasının yanı sıra jeoloji gibi başka bilim dallarına da değerli katkıları olduğunun altını çizdi. 

Panelin son bölümünde, mimarların koruma etkinliğine dahil edilmemesinin korkunç sonuçlara yol açtığından bahsedilerek, özellikle çatı örtüsü gibi uygulamalarda yapılan hatalar nedeniyle insanlık tarihinin en önemli yerleşimlerinin tehlike altında olduğunun altı çizildi; ören yeri ve kazı alanı tasarımlarının yarışma ile yapılmasının gerekliliği vurgulandı.  

Mimarlığı ve kentleşmeyi, mimarlık dışındaki alanlarda çalışanlarla birlikte tartışmaya açan “İstanbulSMD ve Kalebodur’la Pazartesi Buluşmaları” panel serisinin video kayıtlarına İstanbulSMD web sitesinden ulaşabilirsiniz.
 


İlişkili Haberler
İlgili İçerikler
Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları